Monthly Archives: Nisan 2014

V.BAHADIR BAYRIL KİDONYA DERGİSİNDE KAMBUR’U YAZMIŞ…

KENDİ KENDİNİN AVCISI BİR ‘KAMBUR’

V.B.Bayrıl

 

Kambur’da sırtındaki şiir yükünü kağıda bırakıyor Cüneyt Ayral. Nazik ve zarif bir reveransla.

Kırk yıldır şiir yazan, gizli bir şiir işçisi o. Kambur’un önsözü gibi okunan “ 40 Yıl Sonra” başlıklı metin, bu yolcuğunu ana duraklarını anlatıyor/hatırlatıyor zaten.

90’lı yıllardır Cüneyt Ayral ile tanışıklığım. Belleğim beni yanıltmıyorsa Hilmi Yavuz’un evinde olmalı. Bir yemek sonrasında. Hoca’ya yazdığı roman hakkında fikrini soruyordu.

Günlük hayatında papyon kravat takan üç insan tanımıştım o zamana kadar. Doğan Hızlan, Celal Şengör ve Cüneyt Ayral. En gençleri Cüneyt’ti…

İlgili ve bilgilidir. Çok da geniş bir çevreye sahiptir. Yıllar içinde Türkçeye “iç giyim” kavramını yerleştirmiş biridir de… Kadın iç çamaşırları ticaretini yapan bir estet … Aslında çok çarpıcı bir ikili bu…

Fetiş, tutku, cinsellik, edebiyat, yemek, kadın, sosyete, sanat dünyası, fotoğraf, resim, yazı, ülkeler, şehirler, kitaplar, sergiler; Cüneyt Ayral’ı düşündüğümde bunlar geliyor aklıma. Birisi yazsa, “hayatım roman” denecek bir karakter…

Kambur benim okuduğum ilk Cüneyt Ayral şiir kitabı. Ne düşünüyorum? Hiç fena değil, en azından Enis Batur seviyesinde şiir yazabiliyor Cüneyt Ayral. Türkçe şiiri okumuş. Bilgili. Türkçesi tertemiz. Dize zevki var. Mesela; Zaman düştü

/ Paramparça / Eritilmiş gümüş sanki /Siyah beyaz” gibi hayli soyut ama o oranda modern resmi andıran dizeler yer alıyor Kambur’da…

 

Üç ana bölümde toplanmış Kambur’daki şiirler: İklil’e Şiirler, Aşkın Özel Tarihi ve kitaba adını veren Kambur

 

Kambur’un bu ilk bölümü yaşanan bir aşkın kimi anlarından çarpıcı tanıklıklar, yaşantı parçaları seriyor önümüze. Aragon’un Elsa’ya Şiirler’ine nazire yaparak:

 

Bir aşktan daha çırak çıktım…

 

Zamana dur dedim, dinlemiyor,

Yel öyle sert esiyor ki,

 

Kambur’da belki de Cüneyt Ayral’ın fotoğraf sanatına olan aşinalığından gelen çoğunlukla enstantane duygusu veren ve bu yönüyle de yer yer haiku tadında şiirlere rastlıyoruz çoğunlukla. Olgun bir ses var onlarda:

 

Birdenbire oldu

     (ne olduysa!)

Çarpışmanın sesini duymadım

Sözcükler o denli çarpıcıydı.

Telefon çaldı

         Başladı…

 

Haiku ile fotoğrafın enstantane estetiğinin dile dönüşmüş bir başka örneği ise aşağıdaki dizelerde çıkıyor karşımıza:

 

Sustukça

Ses

Bağırdı

Sonbaharın yaprak hışırtıları bile

Dinip kaldı

Bu çığlığa.

Mevsim mi değişiyor yoksa?

 

Kambur ağırlıklı olarak Aşk şiirlerinden oluşuyor. Kitaba asıl ağırlığını veren şiirler onlar. Sevilen, sevdiği kadınlara yazdığı şiirler bunlar bir şairin. Haliyle Cüneyt Ayral’ın benim çok görmediğim bir yönünü ortaya koyuyorlar; lirizm…

 

Evet, Cüneyt Ayral’dan beklemediğim bir “lirik bakış, söyleyiş, duyuş’ yer alıyor Kambur’da. Bir sırt ağrısı gibi değil, bir gönül ağrısı olarak şiirler.

 

Belirttim, Türk şiirini biliyor Cüneyt Ayral. Okumuş. Kambur’daki kimi göndermelerle bunu da açık ediyor bazen:

 

şimdi

“veda”nın saati.

Bakalım

       61inci yüzyılda

ne kadar sürecek

aşkın

       acısı.

 

Nazım’a yapılan bu açık atıfın dışında, başka birçok gönderme daha var Kambur’da . Elbette bilene, görene. Kambur bir sürü incelikle ve zevkle örülmüş bir kitap. Tanışmakta fayda var. Bir estet’in Aşk’a ve kadına olan lirik bakışının izini sürmek için.

 

 

 

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under HABERLER, SANAT, TANITIMLAR & DUYURULAR

L’ARTICLE DE GÜLTEKIN EMRE CONCERNANT MON LIVRE “KAMBUR”, PUBLIÉ DANS LE NUMERO D’AVRIL 2014 DE LA REVUE LITTERAIRE “VARLIK”

 

Le “Kambur” (Bossu) de Cüneyt Ayral ne prête pas à confusion avec le livre de même nom de Necati Tosuner, car il s’agit d’un recueil de poêmes. Cüneyt Ayral poursuit en silence la poésie d’une “révolte” anarchisante à travers ses sentiments et son vécu. Ses poêmes de ‘Şiir Mezarlıkları’ (Cimetières de poêmes) sont l’expression d’une autre “révolte”, celle de la confrontation de la poésie avec le reflet de la vie dans son miroir.Le “Journal de Konstantiniye” était publié pour attirer l’attention sur la Ville d’Istanbul en pleine dégénérescence et dissolution, en voie de “provincialisation” et en perte d’identité avec sa transformation en un immense terrain à bâtir. ‘İstanbul Şarkıları’ (Chansons d’Istanbul) constituaient une ode à Istanbul en voie de disparition. Une harmonie de la voix et de la musique dans ‘Opus 7, Birinci Nar senfonisi’ (Première Symphonie de la Grenade) entr’ouvrent la porte de la poésie. Les poêmes chargés de sentiments de ‘Lodos-Leandros-Lakhesis’ , puis l’ensemble de sa poésie avec ‘Mürekkep Kâat ve Sen – Şimdi Şiir Zamanı ‘ (Encre, papier et toi – C’est le temps de la poésie) surviennent en contemplation de soi. Ilhan Berk le qualifie de “travailleur souterrain de la poésie” et cela est vrai. En menant sa vie dans la nostalgie des siens en silence et dans les contrées lointaines, où le pays et les êtres aimés sont toujours présents dans ses pensées, il accumule des poêmes en son for intérieur. Les vers et les images forment une bosse, sous la forme d’une charge difficile à supporter. Il fait le choix de vivre en France, ne supportant plus la répression, les atteintes aux droits et aux libertés dans notre pays. ‘Kambur’ est composé de quatres parties: “40 Yıl Sonra” (40 ans après), “İklil’e Şiirler”(Poêmes à Iklil), “Aşkın Özel Tarihi”(Histoire privée de l’amour)  et “Kambur”(Bossu).  Dans ce recueil publié 40 ans après l’édition de son premier livre, Cüneyt Ayral cherche refuge dans la magie des mots. Le poête salue ainsi ses lecteurs avec de nouveaux poêmes qui expriment la révolte et la contestation, avec une bonne dose de sentiments bien distillés, et structurés sur la base d’une philosophie et des observation solides. Les vers sont composés de demi-strophes courtes et poignantes : “La marque/ Ta marque!∕ Telle l’empreinte/ Du fer incandescent/ Sur ma joue”. Il poursuit l’empreinte du temps dans le triangle de l’amour, de la vie et de la mort: “Quand /Tu cherches refuge/Dans la vie/ L’amour/ Devient souffrance!”. Certaines expressions évoquent des aphorismes: “Ma gourde est pleine d’eau/Mais le désert/ Est immense et sans fin”. Tout concerne la vie sans oublier le passé pour autant: “Je dois écrire une telle chose/ Que tout doit résider dans ce texte/ Et par mon écriture/ Le temps doit revenir en arrière”. Kambur est un recueil de courts poêmes, de vers disséminés par ci et par là sans trop s’éloigner les uns des autres. “A chaque page /Des cahiers/ La vie se dresse/ Juste en face/ Comme si/ Elle prend un nouveau départ” .Dans le poême écrit “Pour Hrant Dink”, il est possible de retrouver l’empreinte de l’Histoire de Turquie. Le recueil est parsemé de références inoubliables à l’écrivain Sabahattin Ali, à Deniz Gezmiş et ses camarades, à Süleyman Demirel, premier ministre de l’époque, aux victimes des massacres de Reyhanlı, à celles et ceux de Gezi Park “asphyxiés par le gaz” à Taksim – Istanbul. L’état du pays est décrit dans ces vers : “Rafales de balles dans les rues/ Agression dans les avenues/ Les routes souillées….” et “ Les gens tués sous les coups de matraques de la police”. Le poême final de Kambur,“İlle Memleketim”(Mon pays coûte que coûte) exprime le désarroi, la tristesse et la contrariété de l’éloignement du pays: “La route est longue/Le temps est court/ Des tâches de sang/ Sur la peinture blanche des maisons/ Les larmes font déborder/ La mer bleue”. Les lendemains sont lointains, et le pays encore plus loin. La douleur d’observer, d’un pays étranger, la pitoyable situation dans laquelle notre pays est entrainé! Kambur, la preuve de la maitrise de l’art.

Traduit par Salih Bozok

Yorum bırakın

Filed under SANAT, TANITIMLAR & DUYURULAR, ŞİİRLER

GÜLTEKİN EMRE’NİN NİSAN 2014 VARLIK DERGİSİNDE “KAMBUR” KİTABIM İLE İLGİLİ YAZDIĞI YAZI

Salı. –  Cüneyt Ayral’ın Kambur’u (Oğlak 2014) Necati Tosuner’inkinden farklı; şiirlerden oluşuyor çünkü. Duygularındaki, yaşamındaki anarşistçe bir “Başkaldırma”nın şiirini sessizce sürdürüyor Cüneyt Ayral. Şiir Mezarlıkları’ da yer alan şiirleri başka bir “başkaldırma”nın dışa vurumudur; şiirin aynasındaki hayatla yüzleşmenin şiirleri. Kostantiniye Haberleri Gazetesi dağılıp çözülen, giderek yozlaşan, taşralaşan, özgünlüğünü yitirmeye başlayan, her yerinin inşaat alanına dönüştürüldüğü İstanbul’a dikkat çekmek için çıkmıştı. İstanbul Şarkıları’nda yer alan şiirler de yokolmaya başlayan İstanbul’a yakılan uzun bir ağıttı. Opus 7, Birinci Nar senfonisi, sesle müzik harmonisi şiirin kapısını aralar.  Lodos-Leandros-Lakhesis’teki duyarlı şiirler. Sonra tüm şiirleri: Mürekkep Kâat ve Sen – Şimdi Şiir Zamanı çıkagelir kendine dönüp bakarak. İlhan Berk, onun için, “şiirin yeraltı işçisi” diyor ya, öyle. Sessiz ama uzun uzaklarda ülkesini ve sevdiklerini düşünerek, özleyerek yaşarken, içinde de şiirler birikir ve dayanılmaz, ağır bir yük haline gelen kamburu oluşturur dizeler, imgeler.  Ülkemizdeki siyasal baskıya, adaletsizliğe, hukuksuzluğa…  dayanamaz Fransa’da yaşamayı seçer. Kambur, dört bölüm : “40 Yıl Sonra”, “İklil’e Şiirler”, “Aşkın Özel Tarihi”  ve “Kambur”.  İlk kitabından 40 yıl sonra yayımlanan Kambur’da Cüneyt Ayral, “Sözcüklerin tılsımına” sığınır. Sezdirmeli, felsefesini iyi oluşturmuş, hayatı iyi gözlemlemiş, duygularını iyi damıtmış, başkaldırıyı, diklenmeyi elden bırakmamış şiirlerle yeniden merhaba diyor şiir okurlarına.  Kısa, vurucu, yarım dizelerden oluşuyor şiirler: “yanağımda / kızgın demirin / dağlaması // gibiydi dokunduğun / iz kaldı, / izin!” Yaşam, aşk ve ölüm üçgenindeki zamanın izini sürüyor: “yaşama / sürgün / ettin mi / kendini / aşk / acıya sarıyordur!” Yer yer aforizmamsı deyişlere de rastlanıyor: “Mataramda su var / ama çöl / Uçsuz bucaksız” Her şey hayata dairdir ama geçmiş de unutulmuyor: “Öyle bir şey yazmalıyım ki / her şey o yazıda durmalı / ve hatta yazdığımla / yaşam geriye sarmalı.” Oraya buraya yazılmış birbirlerine uzak düşmeyen dizeler, kısacık şiirler toplamı, Kambur. “Her yeni sayfasında / Defterlerin / Yeniden başlayacakmış gibi / Duruyor yaşam / Tam karşımda. “ “Hrant Dink için” yazdığı şiirde kısa Türkiye tarihinin izini sürmek olası. Sabahattin Ali’ye, Deniz Gezmiş’lere,  dönemin başbakanı Süleyman Demirel’e, Reyhanlı’da öldürülenlere, Gezi Parkı’nda “gaza boğulan”lara… göndermeler unutulacak gibi değil. Ülkemizin hali “Sokaklarda kurşun, / Caddelerde saldırı, / Yollar kirlenmiş…” Ve polis copuyla öldürülenler… Kambur’un son şiiri: “İlle Memleketim”. Ülkeden ayrı yaşamak zorunda kalmanın üzüntüsünün, kırgınlığının, sıkıntısının dizelere yansıması: “Yol uzun / Vakit ise dar, / Her beyaz evin kirecinde / Kan izleri… Deniz mavi / Göz yaşlarıyla taşmış,” Yarın uzak, ülke daha da uzak. Başka bir ülkeden ülkemizin düşürüldüğü utanılası durumları izlemek, ne acı! Ustalığın kanıtı, Kambur.

Yorum bırakın

Filed under HABERLER, TANITIMLAR & DUYURULAR, ŞİİRLER