O UMUTLAR BUGÜN KONUŞULMUYOR BİLE…

Screen shot 2013-02-16 at 19.56.09

BAĞIMSIZ DERGİSİ 3. SAYI (ŞUBAT 2013)

GİRSEK Mİ? GİRMESEK Mİ?

Kasım 2007 de yayınlanmış olan kitabımın adı “Girsek mi? Girmesek mi?” idi. Bu kitapta, 1996-2004 yılları arasında Dünya Gazetesi’nde yazmış olduğum yazılardan, Avrupa Birliği konusunu işlediklerimi toparlamıştım. Kitabın “söyleşiler” bölümünde ise, İtalya’nın ünlü temiz eller savcısı Antonio di Pietro, o zamanlar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olan Tahsin Ertuğrul, Prof Ahmet Aykaç ve Prof Mehmet Odekon, Gazeteci Mahmut Değer ve Marc Semo ve yine o zamanlar Monaco Başbakanı olan Patric Leclerqe ile yapmış olduğum görüşmeleri yayımlamıştım.

MINOLTA DIGITAL CAMERA

Paris’te bir nehir kenarı kitapçısı, şarabı peyniri ve kitapları ile

Kitapta 2013 yılının, Türkiye’nin AB’ye kabul edileceği “umut yılı” olduğuna dair notlar var. Ama görüldüğü gibi aradan altı yıl geçmiş ve o umutlar bugün konuşulmuyor bile.

Biz öncelikle Avrupa Birliği’nin (AB) ne olduğuna bir bakalım.

AB herşeyden önce bir barış projesidir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından yorgun düşmüş olan Avrupa, savaşlarda kazananın olmadığını öğrendikten sonra, nasıl bir barışın en doğrusu olacağını düşünerek, biraz da Amerika “Birleşik” Devletleri modeline bakıp hayal kurarak, AB’nin oluşumuna girişmiştir.

 MINOLTA DIGITAL CAMERA

Paris’te George Pompidou Kültür Merkezi kütüphanesine girmek için sıra bekleyenler

Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak başlayan süreç aslında AB sürecinin içindeki “EURO” projesidir, yani AB’nin kendisi bir ekonomi birliği olmaktan çok, bir barış ve kültür birliğidir.

MINOLTA DIGITAL CAMERAÖzellikle ikinci savaşta birbirini acımasızca katleden Almanya ve Fransa’nın uzlaşması ve Avrupa’da barışa örnek olması gerekiyordu. AB belki de yalnızca bu iki ulusun uzlaşmasını sağlamış olması bakımından yeteri kadar başarılıdır. Bugün Almanya ve Fransa’nın AB’nin liderleri ve hatta “patronları” olduğunu düşünürsek, projenin başarısını ve amacını daha iyi anlamış olacağız.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa Anayasası (hâlâ yazılabilinmiş değil ama uğraşı sürüyor), Schengen sınırsız sınırlar birliği, Avrupa Parlamentosu gibi oluşumlar, AB projesinin temellerini oluşturmakta ve ulusların birbirlerine daha yakın olmalarını sağlamaktadır. Euro – para birliği ise AB içinde tam bir birlik sağlayamamış, bazı önemli ekonomilerin bu birliği kabul etmemesine neden olmuştur, örneğin İngiltere ve İsveç bu birlikte değildirler ve kendi ekonomik özgürlüklerini sürdürmekte, Avrupa Merkez Bankası kararlarına uymamaktadırlar. Zaman onların çok da yanlış karar vermediklerini gösteriyorsa da, daha uzun bir sürece bakmakta ve beklemekte yarar olduğunu düşünüyorum.

AB nedenli bir barış projesi ise de, herkes kendi korunmasını ve kuşkularını henüz bırakmış değil. Örneğin her ayın ilkMINOLTA DIGITAL CAMERA Çarşamba günü, Fransa’nın tüm şehirlerinde sirenler ötmeye başlar. İkinci Dünya Savaşı’nın tüm ağırlığını ve kayıplarını yaşamış olan Fransa, her gün birşey olacakmış gibi, sirenlerini ve uyarı sistemlerini çalışır halde tutmak istemektedir. Bu ve buna benzer ister istemezlikler tüm Avrupa ülkelerinde karşılaşılan olaylardır.

AB projesi, Avrupa’daki uzlaşı kültürünü derinlemesine geliştirmiştir. İtalya’nın yıllar süren Berlusconi iktidarı ve istikrarsız İtalyan siyaseti, Almanya’da süren Merkel iktidarı ile Fransa’nın yeni sosyalist iktidarı, batan Yunan ekonomisinin istikrarsız hükümetleri, İspanya ve Portekiz’in sıkıntılı yönetimleri her zaman AB konusunda belli bir uzlaşmaya yönelmişler ve pek çok konuyu birlikte görüşüp çözebilmeyi başarmışlardır. Elbette onların bu davranışında ortak kültürlerinin “Rönesas” olması ve ortak bir dini paylaşıyor olmalarının etkisi büyüktür.

MINOLTA DIGITAL CAMERAAB kendi içerisinde tutarlı olmakla birlikte, Avrupa’nın genel diplomatik eğilimi olan “çifte standartçılığı” da bırakmış değildir.  Bu tamamen AB’nin çıkarları doğrultusunda uygulanmakta olan bir dış politikanın sonucudur, çünkü diplomaside yalnızca çıkarlar konuşulmaktadır ve her ülke kendi çıkarları doğrultusunda kararlarda israrcıdır. Bu doğaldır. Ancak bir ülke AB’nin karşısına çıkıp istikrarlı ve belirleyici bir siyaset uyguladığı zaman ve AB’nin çıkarlarının zedelenme olasılığını ortaya kararlılıkla koyduğunda iş değişebilir. İşte Türkiye’nin bugüne kadar yapamamış olduğu da budur.

Türkiye, AB karşısında tutarlı ve net bir tavır ortaya koymamıştır, hemen hemen hiç bir uluslararası konuda kendisini yeteri kadar ve doğru biçimde anlatamamıştır. Bunun en belirgin kanıtı Kıbrıs meselesidir. Kıbrıs’ta gerçekçi bir çözüm olmadıkça, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini düzenlemesi olanaksızdır. Oysa bugün 1974 harekâtından bu yana 39 yıl geçmiştir ve Kıbrıs’taki nüfusun düşünceleri artık her iki yakada da çok daha farklıdır. Kıbrıs Barış Harekâtı bize savaşta hiç kimsenin kazanmadığını öğreten çok somut bir derstir. Artık ne Rauf Denktaş, ne de Bülent Ecevit – Necmettin Erbakan ikilisi vardır, o nedenle Kıbrıs sorununa başka bir gözle bakıp, Türkiye’nin daha büyük çıkarları öncelikli olmak üzere yeniden düşünmek gerekmektedir.

Yunanistan bir süredir ciddi bir mali kriz ile savaşmakta ve AB’nin desteklemesi ile ayakta durmayı denemektedir, ancak gelen yeni haberlere bakılırsa, Ege Denizi’nde yeniden sorunlar yaşamaya başlayacağız. Oysa Türkiye kaç yıl süre ile kıta MINOLTA DIGITAL CAMERAsağanlığı ve FIR hattı konusunda konferanslara gitmiştir, Türk dipomatları kaç yıl bu konuda çalışmışlardır? Bugün CHP İzmir Milletvekili olan Rıza Türmen bu konuyu Türkiye’de en iyi bilenlerden birisi değil midir? O zaman Yunanistan’ın bu yeni çıkışına biz neden anında cevap verebilecek bir hıza sahip değiliz? İşte burada bizim kendi çıkarlarımızı en iyi biçimde savunamamakta olduğumuzu örnekle görüyoruz.

Bugün Avrupa’da yaşamakta olan Türk nüfusu nereden bakılırsa bakılsın 6-7 milyon insanı kapsamaktadır ve bu nüfusun 2/3’ü de ikinci ve üçüncü kuşak olarak AB içinde doğmuş, büyümüştür. Bu insanların örgütlenmeleri ne yazıktır ki istenildiği gibi olamamıştır ve bunların Türkiye’nin çıkarları için hareket etmelerini sağlayacak bir bilince varmaları sağlanamamıştır. AB içindeki Türk nüfusu, ya birbirinden kopuktur, ya da din ve mezhep ayrılıkları nedeniyle ayrı ayrı ve küçük topluluklar halindedirler, yani Türkiye’nin içinde bulunduğu dikey bölünmüşlük aynen AB içindeki Türklere de yansımıştır.

Avrupa bu durumu en iyi şekilde kullanmakta ve yaşlanan nüfusu için gerekli olan genç nüfusu kendi içinde yetiştirerek yeni bir Avrupalı oluşturmaktadır. Türkiye’de bir gelecek ve istikrar göremeyen AB’li Türkler bu arzunun bir parçası olmuşlardır. Bugün Fransa’da yaşamakta olan Doğu ve Güney Doğu Anadolu’dan gelmiş vatandaşlarımızın Fransızcalarını duyduğunuz zaman hayret edersiniz, onların bu kadar aksansız ve güzel şekilde bu dili nasıl konuştuklarını anlamakta zaman zaman zorluk çekersiniz. Aynı şey, Almanya ve Almanca için de geçerlidir.

Girsek mi? Girmesek mi? Sorusuna gelince.

Yazımın başında andığım kitabımda, AB bizi içine almaya karar verdiğinde, bu kez Türkiye düşünecek ve muhtemelen bir referanduma gidecek, onun sonucuna göre karar verecek diye yazmıştım. Bugünkü duruma bakınca, durum iyice farklılaşmış görülüyor. Çünkü Türkiye’nin AB bakanı, bir mahalle çocuğu edasıyla ve İmparatorluk geçmişine sığınarak, MINOLTA DIGITAL CAMERAuzlaşmaz bir politikayı sürdüryor ve AB içinde sürekli bir tartışmanın odağı olmaya devam ediyor. Öte yandan Türk dış politikası tüm zamanların en kötü dönemini yaşıyor. Komşuları ile sıfır sorun hayali ile yola çıkan dışişleri bakanı, bugün yalnız komşuları ile değil, hemen hemen herkes ile boğaz boğaza gelmiş, yapayanlış bir politkanın çıkmazları içinde. Öte yandan Türkiye tam anlamıyla tutarsız söylemlerin ülkesi olmuş. Başbakan Türkiye dışında demokrasi söylemlerini sürdürürken, ülke içinde “tek adam” olabilmek için elinden geleni ardına koymuyor. Ve ülke yüzünü AB’ye çoktan ters dönmüş durumda, AB ile uzlaşabilmek, uzlaşma kültürünün bir parçası olabilmek için Türkiye’nin hiç bir çabası yok.

Şimdiki zaman : Biz AB ye girmeyiz !

Peki bu doğru mu olur? HAYIR ! Hem de çok yanlış olur…

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, YAZILAR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s