Monthly Archives: Mart 2012

SANATIN SOKAĞA TAŞINMASI ŞART

SANATIN SOKAĞA TAŞINMASI ŞART

Nejat Onursoy

Onbir yaşında Fransa’ya giden, öğrenimini orada tamamlayan ve gönlünü sanatçılara, onların tanıtılmasına kaptıran Roxane Ayral, sanatın sokağa taşınması gerektiğini söylüyor.

 

Fransasızların efsane ilüstratörü KİRAZ’ı, karikatürist Nicole Lamber’i, sokağın ressamı Stoul’ü Türkiye’ye getiren, duvarların ressamı Merve Morkoç’un ilk sergisini İstanbul’da açan, Stoul, Ayşen Karakaya ve Dilan Erkaya’ya İstanbul’da duvar boyatan Roxane Ayral, Paris’teki LE MUR – DUVAR gurubunun Türkiye’deki tek temsilcisi. Duvar gurubu ressamların şehir duvarlarına resimler yaparak kendilerini anlatmalarına ön ayak olan ve birçok önemli sanatçının yetişmesine neden olan bir gurup. Kısaca “Roxane” diye anılmayı seven sanat gerillası 10 genç Türk sanatçısının eserlerini geçtiğimiz yıl Paris’te sergileyen ardından fotograf sanatçısı Koray Erkaya’nın Paris ve Arles sergilerini gerçekleştiren küratör…

N.O. Sokak sanatını Türkiye’de galeriye taşıyan ilk küratör sizsiniz, Baraz Galerisi’nde açmış olduğunuz STOUL sergisi… Neden bu kadar önemli sokak sanatı?

 

R.A. İlk demeyi sevmiyorum, değil Türkiye’de, İstanbul’da gerçekleşen tüm etkinlikleri bile takip etmekte zorlanıyoruz. Bu tür işlere yönelen birçok genç galeri var.  Ama evet Eylül 2011 de Baraz galerisi’nde Stoul’ü İstanbul’da ağırlama şansına sahip olduk. STOUL Fransa’da genç ve kadın sokak sanatçısı olarak önemli bir yer edinmiş bir isim.

 

İstanbul sokakta yaşanan bir şehir. Ben Fransa’da büyüdüm, bu sayede Avrupa’da dolaşma şansım oldu ve sokak sanatı hayatımda hep önemli bir yer taşıdı. Sanata merak sarmama neden oldu bile diyebilirim. Ve İstanbul’da sokak işlerinin kenar köşe mahallerlerde sıkışmış olduğunu görüyorum. Beni üzen bu! Turistler Etiler, Nişantaşı, Taksim’de gezerken fotoğraflar çekebiliyor olmalı. Sokak sanatı fotoğrafla yaşatılan ve yayılan bir sanat, geçici olduğu için, bu yüzden kısa sürede çok insanın görmesi önemli.

Sokak sanatı kesinlikle çok önemli! En başta sanat önemli olduğu için. Sokakta yapılan ve sergilenen her iş herkes içindir ve özgür demektir. Mesajda ve teknikte sınırlama olmaz. Galerileri herkes gezmiyor, insanlar nedense çekiniyorlar. Herhalde “nasılsa alamayacağım” diye düşünüp ilgilenmiyorlar. Halbuki sokak, satılık olmadan önce görülüp bilinmek ve anlıkta olsa keyfini çıkarmak için var.

 

Ayrıca sokak sanatçılarına ayrı bir saygım var. Değil maddi bir karşılık beklemek, kendilerini riske atarak, bazen çok zor şartlarda bir iş gerçekleştiriyorlar ve sonra onu sadece sokağa teslim edip gidiyorlar. Bu sadece resim için geçerli değil müzik, tiyatro… sanatın sokakta olmasını seviyorum!

Bize Sokak sanatını biraz anlatır mısınız? Bu sanatçılar nasıl böyle birden bire öne çıkmaya başladılar?

 

Az önce bahsettiğim gibi sokak sanatı serbest ve doğal olduğu için güzel. Benim kişisel tahminim: Ticarı sanatın artık çok fazla yönlendiriliyor olması yaratıcılığı kısıtlamaya başladı ve sanatçılar istedikleri kadar cesur ve özgür davranamıyorlar. İster istemez satış kaygısı olduğu için, talebe göre yönleniyorlar. Sokakta böyle bir şey söz konusu değil. Sanatın bu “vahşi” halini keşfeden herkes bundan keyif alır. Birbirine benzemeye başlayan işlerin arasında yeni bir nefes gibi.

Avrupa’da önceleri kızgınlıkla karşılanmış olan duvarlara boyanmış resimler ve yazılar, şimdi artık neredeyse belediyelerin koruması altına alınıyor hatta sanatçıların bunu yapmaları için duvarlar bile hazırlanıyor, Türkiye’de durum nedir?

 

Evet! Londra’da Bansky işlerinin pleksi altında korunmaya alınmasını izliyoruz. Hatta duvarlar yerlerinden sökülüp satışa sunuluyor. Bunu hem heycanla ve kızgınlıkla karşılıyorum. Sokak sanatının bu yükselişi hoşuma gidiyor tabii, ama işin ruhuna aykırı değil mi diye düşünmeden edemiyorum.

 

Türkiye’de de bu tarz işler çok yapılıyor. Var olan sokak sanatını korumaya daha geçemedik ama inşaatların önünün daha güzel bir görüntü yaratmak için sanatçılara teslim edildiğini biliyorum. Sanat, genel anlamda artık bir katma değer oldu. Markalar sanatla görülmek ve hatırlanmak istiyor. Ülkemizde bu anlayışın daha çok sağlam olduğunu düşünmüyorum, ama hızla gelişiyor.

Galata’da bir inşaatın oluklu korunaklarını üç ayrı sanatçıya boyattınız, nasıl bir tepki aldınız ve bu sanatçılar kimlerdir?

 

Evet Doğan Apartmanı’nın tam arkasında “Blogger Base” diye bir café açıldı ve sanata değer veren bir ekip tarafından hayata geçirildiği için sokağa bu anlamda renk katmaya karar verdik beraber. Şimdilik üç ayrı iş var. Ayşen Karakaya, Stoul ve Dilan Erkaya’nin işleri çok güzel tepki gördü, orada yaşayan ve zaman geçiren insanlar tarafından. Resimlerin yapılma aşamasında da, sonrasında da çok keyifli geçti herşey. Şimdi başka sanatçıları orayı keşfedip duvarları doldurmasını bekliyoruz.

Sokak sanatına çok önem verdiğinizi biliyorum, bu konuda Türkiye’de neler yapmak istiyorsunuz ve engellerle karşılaşıyor musunuz?

 

Yapacak çok şey var! 24 saat proje üretebilirim bu konuda. Gerçekleştikçe sürpriz yapalım size… Engeller tabii var, sonuçta ne kadar ilgi görsede şimdilik kural dışı bir iş ve hâlâ vandalizm olarak kabul ediliyor. Belediyelerin ya da markaların bu konuda risk almak istememesini anlayabiliyorum ama, dünya gözüyle bakmak gerekiyor ve güzel oluşumlar olması içi biraz daha cesaretli olmak şart.

 

Ben sokak sanatına çok erken yaşta merak sardım ve asla vazgeçemyi düşünmüyorum. Etrafımda bu konuda anlaştığım heyecan dolu insanlar var ve beraber bu yolda yapabileceğimiz herşeyi yapacağız. Ben sanatçı değilim ve sokağa çıkıp graffiticilik oynayamam, ama elimden geldiği kadar bu işin tanınması ve kabullenilmesi için çabalarım. Dünyanın dört bir yanından sokak sanatçılarının Türkiye’ye ilgi gösterip, gelip buraya da iş yapmalarını sağlamak ve Türk sanatçılarında aynı şekilde işlerini yurt dışında, sokakta ya da galeride sergilemelerini sağlamak ilk hedefim.

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under HABERLER

Devlet olmak böyle bir şey…

Cüneyt AYRAL

Fransa’nın Anayasa Mahkemesi, Millet Meclisi ve Senato’dan geçen Soykırımı İnkâr Yasası’nı iptal etti. İptal gerekçesi, ifade özgürlüğünün sınırlanıyor olması, araştırma yapılmasının engelleniyor olması…

Lâik, demokratik hukuk devleti olan Fransa’da, “ben yaparım olur, olmazsa da oldururum!” düşüncesinde bir Cumhurbaşkanı var, ama:

•    Önümüzdeki bahar aylarında yapılacak olan iki kademeli seçimlerde bu cumhurbaşkanının artık hiç şansı yok…

•    Bu cumhurbaşkanının attığı her adım, hukukun denetimi altında ve hukuk tam anlamıyla özgür ve bağımsız…

Dün Fransa’nın Soykırım Yasası ile telaşlanan “Devlet-i Alî” nin bugün meseleyi bir kere daha irdelemesi ve “devlet olmak nasıl bir şey?” sorusunu bir kere de kendisine sorup, Fransa Anayasa Mahkemesi kararının satır aralarını okumayı denemesi gerekir…

Tabii okuma yazma biliyorsa, çünkü böyle giderse okuryazarlığımız da bitecek !

4+4+4 = 12′ yi ısrarla savunan ve buna karşı çıkanları “siz işinize bakın!” diye azarlayan başbakana, yine Fransız demokratik yaşantısından bir örnek vermeliyim.

Bir kere, Fransa’da eğitim 12 yıl kesintisizdir ve parasızdır. Ailesinin işi nedeni ile açık denizde, uzak dağda vb. olan gençlerin uzaktan eğitimi olabilir ama aslolan okula gitmek ve sosyalleşmektir.

Okul hayatını sevmeyen, ondan kaçmak uzaklaşmak isteyen öğrenciler için “okulunu sen yönet” sistemi ile  çalışan özel devlet okulları vardır. Burada da kesintisiz eğitim sürdürülür, ancak çocuklar okulun aynı zamanda yöneticisidirler. Derslerin saatlerine, okulun nasıl olacağına onlar karar verirler, yönetici ve öğretmen durumunda olanlar da bunu uygularlar.

Ülkede özellikle eğitim, sosyal yaşam, özgürlükler vb. konularda bir karar alınacağı zaman, öncelikle sivil toplum örgütleri hemen seslerini yükseltirler ve hükümet edenler de çıkıp “sen sus, işine bak, kuş sevenler derneği, bu işe karışamaz!” gibi bir söz söyleyemez, ancak saygı duyar ve uygulamak için yol yöntem arar.

Demokrasi “azınlığın çoğunluğa iktidarıdır!” ve alınmış oylar, hükümet etmeye yetmez. Demokrasinin, demokratik, lâik hukuk devletlerinde işleyişini, bu köşe de irdelemeyi sürdüreceğiz…

ayral@ayral.com

Yorum bırakın

Filed under HABERLER, TANITIMLAR & DUYURULAR, YAZILAR