Bir sokak olsa, her yeri sanat olsa…

 

opct_492735f8b81c53840cc2876199565f94c5323d3f

Sanat’ın her hali beni uzaklara taşır. Düşündürür, hayal kurdurur, yaratıcılığımı pekiştirir, yepyeni fikirlere yol açar. Duygulara hitap etmenin en doğru yolunu bilir sanat. Kimi insan müzikle mutlu olur, kimisi şiir okurken nostaljik, bazen bir film izleyip tüm hayatı sorgular. Benim sokak sanatına duyduğum özel ilginin nedeni ise, sokaktan çıkan herşeyin “gerçek” oluşudur.

rue-denoyez-9

Bir sabah kahvaltısı sohbetinde annem sormuştu bana “sen çok seviyorsun bu sokak sanatını değil mi? nedir bu kadar özel kılan bu işi?” diye. Heycanla anlatırken, kendime de bu soruyu ilk defa sorduğumu fark ettim ve sizlerle de bu görüşümü paylaşmanın bu sanatı anlatmanın en doğru şekli olacağını düşündüm. Sokakta gerçekleşen sanatın kar amacı gütmediğini (guerilla reklam işlerini ayrı tutuyorum) biliyoruz, peki sokağı boyayabilmek için sanatçıların boya 5_Cyclop_D_noyez_9385malzemelerini karşılamak adına başka işlerde çalıştıklarını ve genelikle geceleri veya hafta sonları uykularını feda ederek, sıcak soğuk hava demeden çıkıp riskli şartlar altında çalıştıklarını hiç düşündünüz mü?  Sonra kendi kaderine bırakıp gidiyorlar o işi, belki birkaç saat, belki senelerce kalmak üzere. Birde üstüne serseri damgası yiyorlar. İşine duyulan gerçek aşk böyle birşey olsa gerek. Çok genç yaşımdan beri sokaktan doğan herşey ilgimi çekmiştir. Jazz barları, hip-hop gece kulüplerinde dans karşılaşmaları, Paris’te evsiz etiketi altındaki sokak filozofları, kaldırım köşelerinde akrobatik harekertler yapan kaykaycılar… tüm bunlar bana hep en saf, en gerçek yapılan işler ve haller gibi gelmiştir.

Bazen kaçıp kendimizi unutturmak ve herşeyi unutmak isteriz. Bu hayattan kopmak anlamına gelmez, sadece ufak bir ara vermek yeterlidir aslında. Uzun zamandır ihtiyaç ve isteklerimize yön vermeyi kendine zevk edinmiş reklam piyasası, tatil için çalıştığımızı bize inandırarak palmiye, beyaz kum, mavi deniz hayallerine yönlendirdiler bizi. Bu manzaraya pot-mosaique-rue-denoyezkarşı olmamakla beraber, her sabah bunun hayali ile kalkıp işe gitmenin zaralı bile olabileceği kanısındayım. Sanatın da doğa kadar dinlendirici ve ilham verici olduğunu düşünen ben, daha çok şehrin orta yerinde bir sokak olsa, heryeri sanat olsa, kafeleride olsa istemişimdir hep. Gitsem saatlerce otursam, nerede olduğumu unutsam. Alice harikalar diyarına dalmak gibi… tamamen kopmadan, uçak bileti almadan birkaç saat ara versem şehire.

Derken… Paris’in “burjuva bohem” denilen mahallerlerinden biri olan Belleville’de beyaz tavşanı takip edip o karanlık deliğe düştüm resmen. Denoyez sokağına hoşgelmiştim. Birkaç yüz metrelik bu sokağın sağı, solu, yerden göğe sanat dolu. Galerilerle dolu bir sokaktan bahsetmiyorum. Tüm duvarları, çöp kutuları, çiçek saksıları… Burada herşey birer sanat eseri. Üstelik bir günü diğer gününe uymuyor, her seferinde yeni bir işle karşılayabiliyorsunuz. Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır ya, buda onlardan diyebilirim. Paris’e yolum düştükçe, ufak bir yürüyüş için bile olsa mutlaka uğramayı sevdiğim yerlerden biridir. Yepyeni sanatçılar keşvetmin keyifli bir yolu olmanın yanı sıra, galeri veya müzelerde rastalayacağınız isimlerin de eserlerini elde etmeden sadece oracıkta izlemenin keyfine varabiliyorsunuz.

dsc8864

İstanbul’da da bir sanat sokağımız olması dileğiyle…

ROXANE AYRAL

dsc8878

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, Roxane Ayral'ın yazıları, TANITIMLAR & DUYURULAR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s