Monthly Archives: Aralık 2013

ÖZGÜR COŞAR KİTAPLARIMI YORUMLAMIŞ

Aşağıdaki linklerde Özgür Coşar adlı okurumun bloguna yazmış olduklarını bulacaksınız..

http://sadeceozgur.blogspot.fr/2013/12/yolculuk-cuneyt-ayral.html

http://sadeceozgur.blogspot.fr/2013/12/paris-notlar-guncel-anlatlar-cuneyt.html

http://sadeceozgur.blogspot.fr/2013/12/paris-notlar-ii-turbigo-sokag-cuneyt.html

 

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT

TARİHE NOT DÜŞÜYORUM

17 Aralık’ta rüşvet vermek ve devleti zarar uğratmak nedeni ile yapılan tutuklamalardan sonra ciddi bir telâşa kapılan Recep Tayyip Erdoğan (RTE) oturmakta olduğu koltuktan çok, bugüne kadar elde ettiği menfaatlerin hesabını veremeyecek olmaktan korkuyor ve gittikçe toplumu ayrıştırma eylemini sürdürüyor. Ancak toplum ayrışmıyor, tam tersine RTE ve onun yandaşlarına karşı gittikçe kenetleniyor.

RTE iktidara geldiğinden bu yana, toplumda dikey bölünmeyi sağlayarak ayakta kalmayı denedi. Bir yandan eğitimsiz ve biat eden bir kitle oluştururken, bir yandan da rüşvetle kendisine bağladığı bir kitle var etti, önce aç bırakıp, yoksullaştırıp, ardından kömür ve bakliyat hediye ederek, seçim dönemlerinde altın dağıtarak iktidarını elde tutmayı denedi.

Artık görüntülerle de belgelenmiş olduğu için söylemekte bir sakınca görmüyorum, RTE bugün dediğinin tersini, yarın söyleyebildi. İktidarını YALAN üzerine kurdu, inkâr üzerine kurdu. Ve en önemlisi insanları, toplumumuzu APTAL YERİNE KOYDU

Yargının bağımsızlığını elinden alabilmek adına giriştiği son çabalar, Danıştay’dan anında geri dönünce, iyice panikleyen RTE’ın partisinden gelen istifalar, istifa eden bakanlar, işin gerçeğini anlatabilecek yürekteyseler eğer, Türkiye çok daha hızlı bir şekilde huzura kavuşur ve RTE da yüce divana gider, aksi halde sokaklarda süren protestolar ile bu sıkıntı daha bir süre devam eder, ancak hiç bir diktatör sonuna kadar sokağa direnememiştir, tarihte bunun pek çok örneği vardır

Bakanlıklarından istifa eden bakanları ve partilerinden istifa eden milletvekillerini açık açık AKP içinde neler olup bittiğini anlatmaya ve tarihi sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyorum. Eğer tutuklu olan evlatlarınız suçluysa veya bu suç sizlere kadar varıyorsa zaten bundan kurtuluşunuz yok, hiç olmazsa hayaınızda bir kere dürüst olun ve gerçekleri topluma anlatın. Bu toplumun çektiği yeter!

Gezi Parkı direnişini iyi okuyamadınız, ama işte sonucu ortada, gidiyorsunuz, hiç olmazsa dürüstçe gidebilecek yürekliliği gösterin !

Bugün bu yazıyı kaleme alırken, karşımda canlı yayın açık, Taksim’de İstiklal Caddesi’nde polis, demokratik hakkını kullanan insanların üzerine plastik mermi ve içinde kimyasallar bulunan su sıkarak mukavemet gösteriyor, aynı polis başbakanı karşılamaya gelen yandaşlar gurubuna “burada toplanmak yasaktır, dağılın!” diyemiyor. Bu görüntü bile FAŞİZMİN bu ülkeyi nasıl sarıp sarmaladığının en somut belgesidir

Bu olayların bu şekilde gelişmesine neden olan  emniyet müdüründen, valisine, içişleri bakanına kadar herkes suçludur

Polislerin kullanmakta oldukları silahları, yasal biçimde kullanmıyor oluşları da uluslararası hukuk açısından onları suçlu duruma düşürmektedir.

RTE ve çevresindekilerin derdi, kendi yolsuzluklarının ortaya çıkmasını engellemek için Mısır’dakine benzer ikili bir toplum oluşturmaktır, ancak Türkiye’de bunu yapabilmek olanaksızdır, çünkü RTE’ın etrafındakiler, artık çıkarlarının korunmayacağını, bu işlerden nemalanamayacaklarını anlayınca onu hemen terk edeceklerdir, bunu görmek ve anlamak gerekiyor.

Tarihe not düşüyorum

Şu anda Türkiye’de adı konulmamış bir iç savaş yaşanmaktadır!  Bu savaşın ilk ve tek savaş suçlusu onu çıkartan hükümet ve o hükümetin başıdır

Türkiye bu sıkıntılı dönemden başarıyla çıkacak ve suçluları yargılayabilecek güçte ve onurda bir hukuk sistemine sahiptir.

Bu işlerden ciddi yaralar alınacaktır alınmasına, ama Türkiye bu savaştan halkının direnci ve sağduyusu sayesinde başarı ile çıkacak, yarınlarını kurabilecek, demokratik lâik hukuk devletini koruyabilecektir…

1 Yorum

Filed under YAZILAR

PARİS’İN ÇILGIN GECELERİ

DSCN4815 geceye katılan bir mazohist travesti

 Fetişizm ve BDSM, yani Sado – Mazo ilişkiler insanların cinsel davranışları içinde var olan tavırlarıdır. Eğer bu davranış biçimleri belli bir yaygınlıkta olmasaydı, bu konularda ne bu kadar çok dergi yayınlanır, ne de bunca kitap yazılırdı.

DSCN4813

 hepsi lateks kıyafetler giyinmiş bir gurup, ortadaki kadının ayakları altında bir adam var

Batılı toplumların vardığı özgürlük düzeyi, bu tür ilişkilerin rahatça yaşanmasına izin verirken, doğuya doğru gidildikçe bu yaşantılar ya özel toplantılarla “gizli” olarak sürdürülüyor, ya da salt aile içinde, karı – koca arasında ve kimi zaman da taraflardan birisinin “rızası” olmadan uygulanıyor ki, biz buna “aile için şiddet” diyoruz.

İnsan yaşamının hemen hemen yüzde ellisini oluşturan cinsel yaşamı, ne kadar toplumsal baskıya alınırsa, toplumdaki şiddet o denli artacaktır.

DSCN4807 DSCN4806

Yazmakta olduğum “Paris Sokaları” kitabında yer alacak olan, Seine nehrinin kenarına demirlemiş gemilerden birisinde, dün gece “Nuit Elastique” adıyla bir fetiş gecesi vardı. Türkçeye tercüme ederken “ESNEK GECE” diyebileceğimiz bu geceye katılanları üçe ayırmak mümkün, çiftler, kadınlar ve travestiler/transeksüeller, erkekler.

DSCN4814 DSCN4826

Fotograf çekmenin pek mümkün olmadığı böyle bir gecede, insanların cinsel fantazilerini nasıl yaşama geçirdiklerini izlemek gerçekten ilginçti, ancak meseleye cinsel fantazilerden çok “toplum sağlığı”  açısından baktığımızda çok daha derin ve doğru bir etki görebiliyoruz, çünkü insanların çılgınlığa varan davranışlarını uygulayabilecekleri ve onlar gibi düşünen insanların buluşabildiği yerler var Paris’te (bütün Fransa’da hatta bütün Avrupa’da var bunlar).

Böylelikle mazohist zevkleri olan bir kadın ile, sadist bir erkek buluşabiliyor ve bu arzularını uygulayabiliyorlar. Ya da mazohist – köle ruhlu bir adam, böyle bir mekâna gelerek ondan hoşlanan bir kadınla buluşup, yaşamının sonrasında daha kendine uygun bir yaşamı sürdürebilmek olanağını elde edebiliyor. Siz yaşamını köle olarak, emir altında sürdürmekten cinsel haz duyan pek çok kadın ve erkek olduğunu biliyor muydunuz?

DSCN4812

Fetişizmin sınırı yok, cinsel davranışlarda da sınır yok. Aklınıza gelmesi, oturduğunuz yerde mümkün olmayacakmış gibi duran pek çok davranışın insanlarda var olabileceğini, ancak böyle bir gecede görebiliyorsunuz. Örneğin, lateks giyim kuşamı ile kendisini “noel anne” kılığına sokmuş bir kadın, elinde resim taşımaya yarayan kocaman bir tüp ile geliyor ve daha sonra kendisi gibi sadist olan bir başka arkadaşına bu gece için getirmiş olduğu farklı kamçılarını tek tek o tüpten çıkartıp gösteriyor, daha sonra karşılarına gelen çırılçıplak bir mazohist adam bu kamçılar ile, o kadınlar tarafından kamçılanıyor. Gördüklerinizi, eğer bir Arap ülkesinde caddede yapılırken görseniz, dünya hukuk sistemini ayağa kaldıran görüntüler diye, günlerce basının gündeminden düşmeyebilir, ama burada tarafların ikisi de halinden memnun

Kadın ayaklarına hayran ve ayakkabılarının kokusundan cinsel tad alan bir adamı düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemedim, ama gördüm…

DSCN4808

Cinsel davranışların kendisine has bir de giyim biçimi var, Fransa’da bu işin modası, özel mağazaları, dergileri de var. O giyimlerin  sergilendiği böyle bir geceyi, insaların nerelerde, nasıl buluşup, neler yapmakta olduklarını OĞLAK YAYINLARINDAN çıkacak olan PARİS SOKAKLARI kitabımda uzun uzun anlatacağım…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, PARİS'TEN HABERLER, TANITIMLAR & DUYURULAR, YAZILAR

OKUL KAPANDI

1471743_556154824452989_965242645_n

 

Gazetecilikteki en önemli işlerin başında “polis – adliye muhabirliği” gelir, habercilik ve haber peşinde koşma yeteneğinin geliştiği okul, adliye sarayı ve polis merkezleridir. Gazeteciliğin en önemli işi olan HABER VERME, KAMU OYUNA DUYURMA işi polis – adliye muhabirlerinden başlar.

Gazetecilikte yükselmiş, yazı işleri müdürü olmuş, genel yayın yönetmenliğine gelmiş gazeteciler, eğer polis – adliye den yetişmişler ise, bunu gerçek bir övünç vesilesi olarak anlatırlar ki, bu da gerçekten önemlidir.

Ancak yeni yapılan duyuru ile, gazetecilerin polis merkezlerine girişleri “hükümet” tarafından yasaklanmış ! Yani gazeteciliğin okuluna kilit vurulmuş, ayrıca daha da önemlisi kamunun haber alma özgürlüğüne kilit vurulmuş

KAMUNUN HABER ALMA ÖZGÜRLÜĞÜ YALNIZCA FAŞİST REJİMLERDE, DİKTATÖRLÜKLERDE KISITLANIR. DEMOKRASİ İLE YÖNETİLEN TOPLUMLARDA BUNU YAPABİLMEK BİLE DÜŞÜNÜLEMEZ…

Türkiye’de 17 Aralık’ta patlak veren rüşvet ve yolsuzluk skandalına, özellikle iş başında olan bakanların oğullarının karışmış olması halk kitlelerinde  ciddi bir rahatsızlık oluşturdu.

Dünyanın neresinde olursa olsun, böyle bir yolsuzluğa ailesinin adı karışan bakanların hemen istifa etmesi gerekirken, hatta böyle insanları bakan yapmış olmaktan ötürü, başbakanın da istifası gerekirken ve bu aslında bir ONUR meselesi iken, Türkiye’de herşeyi bilen başbakan tarafından, bu iddaların hükümeti düşürmek için planlanmış komplolar olduğu iddia ediliyor. İddia edilmekle kalsa neyse, polis şeflerinin yerleri değiştiriliyor, polisin vazife ve selâhiyetlerine ilişkin yasada, yönetmelikle Anayasaya aykırı da olsa değişiklik yapılarak, polisin eli kolu bağlanıyor. Bu da yetmiyor, Ankara’dan gelen bir haberde, “ailevi sıkıntılarından ötürü” bir emniyet görevlisinin intiharı duyuluyor.

Hani eğer burası Kuzey Kore olmuş olsaydı da, biz de hiçbir şeyden habersiz, liderimizin ölümü için “yasal olarak” ağlayan bir halk olsaydık neyse, ama burası aydınlık ve dünyayı bilen insanların yaşamakta olduğu bir ülkedir ve bu faşist diktatörlük artık öyle ya da böyle elini eteğini bu ülkeden çekecektir.

İstifa etmemekte direnen içişleri bakanı yaptığı açıklamada basını suçluyor.

Yahu bizim gibi birkaç gazeteciden başka, size yandaş olmamış gazeteci bıraktınız da mı hâlâ basından çekiniyor, onu suçluyorsunuz? İnsanın biraz insafı olur… Bütün gazeteleri kendi adamlarınıza satın aldırdınız, hepsini şakşakçı yaptınız, televizyonların hepsi sizi övüyor, Türkiye’nin en büyük gazetesi, iki de bir “başbakanın önemli açıklamaları” diye başlık atıp yayın yapıyor, önemli olan bir açıklama olsa bari de okusak, hesi bir dizi saçmalık ve korku dolu saldırılar..

RTE,  bu yolsuzluk fırtınasının başında olduğunun bilinciyle, yaklaşan yerel seçimlere kadar son kozlarını, uyutmayı denediği seçmenleri üzerinde oynuyor.

Ama kömür ve bakliyatla, ama hamasi nutuklarla yıllardır cahilleştirdiği ve gözlerini din sömürüsü ile boyadığı insanlardan oy toplamayı deniyor ve “benden sonra tufan” anlayışı ile ülkenin tüm yasal düzenini ve hukuk sistemini yok sayıyor.

Cumhurbaşkanı oturduğu koltuktan seyretmekle yetiniyor ve devlet denetleme kurumunu görevlendirmiyor. “Neymiş kardeşim bu yolsuzluklar?” diye araştırmaya yönlendirmiyor.

Bugüne kadar olup biten olaylardan sonra yazdığımız yazılarda, sık sık “bu ülkenin çivisi çıkmış” diyorduk, ama artık gelişen olaylar çivinin çıktığını değil, betonarme binada kolonların yıkıldığını gösteriyor. Böyle bir depremi Türkiye hiç yaşamamıştı, dünyanın da böylesini gördüğünü hiç sanmıyorum.

#Diren Türkiye

#Diran Türk Halkı

#Diren Basın

#Diren Gazeteci kardeşim

#Diren Türk hukuku

#Diren Adalet sistemi

SONUNA KADAR DİRENMEK VE BU ÜLKEYE SAHİP ÇIKMAK ZORUNDAYIZ…

Yorum bırakın

Filed under YAZILAR

BİZ DAHA NELER NELER BİLİYORUZ !

Başbakan 17 Aralık baskınlarının ardından yaptığı açık hava toplantılarında “Biz daha neler neler biliyoruz, inlerini dağıtacağız…” diyor ve göz dağı veriyor.

Peki bu ülkenin bunca yıldır başbakanı kimdi Tanrı aşkına? Madem bu kadar çok şey biliyordu, neden bugüne kadar bekledi? Adama sormazlar mı, kardeşim aklın neredeydi, demezler mi?

Doğrusunu isterseniz bizim bildiklerimiz değil ama, görmekte olduklarımız bize yeter de artar bile…

Sözleri dizgininden fırlamış, tam ABD ile ilişkileri iyice bozma noktasına getirecekken, AKP’nin içinden yapılan açıklama ile top çevrildi ve büyükelçi krizi yaşanmadan, “şimdilik” atlatıldı…

Biz çok mu memnunuz Türkiye’nin ABD hegemonyasında yaşamakta oluşundan? Bizi bu hale getiren, son on yıldır ABD’nin terkisinden ayrılmadan, onların dediğini yapan başbakan kimdir? BOP nin eş başkanıyım diye ortalarda dolaşan arkadaşı tanımayan var mı

Bir hükümet ki, hiç bir yaptığının hesabını veremiyor, bütçe görüşmelerinde SAYIŞTAY raporlarının TBMM’ine gelmesini engelliyor ve bu raporları neden engellemekte olduğunu hâlâ açıklayamıyor.

Bir hükümet ki, bakanlarının çocukları göz altına alınıyor ve o bakanlar anında istifa etmesi gerekirken, istifa etmemekte direniyorlarsa eğer, anında görevlerinden alınmaları gerekirken ve soruşturmaların selameti sağlanmalıyken, onlar bu işe kalkışan polislerin yerlerini değiştiriyorlar ve ülkede anında başlamış bir tayin furyasına neden oluyorlar.

Bu da yetmiyor, bir bakan soruşturmaların yapıldığı emniyet müdürlüğüne “ziyaret” e gidebiliyor.

Bütün bunları sineye çekiyoruz, “bunlar maalesef böyle” deyiveriyoruz ve bir de bakıyoruz ki, polis vazife ve selâhiyetler kanununda bir yönetmelikle polisin nasıl hareket edeceği yeniden belirleniyor. Yani bir bakanın ya da herhangi bir üst düzey devlet memurunun göz altına alınması ve sorgulanması gerekirse, polis açacak telefonu ve “sayın başbakanım sizin falanca bakanın oğlunu göz altına almamız gerekiyor, izin verebilir misiniz acaba?” diye soracak, hatta belki de bunu yazı ile sorup, birkaç ay red cevabını almak için bekleyecek ve o arada deliller yok edilip ve hatta şüpheli ortadan kaldırılıp, kaçırılıp “aaa olur tabii, bulursan yapmamazlık etme” denilecek…

Bütün bu olup biteni izleyeceğiz ve sonra da burası “muz cumhuriyeti değildir” diyen başbakana itibar edeceğiz.

Bugün başbakana ve onun hükümetine itibar edenler ya faşizmin – diktatörlüğün ne olduğunu bilmiyorlardır ve acısını hiç çekmemişlerdir ya da gerçekten aptaldırlar..

Aziz Nesin’in ruhu şad olsun demekten başka diyecek söz bulamıyorum ben…

Yorum bırakın

Filed under YAZILAR

UYGARLIK ÖLÇÜTÜ

Uzun zamandır, RTE’ın “tek adamlaşması” ile başlayan süreçte, cemaatin bunu kaldıramayacağını ve partinin bölüneceğini yazıp duruyordum.

 

Bülent Arınç’ın “Gezi Olayları” sırasındaki çıkışları ile başlayan ve RTE ile arasının “limonileşmesine” neden olan açıklamalardan sonra da, cemaat – AKP tepişmesinin artık çok yakın olduğundan söz ediyordum.

 

Dersaneler üzerinden başlayan itişmeler sonunda, bu işin iyiden iyiye patlak verdiğini ve AKP-cemaat ilişkisinin koptuğunu da yazdım.

 

AKP’nin parti ilkeleri arasında yer alan 3 dönem şartının sıkıntılar yaratacağını ve eski Adalet Partililierin, Özal’cıların partiden koparak yeni bir merkez sağ parti kurma ihtimallerini de söylemiştim.

 

Bütün bunlardan söz ederken, elbette siyasetin tüm çirkinliklerinin yanı sıra, belli bir uygarlık ölçütü içinde yapılması gerektiği görüşünden yola çıkıyordum. Yani ittifaklar bozulabilir ve yeni oluşumlara neden olabilir mantığıydı bu.

 

Ancaaaak!

 

Bugün RTE’ın Konya konuşmasını dinleyince işin uygarlık ölçütü falan kalmadığını ve  cemaat – AKP arasındaki çekişmenin çoktan bir savaşa dönüştüğünü görüyorum. Kısacası bunların ne olduğu, nerden geldikleri ve uygarlık sınırları iyice çıktı ortaya.

 

AKP – cemaat koalisyonunda, AKP iktidarı eline alırken, askeri bitirmiş ve polis ile adliyeyi cemaatin kontrolüne bırakmıştı, askeri bitirme, gazetecileri sindirme, aydınları susturma sözünü alarak emanet ettiği adliyenin bir gün bumerang etkisi gösterceğini ve kendisini vuracağını hiç düşünmüş müydü acaba?

 

Siz bir polis teşkilatı düşünün ki, bağlı olduğu bakanın oğlunu, bakana haber vermeden yıllardır izliyor ve bakanın ruhu bile duymuyor… Bu örnek AKP’nin bulaştığı tüm yolsuzlukların cemaat tarafından fişlenmiş olduğuna bir göndermedir bana kalırsa.

 

Türkiye’de, ABD’nin dayattığı Büyük Ortadoğu Projesi kapsamındaki “ılımlı islam” artık bitmiştir, bunun bittiğinin işaretini ve ABD’nin “ılımlı islam” olamayacağını anladığını gösteren tutuklamaların “Pensilvanya” kaynaklı olması manidardır, çünkü ABD kendi topraklarında barındırdığı cemaat lideri ile herhalde bir türlü istişarelerde bulunmuştur. Bulunmuyorsa yanlış yapıyor demektir !

 

Türkiye’de CHP ve Gezi Ruhu, şimdi bu kargaşada “taraf” olmadan seyirci kalmalı ve olayların ilk yerel seçimlerde oylara olumlu yansıması için çaba harcamalıdır. Yoksa gelen gideni aratır…

 

Benim dinleyebildiğim, izleyebildiğim kadarı ile ne Bülent Arınç’tan ne de Cumhurbaşkanından bir ses çıkmamış olması çok ilginçtir.

 

Oğulları soruşturma kapsamnda olan üç bakanın istifa etmemiş olmaları da hayli ilginç tabii, savcının onlar hakkında “dokunulmazlıklarının kaldırılması” yönünde fezleke hazırlamış olması da bir başka gelişme..

 

Şimdi RTE acaba bu bakanları için de yeni bir yasa çıkartacak mı? Çıkartmaya kalkışırsa eğer, meclisteki çoğunluğunu bulabilecek mi? Yoksa yarından itibaren AKP içinde bir istifa furyası mı başlayacak?

 

İzleyelim görelim…

Yorum bırakın

Filed under YAZILAR

DEV ART DECO SERGİSİ PARİS’TE

photo 3

 

PARİ’İN TROCADERO MEYDANINDAKİ MİMARİ ESERLER MÜZESİNİN İÇİNDE YER ALAN ART DECO SERGİSİ İLGİYLE İZLENİYOR

Sergi 16 Ekim’de açılmıştı, 17 Şubat’a kadar sürecek

 

photo 4 photo 5

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT, SERGİLER