SRİ LANKA

YURT GAZETESİ’NİN

14 KASIM 2012 GÜNLÜ HABERİ:

“BM’den itiraf: Tamilli sivilleri koruyamadık

Birleşmiş Milletler son taslağı BBC tarafından görülen bir iç raporunda, Sri Lanka’daki iç savaşta sivilleri korumakta başarılı olamadığını bildirdi. Sri Lanka devletinin Tamillere karşı yürüttüğü katliam saldırısında yüzbinlerce Tamil ufak bir alanda mahsur kalmıştı. Aynı yöntemin bir dönem de PKK’ya karşı uygulanması istenmişti.”

PKK teröründen ötürü, “terör” sözcüğüne hayli alışık olduğum için “tamil teröründen” söz edildiğinde çok şaşırmadım! (1998) Ama, her zaman “Ulusların kendi geleceklerini, kendilerinin tayin etmeleri hakkına” inandığım için, “terör” sözcüğü karşısında kalakalmışımdır.

 

CAMİİLERİ, BUDİST TAPINAKLARI,

HİNDU TAPINAKLARI, HAZRETİ İSA

VE MERYEM ANA HEYKELLERİ İLE BEZENMİŞ

YOKSULLUKLAR ÜLKESİ

SRİ LANKA

Budalar

Beş yıl ( 1998 – 2004) boyunca, sık sık gittiğim Sri Lanka’dan son döndüğümden, birkaç gün sonra, ülkenin tek uluslararası hava limanı Katunayake Hava Limanına yapılan Tamil baskınında, bir kaç gün önce beni getiren uçağın yanmış fotograflarını gazetelerde görünce ürkmedim desem yalan olur…

Dünyanın “gizli kalmış” az konuşulan ülkelerine yaptığım gezilerin hemen hemen hepsinde böyle tatsız olayları kıl payı kurtarmışlığımın ardında ne yattığını hiç düşünmedim ama, bu tür konularla uğraşan astrolog bir arkadaşım “sen artık biraz durul, seyahat etmektense, gezdiğin gördüğün yerleri yazarak paylaş” deyiverdi.Coloniel yapı hastahane

Sri Lanka, dünyada , daha çok ürettiği çay ile tanınıyor, ünlü Seylan Çayı’nın üretildiği, Hindistan yarım adasının Güney ucundaki, göz yaşı damlasını andıran ada burası.

Uzun yıllar Portekizlilerin, Hollandalıların ve ardından da İngilizlerin egemenlikleri altında yaşamış olan Sri Lanka, yakasını Hindistan’ın siyasal baskılarından kurtaralı da çok geçmemiş.

Ama hemen ardından ülkeyi yıllarca kasıp kavuran, genç erkeklerin çoğunun ölmesine neden olan Tamil Kaplanları sorunu ile uğraşmaya başlamış.

Tamil Kaplanları, iktidardakilere göre “terörist”, ama kendilerine sorduğunuz zaman, Kuzey Sri Lanka’da Hinduların özgürlüğü için savaşan devrimci bir örgüt.

2005 yılında başbakanlık yaptığı ülkesinin devlet başkanlığı seçimini kazanan Mahinda Rajapaksa, Tamil sorununu (!) kökünden çözmeye kararlı olduğu için seçimleri kazanmıştı ve sözünde durdu !

hindukadinMahinda Rajapaksa, ordusunu sanki bir başka devlet ile savaşıyormuşçasına ve sivil halkın varlığını göz ardı ederek Kuzey Sri Lanka’daki Tamillerin üzerine yolladı ve inanılmaz bir katliam sonucunda sorunu (!) kökünden halletti. O katliamda kaç sivilin öldüğü henüz bilinmiyor, açıklanmıyor. Ancak dünya devletleri bu olay karşında suskun davrandılar ve Hindistan’ın Güneyindeki küçük adayı kaderi ile başbaşa bıraktılar.

Gencecik erkeklerin askere alınarak, Tamillerle savaşta telef olmasından usanmış olan halk Mahinda Rajapaksa’nın inanılmaz “tek adamlık” reklamları ile yapılanın doğruluğuna inandırılmış ve katliam ülke içinde de ciddi bir muhalefet görmemişti. 2006 yılında yeniden gittiğim Sri Lanka’nın başkenti Colombo’daki “devlet başkanı reklamlarını” görünce, şaşkına döndüğümü ve ciddi bir faşizmin ülkeyi sarmaladığını hissettiğimi anımsıyorum.

Oysa bir önceki devlet başkanı olan Chandrika Bandaranaike Kumaratunga, meseleyi barışçı yollarla ve görüşmelerle çözmek için ciddi adımlar atmış ve Tamilleri yavaş yavaş siyasal bir platforma çekmeye başlamıştı (2004), amaç karşılıklı bir anlaşmaya varıp, birlikte yaşama nın yollarını aramaktı. Olamadı!

hindurit1

Sri Lanka aslında bir turizm cennetidir, değerli ve yarı değerli taşların yoğun olarak bulunduğu adanın bir diğer kaynağı ise çay.

Ancak bir dönem Rusya’nın, yani dünyada çayı en çok tüketen ülkenin ekonomik sıkıntıya girmesi (90’lı yıllar), Sri Lanka’nın bu ürününde sıkıntı yaşamasına neden olmuştu.

Katunayake Hava Limanı’nın adı, 2000 yılında ölen, dünyanın ilk kadın başbakanı olan Bandaranaike’nin anısına, artık onun adıyla anılıyor.

Sri Lanka, aslında parlamenter, sosyalist bir demokrasi olmasına karşın, hemen hemen tüm az gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi, uzun yıllar bir ailenin yönetiminde kalmış, Chandrika Bandaranaike Kumaratunga, yani dünyanın ilk kadın başbakanının kızı 1994’ten 2005’e kadar ülkeyi yönetmiş.

Sri Lanka, işsizlik ve iç savaştan kaynaklanan erkeksizlik yüzünden, işçilik ücretlerinin çok düşük olduğu bir el işçiliği cenneti. Ortalama aylık gelirin 30 – 40 Amerikan Doları civarında olduğu ülkede, devletin kuruduğu serbest sanayii bölgelerinde, özellikle tekstil sektöründe hayli yoğun yabancı yatırımcı var. Hong Kong ve Güney Korelilerin önde olduğu yatırımlar arasında Hollandalıların da yatırımları var. Son yıllarda Türklerin de ilgiini çeken Sri Lanka’lı tekstil fabrikaları birkaç önemli Türk markasının da üretimini yapıyor.

Baharatın bol olduğu Sri Lanka adasında en bol olan şey ise DİN…

Budizmin önderi kabul edilen Sidarta buradan geçmiş, uzun yürüyüşünü bu adada yaptığı söyleniyor. Şimdilerde ise, bir yandan geçmiş sömürgeci etkilerin sürdürdüğü hristiyanlık ve Hindistandan gelenlerin getirdiği Hindu dini yoğun olarak yaşanıyor Sri Lanka’da..

Sri Lanka, yıllardır yaşamakta olduğu ekonomik ve siyasal sıkıntılardan ötürü, ada dışına pek çok insanını çalışmaya göndermiş. Sri Lanka’lıların yoğunlukla çalıştıkları “hizmet” sektörüne talep daha çok Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Suudi Arabistan’dan gelince, ülkedeki Müslümanların sayısı günden güne artmaya başlamış.

Çalışmaya gittikleri ülkelerde kazandıkları paralar ile adaya geri dönenler, ticari işlere girişince, alım-satımın yoğunlaşması yine bu Arap ülkeleri ile olmuş, bunun üzerine özellikle Birleşik Arap Emirlikleri Sri Lanka’yı yoğun biçimde  ekonomik olarak desteklemeye başlamış.

Yoksulluğa en kolay direnç yolu olarak kabul edilen, dinsel meditasyonun siyasiler tarafından da desteklenmesi sonucunda, ülkenin her yanı, her dinin tapınakları ile dolup taşmaya başlamış, oysa Sri Lanka’lıların asıl dinleri Budizm… Onun için de başşehir Colombo’nun ortasındaki bir Budist tapınağında, kutsal sayılan filleri gezinirken görmek olası.

Sri Lanka’ya gidip geldikçe, adanın aslında günden güne daha “KONTRAST” bir görüntü kazanmakta olduğunu gördüm.

Bir yanda çıplak ayakları ve bellerine sardıkları peştemal ile gündelik yaşamını sürdüren insanlar, öte yandan en hızlı erişim sistemi ile internete bağlanıp, dünyayı sanal ortamda keşfeden Sri Lankalılar.

caaskerlerle

Colombo’nun ortalık yerindeki çarpıcı koloniel hastahane binasının karşısındaki dev internet afişi, altında yürüyen yoksul adalılar ve hemen yanı başında muz satan güler yüzlü, çikulata renkli Sri Lankalı delikanlının yarattığı üçgeni kavramakta zaman zaman zorluk çektiğiniz oluyor.

Öte yandan, yıllarını Londra’da geçirdikten sonra ülkesine geri dönen Shanth FERNANDO’nun oluşturuduğu “Paradise Road” turizm kompleksi de insanı düşündürüyor..

Paradise Road, önce bir hediyelik eşya mağazası olarak başlamış işe, ardından Sri Lanka’nın el yeteneğini, ilkel malzemeler ile birleştirip, çağdaş ve şık hediyelik eşyaların üretimi başlamış, onun ardından da, şık paketleme. Hediyenin belki de, en can alıcı noktası olan paketleme işini, basit renkli kâatlar ve ham ip ile çok şık çözmüş S. Fernanda.

Ama onun çözdüğü bilmeceler bununla kalmamış, 2 Alfred House Road Colombo 3 adresindeki “The Gallery Café” belki de şehrin en iyi lokantası olma özelliğini taşıyor.

Aslında Colombo’nun en bilinen turisrtik lokantası, bizim eskiden Sarıyer’de (İstanbul) var olan URCAN lokantasını andıran Beach Wadiya lokantası (2, Station Ave. Wellawatte), ama The Gallery Café de yemek yemek bir ayrıcalık olarak kabul ediliyor, çünkü Sri Lanka ölçülerine göre çok ciddi bir para ödeniyor, yani adam başına 20-25 doları bulabilirsiniz. Fakat bir gün yolunuz düşerse eğer Colombo’ya, The Gallery Café de karışık tropikal meyva suyunun içine votka ya da Rum Bacardi koyup içmeyi, yemekte de jumbo karideslerden tatmayı ihmal etmeyin sakın…

Körinin hemen hemen her yiyecekte kullanıldığı Sri Lanka’nın en önde gelen sorunu yolsuzluk.

Yolsuzluk sözcüğünü her anlamda algılamak olası, yani otomobillerin gidebileceği yolların olmamasından, politikacıların ya da devlet memurlarının yaptıkları yolsuzluklara kadar her türlüsü geçerli, ama Sri Lanka 25 milyonu aşan genç nüfusu ile herşeye karşın, yarına hazırlıyor kendisini.

Kadınları en güzel gösteren giyimlerden birisi olarak kabul ettiğim “sârî’yi”, en iyi taşıyan kadınlar kuşkusuz ki Sri Lanka’nın kadınlarıdır.

Bir iş çıkışı saatinde, terlik gibi giyindikleri topuksuz ayakkabıları ve sârîleri ile yollara dağılan kadınları izlemek ayrı bir tat veriyor insana.. Bu kadınlardan bir tanesi de, İstanbul hayranı, müslüman bir kadın, Yasmin Cader

Bence “Yasemin Kader” olan bu Sri Lankalı kadın, cin gibi, bilgili ve çalışkan. Onu tanıdığımda Sri Lanka’nın bir diğer yüzünü  anlamakta gecikmedim.

İç savaşın yarattığı sıkıntı ile azalan erkek sayısı, ülkesinden giden erkek sayısı ile de birleşince kadınların ülkelerine her anlamda sahip çıkmalarına neden olmuş, bugün multi-dinli yapısı ile yeniden yapılanmaya çalışan Sri Lanka’da işte bu kadınlara hayli iş düşüyor, onlar da bunun bilincindeler. Cader ile konuşurken, bana İstanbul’a geldiğini ve çok sevdiğini, çok beğendiğini anlatıyordu ve müslüman kadınlara örnek olarak çağdaş Türk kadınını göstererek övünüyordu (2005).

Sri Lanka’nın konuk ettiği en önemli isimlerden birisi de 1956 yılında buraya yerleşen bir edebiyat ve bilim adamı.

2001 yılında, Sri Lanka’nın tüm dünya televizyonlarında konu olmasına, duyurulmasına neden olan bu isim, gerçek üstü romancılığın babalarından kabul edilen ve 2001 Speace Odessy kitabının yazarı Arthur C. Clarke (1917 -2008).

Clarke 2001 Speace Odessy’yi yazdığı zaman 2001 yılını görüp göremeyeceğini, bilmiyordu. Onunla ilk buluşmamızda, 1998 yılında, 81 yaşındaydı ve bana tek isteğinin 2001’i görüp öyle ölmek olduğunu söylemişti.

Clarke ile en son röportajımı 2002 nin başında yaptım…

 GİTTİM… DÖNDÜM…

hindutapinak1

Anita,

Sri Lanka’da, Negombo’da, bundan birkaç yıl önce, gördüğüm ilk Sîri  kadın…

İncecik vücuduna, özenle sarındığı sarisini, yürüdükçe, topuklarından yukarı iterek, ipeğin tüm vücudunda eyleme geçmesini ustalıkla becerebilen ve bakışları insanın içine, derinlemesine işleyen…

Alnının tam ortasındaki kırmızı lekesiyle, üçüncü gözüyle, iç dünyalara kolaylıkla bakabilen, güzel kadın.

Sana da söz vermiş olduğum gibi, geldim oraya… Ama sen yoktun !

Katunayake’deki hava alanına indiğimde, olağan askeri korumanın iyice arttığını görünce biraz telâşlandım aslında..

Tamillerin iyice hareketlendiklerini okuyordum ama, işin olağanın dışına çıktığını ve sinirlerin bu denli gerilmiş olabileceğini bilmiyordum doğrusu. Hava alanı çıkışında bile iyice arandık…

Dökülen kanlardan kim yarar sağlıyor Anita? Geçmiş Hint yönetimlerinin, bu huzur adasında oynamış oldukları oyunların sıkıntısını, acısını ve hüznünü sürdürmenin anlamı nedir? Bunca düşünsel öğretinin göğerdiği bir ortamda, bu kan nasıl akıtılıyor? Bir türlü akıl erdiremiyorum…

Adaya varıp, her zamanki otelime yerleştikten sonra, senin oraya geldim hemen, Negombo’ya…

Gitmişsin, Hindistan’daki yakınlarının yanına gittiğini ve bir ay sonra döneceğini söylediler, başlarını iki yana sallayıp, o inci dişlerini göstererek sırıtan, koyu kahverengi yüzleriyle Sîri delikanlıları.. Gülümsemelerinin ardında gizli olan neydi?

Oralarda kaldığım günlerde, sıkıntılar peşimi bırakmadı Anita… Katunayake’den Colombo’ya giderken çok yağmur yağıyordu ve trafiğin de kuralları olduğunu bilemeyen sizin oralı şöförlerden bir tanesi, her yanı hırpalanmış otobüsü ile gelip çarptı benim de içinde bulunduğum otomobile, arka cam kırılıp içime doldu ve çevreyi dolduran yoksul gençler, bu karamboldan çalınacak birşey var mı diye yokladılar.. Polise haber verdik ve hemen cevabı geldi.. “Olağan bir kaza, aranızda halledin!”

yapraklar

Colombo’da ardı ardına patlayan Tamil bombaları ve onların getirdiği ölümler, zaten çok sıkı olan güvenliği de artık dayanılmaz bir boyuta erdirmişti, her adım başında aranıyor, genç ve tecrübesiz askerler tarafından “potansiyel terörist – ajan” muamelesi görüyorduk…

Eğer seni görebilseydim ve ellerinle hazılamış olduğun, o karışık egzotik meyvaların suyundan içebilseydim, bunlar belki de gözüme batmayacak ve yormayacaktı beni…

Seninle birlikte gezip de fotograflar çektiğimiz, Negombo pazarlarına yeniden gittim ve fotograflarını çektiğimiz pazarcı kadınları buldum.

O “entellektüel” pazarcı kadın da, sarındığı sarisinden, yine çömertçe açmıştı iri memelerini ve yine gazetesini okuyordu.. Hepsinin fotograflarını verdim, öyle sevindiler ki inanamazsın… Onlarla birlikte oturuduk ve bu kere birlikte çekildi fotograflarımız.

Bundan sonra geldiğimde de, onları birlikte götürür veririz ve o dev boyutlu bamyalardan alırız, minik, kokulu muzlardan da alırız, suyunu çıkartınca, ananasla karışınca enfes bir lezzeti oluyor…

Sizin oraların vazgeçilmez körisinden de aldım, beni iyice alıştırdın artık yakan körili pilavlara…

Acı karabiber de aldım ve fiyatını görünce de inanamadım.. O zaman anladım Hollandalıların ve İngilizlerin bu sömürgecilik meraklarını.. Bugün, hâlâ bu kadar ucuza satılabiliniyorsa bunca baharat, geçmiş zamanda kimbilir nasıl para kazandılar sizlerin sırtından, bu insanlar? Ve karşılığında ne verdiler? Kocaman bir karmaşa ve yapayalnızlık…

Hâlâ da aynı oyun sürmüyor mu? Rusyanın ekonomisi nezle olup da çay alımları azalınca, sizin ekonominiz yatağa düşmedi mi?

Bugün Afrika’nın Free Town’unda elmaslar için oynanan oyun ile, sizin üzerinizde oynanmış olan baharat ve çay oyunları aynı değil mi?

Bakıyorum da, dünyanın en güvenilir haber ajansı olması gereken BBC bile, aylardır İslam gerillalarının Filipinler’de tutsağı olan insanlardan haber vereceklerine, Free Town’daki  askeri eylemlerden ya da Zimbabwe’deki seçimlerden birinci haber olarak söz ediyorlar… Çıkarlar ve çıkarcılar dünyası ! …

Anita, güzelliği ile duygularımı esir alan kadın, her dokunuşu ile, vücudumun ayrışıp yeniden toparlanmasını sağlayan, sanki “başka dünyalarınmış” gibi, gece karanlıklarında, denizin sessiz kıyılarında, uzak gök yüzünde, asıl yaşadığı yeri gözetleyen kadın..

Bu kez, Sri Lanka sensiz geçti, ama yine de hep birlikteydik sanki..

İpek Yolu’nda iz sürer gibi, seninle gezip gördüğümüz yerlerden, yeniden geçtim.. Tamil mahallesindeki, Hindu Tapınağında yeniden ayini izledim, sonra Sidarta’nın öğretisinden yola çıkmış, Budistlerin o dev beyaz kubbeli tapınaklarında tütsüler yaktım, boynuma beyaz şal geçiren monklarla sohbet ettim ve onların derin düşünceleri ile biraz daha sakin ama heyecanla bakmaya başladım doğaya…

İnsanlığın, Mars’da suyu aradığı, dünyayı, dünya dışından gözleyebildiği, bambaşka gökadalardan ziyaretçilerin sık sık gelip gittiği, internetin alıp yürüdüğü ve artık varlığımızın bile alfabesinin yazılmış olduğu bu ortamda, Sri Lanka’nın halâ bugünkü halinde olmasına şaşırıyorum..

Ve, gerçeküstü romanın en büyük ustalarından birisinin, 3001 “The Final Odyssey” yi bile yazabilen, Arthur C. Clarke’ın da Colombo da oturuyor olmasını, bu ortamı yıllardır sizinle paylaşmakta oluşunu da inan paradoks olarak algılıyorum, sence başka nasıl düşünebilirim?

Anita.. Seni özlüyorum, yakında yine görüşeceğiz…

25 Temmuz 2004, Nice (Fransa)

 ÇAĞIMIZIN JULES VERNE’İ ÖLDÜ

(1917 – 2008)

ca-acclark

Bugün çılgınca kullanmakta olduğumuz cep telefonlarının babasını tanıyor muyuz?

Büyük bir olasılıkla, hemen hemen tüm okurların vereceği yanıt “bilemedim” olacaktır..

Yüzü aşkın roman, bini aşkın öykünün yazarı ve “öldükten sonra beni yazar yanımla anımsayın, deniz altı araştırmalarımla, uzay bilimi ile ilgili çalışmalarımla değil” diyen Sir Arthur C. Clarke bir öyküsünde söz ediyor uzaya atılacak bir uydu ile haberleşmeyi ve ondan yararlanan bilim dünyası cep telefonunu oluşturuyor…

Ünlü İngiliz yönetmen Stanley Kubrick’in çok ses çıkartan filimlerinden birisi olan 2001 A Space Odssey’nin öyküsünün yazarı ve filimin senaryosunun yardımcı yazarı da Arthur C. Clarke…

İngiltere kraliçesi Elisabeth’in “sir” ünvanını verdiği, 1917 doğumlu Arthur C. Clarke, 19 Mart günü, 1959 yılından bu yana yaşamakta olduğu Sri Lanka’nın (Ceylon adası) başşehri Colombo’da, Apollo hastahanesinde öldü…

Haberi gazetelerde okumadan önce Hector Ekanayake’nin, yani en yakın dostunun gönderdiği e mailden öğrendim…

Usta yazar ile 1998 yılında Sri Lanka’ya yaptığım ilk seyahatte tanışmıştım. Hakkında çıkartılan pek çok tatsız dedikodudan ötürü, gazeteciler ile görüşmediği söylendiği halde, ilk telefonuma cevap vermiş ve iki gün sonrası için randevulaşmıştık.

Colombo’nun 7inci bölgesindeki evinde beni ilk karşılayan, “ailem” dediği Sri Lankalı Hector Ekanayake olmuştu. Hektor onun aynı zamanda deniz altı araştırmaları ve turizmi konundaki ortağı ve en güvendiği insandı.

Ziyaret öncesinde Hector Ekanayake içeri girdiğimde teyp çalıştırmamı ve onbeş dakikadan fazla kalmamamı söylemişti. Ama benim bu ilk ziyaretim iki saati aşmış ve Arthur C. Clarke ile dostluğumuzun başlangıcı olmuştu.

O gün, onu ziyarete gelen Budist monklarla birlikte beni de evinin en üst katına göndermiş ve uzayın derinliklerini seyrettiği teleskobu ile, o bitmez türkenmez boşluğa bakmamı söylemişti. Odasına döndüğümde bana “Bu aşkam yıldız yağmuru olacak, az sonra gidip yatacağım ve hava karardığı zaman çıkıp yağmuru seyredeceğim” demişti. Aynı gün (1998 yılı), 2001 A Space Odssey filiminden de söz etmiş ve “acaba görebilecek miyim 2001’i” diye dertlenmiş, hüzünlenmişti.

Arthur C. Clarke ile 1998 deki buluşmamızın ardından ikinci kere 1999 da buluştuk. Yaklaşık üç saati bulan konuşmamızda bana gerçek üstü roman ya da öykü yazmanın sırlarını anlatıyordu. Çünkü, ne yazdığımı sormuş ve ben “aşk üzerine ve kadınlarla ilgili yazıyorum” deyince kocaman bir kahkaha atmıştı.

O seyahatim sırasında kendisine Türkiye’de yayımlanmış kitaplarını götürdüğümde bana uzun uzun Türkiye’yi sormuş ve hiç beklemediğim kadar derinlemesine soruları ile beni şaşırtmıştı.

İkinci Dünya Savaşında İngiliz ordusundaki görevi sırasında, 1945 yılında, insanların haberleşme sistemlerini uydular yoluyla yapacaklarını ortaya atmıştı, hayal gibi gelen bu düşüncesi, aradan 12 yıl geçtikten sonra uzaya fırlatılan Sputnik 1 uydusu ile gerçek olmuştu, o ise önündeki minik bilgisayarı aracılığı ile dünya ile durmadan haberleşmenin tadını çıkarttığını söylüyordu.

A.C.Clarke için haberleşme, haberdar olmak, yaşamının en önemli parçalarından birisiydi. Belkide bu nedenle 24 saat durmayan faks ve elektronik posta servislerinin başında sürekli adamları bulunurdu. Dünyadan haberi olan, 1990 yılında yakalandığı çocuk felçi hastalığından ötürü sürekli tekerlekli iskemlede oturmak zorunda kalan yazarın artık roman yazmayacağını da o seyahatte öğrenmiştim.

2001 yılını yaşadıktan sonra ölmek istediğini sık sık tekrarlayan Arthur C. Clarke, 2001 yılında tüm dünyanın televizyonlarındaydı.

NASA Uzay Araştırmaları Merkezi’nin danışmanı da olan yazarın 2001 deki sevincini anlatabilmek olanaksızdır. O günlerde çekilen ve dünya televizyonlarında gösterilen onlarca dökümantere baktığınız zaman, bir insanın gerçek mutluluğunu onun yüzünde izlersiniz. Yazarın medya ile kırgınlığının bittiği yıl da 2001 dir. Ondan sonra dünya basını ile görüşmeye ve anlatmaya devam etmiştir.

Arthur C. Clarke 100’ü aşkın kitabı ve 1000’i aşkın öyküsü arasındaki uzayı ilgilendiren gerçeküstücü yaklaşımlarını her zaman bilimselliğe dayandırmayı istemiş ve uzayı yazmakta olduğu için denizlerin altına inmesi gerektiğini düşünüp bu işe başlamış. Onun deniz altındaki ağırlıksız ortamı keşfetmesi ise uzay araştırmaları merkezi NASA’nın astronotlarını su altında eğitmesine neden olmuş.

Stanley Kubrick ile birlikte yaptığı ve 1968’de Oscar ödülünü paylaştığı “2001 A Space Odyssey” filiminde “HAL 9000” adıyla bir bilgi işlem sistemini anlatan yazar, insan düşüncesine yakın düşünebilen bu sistemin gerçekleşmesinin eli kulağında olduğunu söylemişti bir keresinde.

Arthur C. Clarke yaşamakta olduğu Sri Lanka’yı çok severdi, oranın insanlarına karşı özel bir sempatisi olduğunu tekrarlar ve Sri Lanka için hep birşeyler yapmayı arzu ettiğini söylerdi. Orası için yaptığı en önemli işin GMT’ye göre saat farkının 5,5 saat olduğu ülkenin 6 saat farka düzeltilmesi olduğunu anlatmış, böylece Sri Lanka’nın dünya ile daha rahat haberleşebildiğini ve ekonomiye bu yarım saatin ciddi katkısı olduğunu söylemişti. Ülkedeki Tamil ayrılıkçı hareketinin bitmesini isteyen ve bunun en çok arzuladığı şey olduğunu söyleyen Arthur C. Clarke barışsever kimliği ile de biliniyordu. Dünyanın pek çok üniversitesinden fahri doktorluk ünvanları almış, sayılamayacak kadar çok ödülün sahibi olan yazar bundan birkaç yıl önce ABD’ye yaşayan Türk gazeteci Bircan Ünver’e roman yazmama kararından vazgeçtiğini açıklamıştı. Bu haberi dünyaya duyuran Ünver The Last Theorem’in ilk el yazmalarını görendir, ne yazık ki hastalıklar ve yorgunluk yazarın bu kitabını bitirmesini engelledi. Kitap Amerikalı yazar Frederik Pohl tarafından bitirildi, ve okurları ile buluştu (2008 Temmuz).

Arthur C. Clarke 1994 yılında Nobel Barış ödülüne aday gösterilmişti. Sri Lanka’nın başşehri Colombo’nun yakınlarındaki Moratuwa Üniversitesinin onursal başkanlığını da yapmış olan yazarın adına bu üniversitede kurulu bir de enstitü var.

Yazar ile bir başka buluşmamızda ona genç yazarlara ne öğütlediğini sormuştum, o da “hergün bir kitap okuyup bitirmelerini söyle ve durmadan dinlenmeden yazmaları gerektiğini…” diye yanıtlamıştı.

Arthur C. Clarke 1975 yılında Sri Lanka’nın yerleşik konuğu olmuş ancak hiçbir zaman İngiliz kimliğini değiştirmemişti. 2005 yılında Sri Lanka hükümeti, en büyük devlet nişanı olan Lankabhimanya (Lanka övünç nişanı) ile onu onurlandırmış ve 16 Aralık 2007 de 90’ıncı yaş gününde Sri Lanka’nın tüm üst düzey yetkilileri, sanatçıları, ülkedeki diplomatlar ve bilim dünyası kutlamaya katılmışlardı.

En son 2006 yılında Sri Lanka’ya yaptığım çok kısa ziyarette Hector Ekanayake ile konuşabilmiş ve rahatsız olduğu için kendisi ile görüşememiştim. Ama dünyanın bu çok önemli adamını tanımış olmak ve onunla ilk röportaj yapan Türk gazetecisi olmak beni her zaman onurlandırmış ve sevindirmiştir.

İngiltere’de Minehead, Somerset’de doğan Arthur C. Clarke kendi arzusu üzerine Colombo’da dini hiçbir çalışmanın yapılmadığı bir tören ile yakıldı.

Arthur C Clarke 2001

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, TANITIMLAR & DUYURULAR, YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s