Monthly Archives: Mart 2014

YEREL SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ

 

Onsekiz yıldır Fransa’da yaşıyorum, bu ülkede köpeklere çok değer verirler ve çoğu eğitimlidir

Paris’te oturduğumuz ev giriş katında olduğu için pek çok gezdirilen köpeği pencereden görüyorum, çoğunun tasması yok, sahibi ne derse onu yapıyor, bazıları da taslamalarını ağızlarında taşıyorlar ve karşıdan karşıya geçecekleri zaman, sahiplerine patileri ile vurup, tasmayı tutmalarını istiyorlar.

Bizim köpeğin adı Mocha. Mocha Paris’e İstanbul’dan geldi, eğitimsiz ve korkak bir köpek, sokakta bir kamyon sesi duysa hemen yorganların altına saklanıyor, tasmasız gezemiyor, yürürken bir motosikletin gürültüsünü duysa telaşlanıyor, ayakları birbirine karşıyor. Bunlar da yetmiyor, biz evden çıkacağımız zaman kıyametleri kopartıyor, çünkü yalnız kalmak istemiyor. Hata kimde? Elbette bizde, çünkü köpekler eğitilebilir hayvanlardır ve biz Mocha’yı eğitemedik!

Son yerel seçimlerin bize gösterdiği gerçek işte bundan ibaret!

Şimdi ayrıntılara bakalım…

Bu seçimi kaybeden aslında Pensilyanya’dır… Estirip gürlediği kadar, bir etkisinin olmadığı ortaya çıktı. İkinci sırada kaybeden ise, halka güven veremeyen CHP’nin ta kendisidir.

Hiç aklımdan çıkmıyor, Anayasa uzlaşma komisyonu toplantısında Prof. Sühely Batum ile Emekli Büyükelçi – AİHM eski yargıcı Rıza Türmen kavga ediyorlar… İkisi de komisyonda CHP’yi temsil ediyorlar. Bu tartışmalar CHP’nin içinde hergün, her saat var ve Kemal Kılıçdaroğlu, yumruğunu masaya vurmuyor…

Ulusalcılığın artık modası geçmiş bir faşizme doğru kaydığını, MHP’nin bu akımı yeteri kadar temsil etmekte olduğunu anlatamıyor Kılıçdaroğlu… Böyle olunca da, halk, kendi içinde sorunları olan bir muhalefet partisine güvenmiyor, güvenemiyor.

CHP’nin öncelikle bu temel sorununu halledip, Fransız Sosyalist Partisi gibi, tatlı su sosyalisti bir çizgiyi kabul etmesi gerekiyor, halkın dertlerine kulak veren, ama müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkışmayan bir parti olmak durumunda CHP, yani merkeze kaymak zorunda ve bunu da radikal bir biçimde, süratle gerçekleştirmesi gerekiyor.

AKP’nin büyük oy almakta olduğu merkez sağ oylarının CHP’ye gelmesi için, CHP’nin merkezi ikna etmesi, kendisine inandırması, içerde kavga gürültü olmadığını açıkça anlatabilmesi zorunlu. Aksi halde, her seçimin sonucunda “oylarımız arttı ama…” söyleminden öte gidilemez…

Sosyal medya ve onun kullanıcıları da, bu işin böyle yapılamayacağını anlamak zorundalar. Görünen köy kılavuz istemiyor…  Onun bunun yazdığını beğenerek bir yere varılamıyor, paylaşmanın daha etkili olduğu anlaşılıyor. Daha da önemlisi, sosyal medyada örgütlenerek, gerçek yaşamda halkın eğitimine katkıda bulunmak gerekiyor.

Eğer, 4+4+4 eğitim sistemi ile belli bir (istenmeyen) bilinçte çocuklar yetiştiriliyorsa, o zaman bunun önünü alacak olan sivil toplumdur, benim Gezi Hareketi’nden anladığım budur; aksi halde bu halk, balkon konuşmasında oğlunu, karısını, kızını yanına alıp halkı selamlayan başbakanın onlara ne mesaj vermekte olduğunu anlayamaz; RTE orada “Ben istediğimi yaparım, kimse de karışamaz!” diyor yani demokratik, lâik, hukuk devletinin içinde, onun kurallarını yok sayarak, aynen padişah gibi davranabiliyor, onun gürlemesinden de bizim Mocha çok, ama çok korkuyor, ya gidip yorganın altına gizleniyor, ya da kaçacak delik arıyor…

Bu yazıyı sonuna kadar okuyup “beğen” seçeneğini seçecekseniz, bunu yapmayın! Ya paylaşın, ya da retwit edin, yani anlattıklarımı onaylıyorsanız eğer yaygınlaşmasına yardımcı olun…

1 Yorum

Filed under SİYASİ YAZILAR

BU SON, BAŞLANGIÇ MI?

 

Türkiye ay sonunda yerel seçimlere gidiyor.

Bu seçimlerin bir genel seçim havasında geçeceği artık su götürmez bir gerçek. Yani “İl genel meclisi” seçimlerinde alınacak oyların düzeyi çok önemli, hangi parti bir oy ilerdeyse, o parti seçimi kazanmış sayılacak ve diğerinin üzerine yüklenecek.

Öte yandan İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Eskişehir, Diyarbakır, Rize, Trabzon illerinin kimde kalacağı da sonucu etkileyecek.

Bütün mesele, seçmenlerin bu seçimi nasıl algılamakta olduğudur

Seçmen bu seçimi partiler arasında bir seçim olarak mı görüyor, yoksa seçim bir rejimin, bir siyasal sistemin belirleneceği bir seçimi mi?

Türkiye, önümüzdeki yerel seçimlerde birkaç şeyi birden oylayacak:

1)   1) Lâik, demokratik, hukuk devleti ile mi yönetilmek istiyoruz, yoksa faşizme evet mi diyoruz?

2) 2) Bal tutan parmak yalar mı diyoruz, yoksa devleti yönetenler namuslu, devlet şefaf olmalı mı diyoruz?

3)   3) Biz yalana alıştık, sen söyle biz inanırız mı diyoruz, yoksa bizi aptal yerine koyanlara oy vermeyiz mi diyoruz?

Bu soruların karşısında iki ana blok var, bir blokta Türkiye’yi yıllardır yönettiğini savunan, hırsızlıkları ayyuka çıkmış, yalancılıkta rekor kırmış, faşizmi ilke edinmiş, lâikliği ve hukuku rafa kaldırmış olan AKP, diğer blokta ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilkelerini kendi siyasi görüşleri çerçevesinde savunan CHP, MHP, İP, HDP vs.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilkelerini kendi siyasi görüşleri çerçevesinde yorumlamakta olan partiler il ve ilçelerde en çok oy alabileceği tahmin edilen adaylar üzerinde anlaşmaya varamazlar ise oylar bölünecek demektir.

Her bölünen oy AKP’ye, yani faşizme verilen bir oy anlamını taşıyacaktır.

Oysa, öncelikli olanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni esenliğe kavuşturmak olması gerekmez mi?

Seçimler bu blok tarafından kazanıldıktan sonra, AKP iktidarı erken seçime zorlanabilir ve seçimlerde herkes eşit ve özgür biçimde siyasi görüşlerini anlatarak TBMM ine girebilir. Hatta %10 barajı AKP tarafından ilk genel seçimlerde kaldırılmaz ise, CHP içinde süreli bir anlaşma ile seçime girilerek, daha sonra TBMM i çatısı altında ayrışarak, gerçek demokratik meclisin oluşması sağlanabilinir, böylelikle çok sesli demokrasiye bir adım daha yaklaşılmış olunur.

Şimdi Türkiye yeni bir başlangıçı mı oylayacak, yoksa bu seçimler artık SON seçim midir?

Yorum bırakın

Filed under SİYASİ YAZILAR, YAZILAR

YEREL SEÇİMLER…

DSCN5677

 

Fransa’da da Türkiye ile aynı zamanda yerel seçimler yapılacak…

İki aşamalı olarak yapılacak olan yerel seçimler için kıya sıya bir seçim propagandası sürüyor.

Ama, sokaklarda dolaşıp, avaz avaza bağıran parti araçları yok, şehirlerin doğal yaşamını etkileyen flamalar ve bayraklar olmadığı gibi, onlar üzerinden yürütülen, bir onun bayrağını indirme, bunun bayrağını astırmama gibi sıkıntılar da yaşanmıyor.

Partililer alanlarda birbirlerine küfürler etmedikleri gibi, yalan da söylemiyorlar.

DSCN5676Fransa, yerel yönetim şartını en iyi uygulayan ve yerel yönetimlerin özerk olduğu bir ülke olduğu için, hemen hemen her sokakta bir seçim bürosu var, ancak bunların, herhangi bir güvenlik sorunu olmadığı gibi, seçim bürolarını koruyan kimse de yok.

Seçim propagandasının yapılabileceği, belediyeler tarafından yerleştirilen ve yerleri daha önceden belirlenmiş panolar var. Afişler ancak oralara asılıyor.

Yer yer bazı partilerin sokaklardaki elektrik direklerine vs küçük çıkartmalar yapıştırdığı da görülüyor, ancak şehir süsü anlamındaki ve tarihi değeri olan sokak lambalarına vb yerlere kesinlikle kimse birşey yapıştırmamaya özen gösteriyor. Zaten böyle bir yanlış yapan, oy alamayacağının bilincinde…

DSCN5675

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER

İSTANBUL SÜREYYA PLAJI

süreyya plajı 01

Rahmetli gazeteci dostum, kardeşim TUFAN AKSOY, Kostantıniyye Haberleri Gazetesi günlerimizde, İstanbul  Süreyya Plajı’nın girişindeki resimleri getirmişti.

Daha 80’li yılların sonunda bu resimler tahrip edilmişti. Onun fotografları sayesinde arşivlerdeki yerini aldı.

Geçtiğimiz günlerde arşivimi tararken yeniden buluştuğum bu fotografları okuyucu ile paylaşmak istedim…

 

sÜREYYA pLAJININ KAPISI süreyya plajı 02

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, SANAT

DEVLET YOK ARTIK

Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık yok!

Ben gazeteciyim. Yayınlanan kasetlerin yasal dinlemeler olup olmadığı beni ilgilendirmez. Beni ilgilendiren, konuşanların kimler olduğudur, konuşmaların içeriğidir

T.C. Hükümeti’nin başbakanının oğlu ile yapmış olduğu konuşma alenen ortalıkta durmaktadır ve kimse yalanlamamıştır.

Kasetlerin montaj vs olmadığı açık seçik belli olmuştur ve bu ülkenin Cumhuriyet Baş Savcısı henüz harekete geçmemiş, başbakanın vatana, vatandaşa ihanet ettiğini açıklamamıştır..

T.C. Hükümeti’nin içişleri bakanı, başbakanlık müsteşarı iken yapmış olduğu telefon görüşmelerinde, muhattaplarını yasa dışı eylemlere zorlamıştır, bu kasetler ortadadır ve yalanlanmamıştır. BU İÇİŞLERİ BAKANINI T.C. NİN CUMHURBAŞKANI HENÜZ AZLETMEMİŞTİR. Onun kendiliğinden istifa etmeyeceğini artık herkes bilmektedir

Cumhurbaşkanı istediği zaman hükümete başkanlık edebilir, bu yetki ve sorumlulukları dahilindedir, hatta hükümetin istifasını bile isteyebilecek konum ve durumdadır. Ama Cumhurbaşkanı yalnızca noterlik yapmakta yasa dışı yasalara mühür basmaktadır.

Hali hazırda hükümet etmekte olan T.C. Hükümeti yolsuzluklara boğulmuştur, polise vur emrini kendisinin verdiğini alanlarda avaz avaza ifşa eden başbakan, gencecik bir çocuğun ölümünden olduğu gibi, Gezi Direnişi sırasında ölenlerin de sorumlusudur. Bu başbakan, meydanlarda acılı aileleri teröristlikle suçlamakta insanları sokağa dökmeye uğraşmaktadır.

Türkiye bu durumda, bu gerilimli ortamda seçimlere gitmemelidir.

Öncelikle başbakan istifa etmeli ya da aklı başında, vicdanı olan, pisliklere bulaşmadığından emin olan milletvekillerinin oyları ile güvensizlik oyu sayesinde hükümetten uzaklaştırılmalıdır.

Ardından kurulacak bir geçici hükümet ile ülke sakinleştirilmeli, hukuk düzene sokulmalı ve yolsuzluğa bulaşanların tümü adalete teslim edilmelidir

Türkiye, ancak sakinleştikten sonra genel ve yerel seçimlere gidebilir, aksi halde insanlar sokağa dökülecek ve ülke onarılamaz yaralar alacaktır.

Gençlerin sokaklarda polis tarafından ya da yandaş milislerce öldürülmesine karşı çıkmak, ülkeyi kaosa boğmamak için AKP içindeki vicdanlı ve namuslu milletvekillerinin derhal harekete geçmesi gerekmektedir, aksi halde onlar da olacak olanların vebalini taşıyacaklar, aynı suçların ortağı olacaklardır.

Korkunun ecele faydası yoktur!

Yorum bırakın

Filed under YAZILAR

40 YIL SONRA : KAMBUR

İLK KİTABIM “BAŞKALDIRMA” 1974 YILINDA ANKARA’DA YAYUNLANMIŞTI..

DEĞERLİ DOSTUM HAKKI GÖÇEOĞLU’NUN FOTOGRAFLARI İLE YAYIMLANAN KİTABIMIN BASKISI YOK…

 

 

 

 

253979_108779005878135_2346029_n

 

ARADAN KIRK YIL GEÇTİ…

BU KIRK YIL İÇİNDE 17 KİTABIM YAYIMLANDI..

AYNI ERGENLİĞE ERMEK GİBİ BİR ŞEY, 18’İNCİ KİTABIMIN BİR ŞİİR KİTABI OLMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNEN YAYINCIM SEVGİLİ SENAY HAZNEDAROĞLU KAMBUR’U YAYIMLADI…

2014-03-13 19.33.54

 

KAMBUR 14 MART 2014 GÜNÜ PİYASAYA ÇIKTI…

İLK OKURU ÇOK HEYECANLANMIŞ 🙂

2014-03-13 19.53.41

 

KAMBUR 10,- TL.

 

2014-03-13 19.54.05

 

 

2014-03-13 19.53.20

 

KAMBR’DAKİ ŞİİRLERİ OKUMAK İSTİYORSANIZ EĞER ONUN PENÇESİNDEN KURTARMANIZ GEREKİYOR!

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, SANAT, ŞİİRLER

TBMM’i BAŞKANI SAYIN CEMİL ÇİÇEK’E AÇIK MEKTUP

Sayın Cemil Çiçek,

Hiçbir siyasi görüşünüzü onaylamadığımı önceden belitmekte yarar umuyorum. Bu yazım ile sizi hedef almamın nedeni de TBMM’i başkanı olmanızdan ötürü değildir!

Siyasi geçmişinizi ve kişiliğinizi, 47 yıla yaklaşan bir süredir, bu ülkede gazetecilik yapmakta olan birisi olarak, aşağı yukarı bildiğimi düşünüyorum. Aşağı yukarı diyorum, çünkü AKP iktidarı sırasında kirlenip kirlenmediğinizi bilmiyorum

Tüm iyi niyetimle, hiç bir pisliğe bulaşmadığınızı düşünerek, Türkiye’nin içine düşürüldüğünü bugünkü durumda sizin “deneyimli bir politikacı” olarak yapabilecekleriniz olduğunu, kamu oyuna nefes aldırcak söylemler geliştirebileceğinizi umuyorum.

Herşeyden önce sizin ve sizin gibi düşündüğünü bildiğiniz arkdaşlarınız ile derhal AKP’den istifa etmenizi ve bunu kamu oyu ile paylaşmanızı öneriyorum.

Onun ardından da Türkiye’nin temel yarası olan adaletsizliğin üzerine gitmek üzere, en hızlı ve en etkin çabalara muhalefet ile birlikte girişmenizi bekliyorum.

Sayın Çiçek, Türkiye’yi yönettiğini varsayan başbakan hergün suç işlemektedir, polisi bir suç örgütü haline getirmiştir. Bugün (12 Mart 2014) Berkin Elvan’ın cenazesinde ortaya çıkan görüntü, Türkiye’nin ne kadar üzgün, ne kadar kızgın ve ne kadar özgürlüğe susamış olduğunun çok açık seçik belgesidir, bunu görmezden gelmek ve bunun için çaba sarfetmemek sizin düzeyinizde bir siyasetçiye yakışmaz.

Türkiye lâik demokratik bir hukuk develtidir ve Recep Tayyip Erdoğan bu ülkeyi bambaşka ve bizim bilemediğimiz bir karanlığa doğru hızla itmektedir. Başbakanın kendisi, bakanları ve milletvekillerinin bazıları insanların anlayamadıkları boyutlarda yolsuzluklarla suçlanmaktadır, bu konuda ortaya atılan yasal ya da yasal olmayan dinlemeler vardır ve bu ses kayıtlarının doğru olup olmadıkları bağımsız uluslararası kurumlarca tescil edilmemiş, bu konuda da hiç bir çabaya girişilmemiştir. Oysa hukuk devletinde şeffaflık esastır. Bu yolsuzlukların gerçek olup olmadığı en kısa zamanda bağımsız yargıya havale edilebilmelidir.

Başbakan Gezi Direnişi’nden bu yana polislerin davranışlarını kutlamakta onları kahraman ilan ederek halkın çocuklarını, halk ile karşı karşıya getirmekte ve orantısız güç kullanımını yaygınlaştırtmaktadır. Bunun böyle devam etmesi durumunda neler olabileceğini sizin siyasi geçmişiniz ve bilginiz size söyler, olaylar çok tehlikeli boyutlara tırmanmakta ve halkın sabrı tükenmektedir

Önümüzdeki seçimleri ve onun sonuçlarını beklemek tam bir siyasi aymazlıktır, bunun böyle olduğunu siz çok iyi biliyorsunuz, bundan eminim, çünkü tarihte kimlerin sandıklardan nasıl çıktığını okumuşluğunuz olduğu gibi, yakın tarihimizde de sandıkların neye ne kadar yaradığı ortadadır.

Türkiye bir “korku krallığına” dönüştürülmüş, vicdansız, deneyimsiz, zavallı bir takım insanların siyasette ortaya çıkmasına neden olmuştur. Buna dur diyecek güç ve bilgiye, deneyime sahipsiniz.

Bu ülke için düşünen bir gazeteci olarak sizi göreve davet ediyorum

Selamlarımla

Yorum bırakın

Filed under SİYASİ YAZILAR, YAZILAR