Category Archives: PARİS’TEN HABERLER

PARİS’İ BEN YAZDIM VE FOTOGRAFLADIM

 

 

Ekran Resmi 2016-04-06 14.33.08

Ekran Resmi 2016-04-06 14.33.25

Ekran Resmi 2016-04-06 14.33.41

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT

FACEBOOK SANSÜRÜ VE ÇIRILÇIPLAK SERGİSİ

ÇIRILÇIPLAK SERGİSİNİN KATALOG KAPAĞI FOTOGRAF: AHMET ÖRE

ÇIRILÇIPLAK SERGİSİNİN KATALOG KAPAĞI
FOTOGRAF: AHMET ÖRE

 

Facebook elma ile armudu karıştırmakta çok usta… Sergimizin davet sayfasını ÇIPLAKLIK nedeni ile kapatıp bana da bir uyarı göndermiş…

Bu nedenle ilk basın bildirimizi burada paylaşıyorum…

************

İSTANBUL’DA ÇIRILÇIPLAK

 

Türkiye’de sanatın gerillası olarak anılan ressam ve yazar Bedri Baykam’ın atölye-galerisi Piramid 26.02.2015 ten 29.03.2015’e kadar ÇIRILÇIPLAK bir sergiye ev sahipliği yapacak.

John Kacere, Edmond KİRAZ, Nicole Lambert, Uwe Ommer, Samuelle Mazza, Koray Erkaya gibi ünlü ressam, fotograf sanatçısı ve kolleksiyonerlerin sergilerini açmış olan yazar-küratör Cüneyt Ayral’ın hazırlamış olduğu ÇIRILÇIPLAK FOTOGRAF SERGİSİ ne şimdilik ABD’den Hugh Holland, Fransa’dan Uwe Ommer, Philippe Deutsch, Arto Pazat, Damien Guillaume, Türkiye’den Erden Cantürk, Japonya’dan Tetsuro Higashi katılıyorlar.

Uwe Ommer’in en son projesini ilk kez sanatseverler ile buluşturacağı sergide, Hugh Holland 1980’erde çekmiş olduğu çıplak erkek fotograflarını ilk defa gösterecek. Anadolu portreleri ve peyzaj fotografları ile bilinen Erden Cantürk ilk kez nü fotografı bu sergi için çekti. Aslında matematik öğretmeni olan Tetsuro Higashi Japonya dışında ilk sergisini İstanbul’da açıyor.

Türkiye’de siyasi iktidarın sanata, kadına ve farklı cinsel tercihlere karşı katı ve ayrımcı, aşağılayıcı tutumuna eleştirisel bir yaklaşım kabul edilebilecek sergi merak uyandırıyor.

Sergi için hazırlanacak katalogda şair Devrim Bağman ve Cüneyt Ayral’ın nü üzerine yazıları ve sanatçıların sergilenecek olan eserlerinin tümü yer alıyor. Katalog ve tanıtım posterinin fotografını ise Paris’te Ahmet Öre çekti.

Tout Nu à Istanbul

Reconnus en tant que le guérilla de l’art en Turquie, le peintre et écrivain Bedri Baykam, ouvre les portes de son atelier-gallérie “Piramid” pour une exposition TOUT NU du 26 février au 29 Mars 2015.

L’écrivain et commissaire d’exposition Cüneyt Ayral reconnu pour avoir travaillé avec des artistes peintres, photographes et collectionneurs tels que John Kacere, Edmond Kiraz, Nicole Lambert, Uwe Ommer, Samuelle Mazza et Koray Erkaya, met en place, cette fois-ci, “L’Exposition Photographique Tout Nu”, accueillant

Hugh HOLLAN

Hugh HOLLAND

Hugh Holland des Etats-Unis, IMG_4567Uwe Ommer, 02-_MG_1300-mod-deutschPhilippe Deutsch, Arto Pazat_3Arto Pazat et alix_san_guil_amel_0008Damien Guillaume de la France, _O0A0017Erden Cantürk de la Turquie et kkkkkkkkkk1-1Tetsuro Higashi du Japon.

L’exposition permettra aux amateurs d’art de découvrir pour la première fois le nouveau projet d’Uwe Ommer ainsi que les nus masculins capturés par Hugh Holland en 1980. Quant à Erden Cantürk, reconnue pour ses portraits et paysages anatoliens, elle a photographié le nu, la première fois pour cette exposition. Pour le professeur de mathématiques, Tetsuro Higashi, l’exposition sera une première en dehors de son Pays.

L’exposition attire l’attention par son approche critique contre l’attitude dure, discriminatoire et humiliante face à l’art, la femme et différentes orientations sexuelles du gouvernement politique en Turquie.

Le catalogue de l’exposition comportera les textes au sujet du nu, écrits par le poète Devrim Bağman et Cüneyt Ayral, ainsi que l’intégralité des oeuvres exposés. La photographie présentée sur la couverture du catalogue et les affiches, a été pris par Ahmet Öre à Paris.

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT, SERGİLER

STREETART VE GRAFFİTİ ARTIK HER YERDE…

DSCN8221

Paris’te son zamanlarda açılan sergilerin pek çoğunda streetart ve graffiti sanatçılarının eserleri ile karşılaşıyoruz. Tuvalleri ve heykelleri hızla galerilerin ilgisini çekmeye başlayan bu sanatçılar “sanatın yeni akımı” olarak çıkıyor karşımıza…

DSCN8148 DSCN8160 DSCN8161

Brugier-Rigali galerisinde izlediğim son sergide pek çok ünlü sokak ressamının eserlerini ilgi ile izledim, bu arada TALING açılışta bir kadını boyayarak sanatının nerelere varabileceğini gösteriyordu…

DSCN8143 DSCN8149 DSCN8166 DSCN8180 DSCN8196

Sizleri eserler ile başbaşa bırakıyorum…

DSCN8147 DSCN8150 DSCN8152 DSCN8153 DSCN8154 DSCN8155 DSCN8157 DSCN8163 DSCN8165 DSCN8168 DSCN8170 DSCN8171 DSCN8172 DSCN8174 DSCN8189 DSCN8192 DSCN8198 DSCN8199 DSCN8205 DSCN8207 DSCN8212 DSCN8222

 

http://www.troppodonna.com/street-art-graffiti-simdi-her-yerde/

 

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT, SERGİLER

SKATERS IN PARİS / PARİS’TE KAY KAY YAPANLAR

REMEMBERING MY FRIEND 

LEGENT PHOTOGRAPHER OF SKATERS

MR. HUGH HOLLAND

Mr. Hugh HOLLAND

Mr. Hugh HOLLAND

© Cüneyt Ayral / Paris October 2014

aa ab ac DSCN7364 DSCN7383

Photos has been taken at 19/10/2014 next to the river Seine in Paris

Seine nehri kenarındaki gezide kay kay yapanların fotograflarını çekerken arkadaşım ünlü fotograf sanatçısı Hugh Holland’ı düşündüm…

DSCN7402 DSCN7394 DSCN7393 DSCN7392 DSCN7390 DSCN7389 DSCN7388 DSCN7387 DSCN7404 DSCN7384 DSCN7381 DSCN7380 DSCN7377 DSCN7366 DSCN7363 DSCN7361 DSCN7358 DSCN7357

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, PARİS'TEN HABERLER, SANAT

DUVARLARIN DİLİ / LANGUAGE OF THE WALL

 

İnan Kıraç Roxane'ı kutlarken...

İnan Kıraç Roxane’ı kutlarken…

Bu yazıya başka başlıklar da koyabilirdim:

DUVARLARIN DİLİ KOLAY ÇÖZÜLMEDİ…

BİR BABANIN GURURU…

BİR SERGİ BÖYLE HAZIRLANDI…

BİR KÜRATÖRÜN ANI DEFTERİ…

Daha bir dolu başlık üretmek mümkün elbette, ama bu kürsüye kolay çıkılmadı, bu söyleşilerde anlatılanlar birebir yaşandı…

Eğer bu serginin kataloğunun başında aşağıdaki yazı yazılmışsa, hak edildiği için yazıldı diye düşünüyorum:

 

Graffiti ve Sokak Sanatını 2014 Yazında Pera Müzesi’nde Konuk Etmenin Mutluluğu

Hizmete girdiği Haziran 2005’ten günümüze, her yıl yaz aylarında genç sanatı ve genç sanatçıları kucaklayan Pera Müzesi, 2014 yaz döneminde Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı sergisi ile ülkemizde graffiti ve sokak sanatına kapılarını açan ilk müze oluyor.

Bu sıra dışı sergi, günümüzde çağdaş kent sanatı olarak da adlandırılan graffiti ve sokak sanatını, farklı ülkelerden 22 seçkin sanatçının çalışmalarıyla örneklemeyi ve anlatmayı amaçlıyor.

Bir başka ilginç husus, sergiye katılan sanatçıların, sanatsever Beyoğlu ve Beşiktaş Belediyeleri’nin bu sergiye tahsis ettikleri kent duvarlarında yaptıkları çalışmalarla, daha geniş kitleleri kucaklayacak olması.

Bu serginin, graffiti ve sokak sanatının 20. ve 21. yüzyıllardaki gelişimine ve günümüzde geldiği noktaya ışık tutacağı ve geniş ilgi uyandıracağı düşüncesindeyiz 

Bu vesileyle, başta sergi küratörü Roxane Ayral’a ve sergiye katılan değerli sanatçılara, Pera Müzesi’nin yaratıcı ve çalışkan ekibine, sergiye duvar tahsis eden Beyoğlu Belediyesi’ne, Beşiktaş Belediyesi’ne ve sergide emeği geçen diğer kişi ve kuruluşlara teşekkür ederiz.

Suna, İnan ve İpek Kıraç

 

 

DSCN8788

 

DSCN8825

 

DSCN8841

 

Yaklaşık üç yıl süren Duvarların Dili sergisinin hazırlanması için Roxane sık sık Paris’e geldi ve duvarları, sanatçıları, sergileri tek tek gezip, belgeledi… İşte bu çalışmalarını yaparken ona yardımcı olan kardeşi Dilara KUTAY ve sanatçılar ile geçirdiği günler… Kimi zaman bir sergide, kimi zaman Paris’in yeraltı dehlizlerinde, kimi zaman sokaklarda, kimi zaman sanatçıların atölyelerinde…

SAM_4595 IMG-20131210-WA005 DSCN4753 DSCN4752 DSCN4439 DSCN4410 DSCN4374 DSCN4323 DSCN4303 DSCN4154 DSCN4118 DSCN4064 DSCN3933 DSCN3898 DSCN3847 DSCN3834 DSCN3828 DSCN3820 DSCN3497 DSCN3487 DSCN3473 DSCN3460

 

Roxane zaman zaman bizi, yani Dilara’yı ya da beni arıyor, bazı sergilere gitmemizi ve fotograflarının ona iletilmesini istiyordu. Onun dışında gerek FİAC gibi dev organizasyonları, gerekse şehrin tüm sokaklarını, sergilerini dolaşıp “duvarların dilini” sürekli olarak Roxane’a iletiyorduk. Yani o buralarda yokken bile, buradaymış gibi izlemesini sağlamayı deniyorduk…

Yaklaşık 3000 kare fotograftan seçilmiş bazı fotograflar bu çabaların belgeleridir…

IMG-20131210-WA004 IMG_5966

IMG_5945

 

IMG_5927

 

IMG_5899 DSCN9790 DSCN9786 DSCN9772 DSCN9758 DSCN9752 DSCN9306 DSCN9305 DSCN9194 DSCN9188 DSCN9185 DSCN4620 DSCN4502 DSCN4246 DSCN4067 DSCN3808 DSCN3466

 

 

DSCN3125

Bu bina artık yok, yıkıldı!

DSCN3093 DSCN2910 DSCN2876 DSCN2548 DSCN2537 DSCN2527 DSCN1955 DSCN1906 DSCN1870 DSCN1860 DSCN1281 DSCN0172 1781948_10152143801139536_833797981_n

 

Hip Hop kültürünün ayrıntılarını Graffiti ve Street Art’ın oluşumlarını belgelerken Dilara’da “gönüllü” olarak çalışacağı Pera Müzesindeki sergi için çoktan uğraşmaya başlamıştı, Roxane’a belge ve bilgi ulaştıran kaynaklardan birisi de oydu…

 

DSCN3494 DSCN3117 DSCN1964

 

Sanatçılarla iyi ilişkiler kurulmuştu. Hepsinin yüzü gülüyor ve İstanbul’a gelmek için can atıyorlardı…

DSCN4328 DSCN3490 DSCN3489

 

Bu çok zorlu ve keyifli çalışmanın bir köşesinde olmaktan, elimden geleni esirgememişliğin huzurunu ve rahatlığını yaşıyorum. Ne kadar çok yeni insan tanıdım ve yeni bilgiyle buluştum…

DSCN3818 DSCN3485 DSCN3437 DSCN2936

 

İSTANBUL PERA MÜZESİ’NDE 13 AĞUSTOS – 05 EKİM 2014 GÜNLERİ ARASINDA AÇIK OLAN DUVARLARI DİLİ SERGİSİNE KATILAN SANATÇILAR:

C215 (Fransa)

Cope2 (ABD)

Evol (Almanya)

Funk (Türkiye) 

Futura (ABD)

Gaia (ABD)

Henry Chalfant (ABD)

Herakut (Almanya 

Hugh Holland (ABD)

JonOne (ABD)

KR (ABD)

Logan Hicks (ABD)

Carlos Mare 139 (ABD)

Martha Cooper (ABD) 

Mist (Fransa)

No More Lies (Türkiye)

Psyckoze (Fransa)

Suiko (Japonya)

Tabone (Türkiye)

Tilt (Fransa)

Turbo (Türkiye)

Wyne (Türkiye)

 

DSCN9018

 

Eline, bilgine sağlık Roxane, çok yoruldun belki ama Türkiye’de ezberleri bozdun! Yanında oturan C215’in kızının bakışındaki anlatımı ben yazmayayım buraya, fotograf kendisi söylüyor zaten.

Ve artık büyük usta Martha Cooper’ın objektifi ile ölümsüzler arasına girdin.. Bunun tadını daha sonra çok daha iyi anlayacaksın, şimdi artık sıra yeni işlerde, yeni başarılarda…

Çıta ÇOK yüksek… O çıtayı oraya kolay Pera Müzesi’nin müdürü, sanat adamı Özalp Birol’a ayrıca teşekkür ediyorum…

DSCN9020

ROXANE AYRAL’IN SERGİ KATALOĞUNDAKİ YAZISI

 

Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı

Roxane Ayral

Dünyanın tüm sokaklarını kendine mekân belleyen ve ifade şeklini sokakların özünden alan bir sanat formunun dört duvar arasına sıkışması mümkün mü? Popüler kültüre yönelmesiyle, başta Banksy olmak üzere birçok yıldız isim sayesinde aşina olduğumuz graffiti ve sokak sanatı, elbette yeni bir olgu değil. Underground (yeraltı) dönemini geride bırakan graffiti ve sokak sanatı artık sadece vandalizm değil küresel bir sanat akımı olarak anılıyor ve herkesin beğenisine sunuluyor. Galerilerin, koleksiyonerlerin ve müzelerin ilgisini çekiyor 

Türkiye’de 1990’lardan bu yana, yükselen değeri ile önemli bir alana işaret eden graffiti ve sokak sanatı ülkemizde ilk kez bir müze platformuna taşınarak sadece sanatsal bir çevreyi değil, birkaç jenerasyonu etkilemiş, zengin bir tarihe sahip bu fenomenin hem kapsamını hem de kültürel çeşitliliğini günümüze ulaştırmayı hedefliyor. Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı sergisi uluslararası ve yerel sanatçı seçkisiyle tarihsel bir inceleme yaparken, sokağın günümüz dinamiklerini, farklı stil ve estetik anlayışlarını bir araya getiriyor ve bu sanatsal akımı fotoğraf ve müzik gibi disiplinlerle birlikte ele alıyor 

Güncel bir akımın gelişimine tanıklık ediyor olmanın mutluluğu bir yana, sınırları ve terimleri henüz muğlak ve tartışmalara açık bir fenomenin üzerine düşünüyor ve yazıyor olmanın heyecanı ile terim ve kavramları özenle seçmek gerekiyor. Serginin başlığında da kendini belli eden graffiti ve sokak sanatı ayrımı, farklılıkları ve buluşma noktalarıyla beraber değerlendirmeye ve tartışmaya hala açık. Varolan bu ayrımı sadece kronolojik bir değerlendirme özelinde ele almak yeterli olmayacaksa da tarihsel bir yaklaşımla başlamak doğru olacaktır.

Duvar çizim ve yazıları, neredeyse insanlık tarihiyle başlayan bir ifade şekli. Lord Byron’ın Akropol’e ya da Arthur Rimbaud’nun Mısır’daki Luksor Tapınağı’na yaptığı gibi kadim medeniyetlerden miras kalıntılara isim yazarak “ben de buradaydım” mesajlarını sıkça görmek mümkün. Geçmişe bakmaya devam edersek graffiti örneklerinin askeri alanda da ilgi gördüğünü söyleyebiliriz. 2. Dünya Savaşı’nda, tersane müfettişi James J. Kilroy’un yazdığı “Kilroy was here” (Kilroy buradaydı) bunun en bilinen örneklerinden biri. Zafer, fetih ve hâkimiyet ifadelerinden farklı olarak baskı altında olan ve ötekileştirilen grupların duvar yazıları ise direniş ve başkaldırının ifadeleriydi. Dönem itibariyle özellikle politik anlamlarla yüklü bu akım bir tür duvarların yaşam mücadelesiydi; imgeler belli bir süre sonra başka graffiticilerin müdahalesi ya da zamanın etkisiyle değişikliğe uğruyor, fakat kapatılan her yazı bir şekilde tekrar ortaya çıkıyor, bir diğerini doğuruyordu.

Politik mesajlardan uzaklaşarak kendi kültürünü, yani “graffiti kültürü”nü yaratan bu fenomen, 1970’lerde ekonomik ve siyasi değişikliklerin neticesinde “Amerikan Rüyası”nın sonunun ilan edildiği dönemde, New York’ta azınlık Afrika ve Hispanik kökenli gençlerin, varoluşlarını ifade etme ve alanlarını belirleme ihtiyacı ile doğdu. 1969’da New York sokaklarına takma ismini ve sokak numarasını yazan ilk graffiticilerden Taki183, 21 Temmuz 1971 tarihli NY Times gazetesine verdiği bir röportajda kendisinin de çalıştığını, vergilerini ödediğini ve kimseye zarar vermediğini ifade ederek niyetinin suç işlemek olmadığını açıkça belirtmişti.

İsmini şehre yayarak varolma eylemi olarak da tanımlayabileceğimiz graffiti, zamanla daha serbest bir kendini ifade etme sanatına dönüştü. Bu evrilmenin yeni ismi olan sokak sanatı, öncüsü graffitiyi de çatısı altına alarak teknik ve stillerin çeşitlendiği daha ucu açık bir disiplin olarak belirdi. Graffiticilerin kendilerine yakıştırdığı writer tanımlaması, yerini “sanatçı” kelimesine bırakarak yalnızca bireysel bir varoluş ve mücadele olmaktan çıkıyor, toplumsal ve sosyal konuları da ele alarak daha geniş kitlelere hitap etmeye başladı.

Kısa zamanda sade imzalar kaligrafik değer, stil ve renk kazanmaya başladı, tag’ler daha büyük ve daha etkileyici biçimlerde, daha ulaşılmaz alanlarda daha sık belirmeye başladı. Görünür ve akılda kalıcı graffitiler, daha çok saygı görüyordu. Özgün olmaya önem veren graffiticiler stillerini ilerlettikçe kaligrafik sınırları zorlamaktan kaçınmadılar. 1972’de Phase2, imzasını, günümüzde Bubble Style olarak bilinen, başta Softie adını verdiği yuvarlak hatlı balonumsu harflerle yazmaya başladı. 1974’te Tracy168 tüm harflerin neredeyse okunamayacak kadar karmaşık bir şekilde birbirine girdiği Wild Style kavramını ortaya koydu. 1976’da ise Lee Quinones ve efsanevi Faboulous 5 ekibi ilk defa bir metronun tümünü resimleri ve graffitileriyle kapladı. Sokak ve metrolarda stiller gelişip isimler yayılırken, graffitiye ilgi de giderek artıyordu.

İllegal olduğu için hızla silinen, sokaklarda zaman aşımına uğrayıp yok olan veya serbest alanda üretildiği için bir başkası tarafından müdahaleye maruz kalan bu eserlerin ölümsüzlüğe, ya da hiç değilse daha uzun bir ömre ulaşması fotoğraf sanatı ile mümkün oldu. Daha çok, fotoğrafladığı Paris gece görüntüleri ile tanınan 20. yüzyılın önemli fotoğrafçılarından Brassaï’nin arşivinin önemli bir bölümü de 1930’lardaki duvar çizim ve yazı fotoğraflarından oluşur. 1956 yılında MoMA’da açılan Language of the Wall (Duvarların Dili) başlıklı sergide, 30 yıllık bir süre zarfında Paris’te çektiği duvar fotoğraflarını sergileyen Brassaï için graffiti, insan ve doğa arasındaki kopukluğu sanatla dengeler.

İlk dönemlerinden beri, daha görünür olma amacıyla, New York metrolarına uygulanan ve şehrin bir ucundan diğerine gezen graffitiler, isimlerin farklı mahallelerde de tanınmasına neden olurken, Martha Cooper ve Henry Chalfant gibi fotoğrafçıların ilgisini çekmeyi başarmıştı. Aramızdan erken ayrılan Dondi gibi isimleri ölümsüzleştiren kareler, büyük çabalar sonucu 1984’te, fikrin doğduğu New York’tan uzakta, Londra’da Thames and Hudson yayınevi tarafından Subway Art başlıklı bir kitapta yayınlandı. Graffitinin ve özellikle metrolarda yaygınlık kazanan Wild Style tarzının anlaşılmasında büyük rol oynayan kitap, senelerce fotokopiyle çoğaltılıp elden elde gezerek birçok genç graffiticiyi etkilemiş, hatta onlar için “Kutsal Kitap” haline gelmişti. 1983’te, Henry Chalfant ve Tony Silver tarafından hazırlanan, graffiti ve Hip Hop’u konu alan Style Wars belgeseli, döneme damgasını vurmuştu. 1987’de yine Thames and Hudson yayınevi tarafından yayımlanan Henry Chalfant ve James Prigoff hazırladığı Spraycan Art kitabı büyük ilgi topladı. Çekilen fotoğraf ve filmler kapsamlı bir arşiv oluşturarak bu yükselen sanat akımının tanıklığını yaptı.  

Graffiti, artık gözardı edilemeyecek bir fenomen olmuştu ve 1980 yazında, New York’lu sanatçı birliği Colab (Collaborative Projects) tarafından düzenlenen Times Square Show sergisi ile sanat çevrelerinde de ilgi görmeye başladı. Bir yıl sonra “East Village”da kapılarını açan, Patti Astor ve Bill Stelling’in kurduğu Fun Gallery, sanat ortamlarına daha aşina ama sokakta da izini bırakan Kenny Scharf, Keith Haring, Jean Michel Basquiat gibi isimlerin yanı sıra graffitinin öncü isimlerinden Fab5Freddy, Lee Quinones, Dondi, Lady Pink ve Futura 2000’e de sergilerinde yer verdi. Fun Gallery, yıllarca graffitici, rapçi ve break dansçıları sanat camiasının temsilcileri olan küratörler, koleksiyonerler ve sanat eleştirmenleriyle bir araya getirdi. 1985’te kiraların yükselmesiyle kapanan galeri misyonunu tarihe damgasını vurarak tamamladı.

1989’da Shepard Fairey’nin henüz Rhode Island Tasarım Okulu öğrencisiyken yarattığı “André the Giant Has a Posse” (Dev André’nin Ekibi Var) yazılı sticker ve şablonlar hızla her yere yayıldı ve Providence sınırlarının ötesine geçti. Aynı dönemde San Francisco Sanat Enstitüsü’nde okuyan Barry McGee de (80’lerde Twist adı ile bilinen graffitici), bugün alametifarikası haline gelen, iki renkli karakterleri oluşturmaya ve sokaklara yaymaya başlamıştı.

Graffiti ve sokak sanatını geleneksel sanat akımlarından ayıran belki de en önemli özellik, yarattığı alt kültür ile sadece sınırlı bir çevreye değil geniş bir kitleye hitap edebilmesidir. Bu durumun en belirgin yaşandığı alanlardan biri de karşılıklı etkileşimin oldukça etkin olduğu müzik. Özellikle de, 1972’de, New York’ta, gençleri şiddetten uzaklaştırıp müzik ve dansla kozlarını paylaşmaya yönlendirmek amacıyla, Zulu Nation tarafından kurulan Afrika Bambaataa grubu ile gün ışığına çıkan Hip Hop. Tag’lerin metroları kapladığı bir dönemde Hip Hop kültürü, kendine ait giyim tarzı, “boom box” ritimleri, akrobatik break dance hareketleri ve rap müziğin kendine özgü şiirsel diliyle oluşmaya başladı. 1981’de ilk defa, Blondie grubu, “Rapture” ile bir pop parçasına Hip Hop ve rap öğeleri eklemişti ve video klibinde Lee Quinoñes ve Fab 5 Freddy’yi graffiti yaparken öne çıkarmıştı. Önce MTV’de yayınlanan parça, kısa zamanda yayıldı ve birçok gencin graffiti ve rap ile tanışmasına neden oldu. Hemen arkasından 1983’te Charlie Ahearn, Wild Style filmi ile graffitinin, Hip Hop müziğin ve break dance’in öncülerine rol vererek bu disiplinleri bir araya getirdi.

Müzik ile görsel sanatları bir araya getiren bir başka örnek ise, İngiliz Punk Rock grubu The Clash’in, soyut graffitileri ile ünlü Futura’yla 1982’de gerçekleştirdiği işbirliğidir. Grubun sadece albüm kapaklarını hazırlamakla kalmayan graffitici, konser sırasında bir performans olarak eserlerini uygulamak üzere grupla beraber turneye çıkmıştı. Sisteme kafa tutan punk gençliğinin en önemli temsilcilerinden biri ise Sex Pistols grubuydu. 1977’de “Never Mind the Bollocks” albüm kapağında yer alan Kraliçe Elizabeth’in portresi, Jamie Reid tarafından hazırlanmış ve bu isyankâr kültürün yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştu.

Hip Hop ve Punk Rock’ın vurguladığı özgürlükçü ve asi yaşam biçimi kaykay kültürü ile de kendini göstermeye devam etti. Aslen tahta parçalarına paten tekerleklerini takarak kaldırım sörfü anlamına gelen sidewalk surfing, yani bugünkü adıyla kaykay 1955 yılında Kaliforniya’da ortaya çıktı. 1972’de Jeff Ho, Skip Engblom ve Craig R. Stecyk III’nin, Venice Beach’te bir sörf dükkânı açmasından kısa bir süre sonra Z-Boys adı altında pek çok genci etkileyen bir takım kurdular. O günlerin enerjisini, Catherine Hardwicke’in yönetmenliğinde günümüze aktaran 2005 yapımı Lords of Dogtown filminin yazarı, aynı zamanda profesyonel kaykaycı, Stacy Peralta, 2001’de ise Dogtown and Z-Boys belgeselini yönetti. Belgeselin senaryosunu beraber hazırladığı arkadaşı görsel sanatçı Craig R. Stecyk III kaykay kültürüne ilişkin şöyle diyor: “Kaykaycılar, doğaları gereği, şehrin gerillalarıdır: teknoloji belasının işe yaramaz ürünlerini kullanışlı hale getirirler ve idari/kurumsal yapıları hiçbir mimarın hayal bile edemeyeceği şekillerde kullanırlar.”

Akrobatik hareketlerin bir anda gerçekleşmesi sebebiyle kaykay eylemi ancak o an yakalanan fotoğraf kareleriyle geleceğe taşınabilir. 1975’te genç bir fotoğrafçı olan Hugh Holland gençlerin sınırları zorlayıcı tavırlarının ve bu eylemin görsel estetiğinin büyüsüne kapılmıştı. Birkaç yıl boyunca onların peşine takılan fotoğrafçı, izinsiz girdikleri evlerin bahçelerinde veya boş havuzlarda geçirdikleri dönemleri ölümsüzleştirdi. Kısa zamanda kültürün yaygınlaşmasıyla, yarışmalar düzenlemeye başlayan kaykaycılar, markaların dikkatini çekmeye başladıklarında kaykayın etrafında bir piyasa oluşmuştu. Artık yakaladığı karelerde çocukların hareketleri ve yüz ifadelerinden çok bir logo kalabalığı ile karşı karşıya kalan Hugh Holland, günümüzde kaykay fotoğrafı çekmiyor fakat uzun yıllar sakladığı belgesel niteliğindeki tarihsel fotoğrafları bugün pek çok sergide sergileniyor. Gün geçtikçe yaygınlaşan bu kültürün, 1981’den itibaren kendine özgü bir yayını da oluştu. San Francisco’da ilk sayısını yayınlayan Trasher Magazine halen bu kültürü en başarılı şekilde ifade eden yayınlar arasında sayılıyor.

Aaron Rose’un hazırladığı Beautiful Losers başlıklı sergi ve belgesel, 2000’li yıllarda graffiti sanatıyla kaykay kültürü arasında bir bağlantı kurarak ilgileri bu sanat formunun üzerine bir kez daha çekmişti. Plak kapakları çalışan, müzik videolarında performans sergileyen, kaykayların üzerini ve kayılan alanları boyayan graffiticiler ve sokak sanatçıları da bu kültürün ayrılmaz bir parçası haline geldi. İnternet ve sosyal medyanın iletişimi oldukça kolaylaştırdığı bu dönemde, JR’ın dev portre fotoğrafları yayılmaya başlamış, sanatçı bu ağı kullanarak, hâlâ devam eden interaktif “Inside Out” projesini başlattı.

Bu hızlı evrim ve yeni sanatçıların ortaya çıkması, sokak sanatının uluslararası bilinirliğini arttırmış olsa da, sanatçılar arasından eleştiriler de yükselmeye başladı. Banksy’nin 2010’da gösterime giren Exit Through The Gift Shop (Çıkışlar Hediyelik Eşya Dükkânından) başlıklı belgesel niteliğindeki filminde bu süreci takip etmek mümkün. Başlarda graffiticilerin geceleri duvar boyama maceralarını kamerasıyla takip eden obsesif kameraman Thierry Guetta, sonunda Mr. Brainwash takma adıyla sanatçı olmaya karar veriyor ve basını da kullanarak ses getiren bir sergi açmayı başarıyor.

Giderek önem kazanan, fakat bazılarının hâlâ “Vandalizm” olarak adlandırdığı sokak sanatı, sanat çevrelerinde tartışma konusu olmaya devam ediyor. Artık sosyal medya mecraları aracılığıyla herkes muhabir, yazar, küratör, fotoğrafçı veya sanat eleştirmenliğine soyunabiliyor. Toplum graffiti ve sokak sanatını benimsedikçe, galeriler ve yayınlar bu talebe cevap vermeyi ihmal etmiyor. Bugün bu akım, uzun bir mücadele sürecinin ardından, müzelere girebilecek bir aşamaya geldi. Hatta artık daha profesyonel duyulan bir terminoloji ile anılıyor: Contemporary Urban Art (Çağdaş Kent Sanatı).

Günümüzde, bu akımın başrol oyuncuları sanatçılar, dünyanın dört bir yanında yaşıyor ve sık sık seyahat ediyorlar. Teknik, tarz ve sanatçı çeşitliliği graffiti ve sokak sanatının gücünün altını çizerken gittikleri şehrin sokaklarında bir iz bırakmayı adet edinen graffitici ve sokak sanatçıları, eserleriyle kültürlerarası bir değer yaratıyorlar. Dünden bugüne, imzalar stil kazandı, stiller mesajlarla tamamlandı, mesajlar yeni mecralara sıçradı, dev boyutlara ulaşan bu mecralar hayali dünyalar ve karakterlerle dolduruldu… Sokakta hayat bulan bu sanatın, ileride sahne olacağı açılımlar oldukça heyecan verici!

—————————————————–

DUVARLARIN DİLİ SERGİSİ,

GRAFFİTİ VE SOKAK SANATININ TARİHSEL BİR ANLATIMIDIR.

SOKAK SANATÇILARINI GENİŞ YÜREKLERİNİN BİR BELGESİDİR.

SEVGİ İLE HALLEDİLMİŞ BİR İŞİN, UNUTULMAYACAK BİR ÖRNEĞİDİR…

YAŞASIN SANAT!

Fotograflar: © Cüneyt Ayral – Dilara Kutay – Roxane Ayral

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, PARİS'TEN HABERLER, Roxane Ayral'ın yazıları, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR, YAZILAR

WHO IS NEXT PARİS – TÜRKİYE KONUK ÜLKE…

DSCN8132 DSCN8135

Paris’te düzenlenen Who is Next fuarının bu yıl ki konuk ülkesi Türkiye idi, ancak fuarda Türkiye değil İstanbul vardı, İstanbul’da beklenenin dışında Katibim şarkısı ve üç beş camiili fotograftan öte gidememişti.

50’yi aşkın üreticinin katıldığı fuarda genç tasarımcılar dan Aslı Pekçetin fuara ilk kez katılıyor ve müştrilerini ağırlıyordu…

DSCN8137

 

Bunun dışında işte fuarın can alıcı açık hava bölgesinden fotograflar.. Kararı siz verin…

DSCN8149 DSCN8147 DSCN8145 DSCN8143 DSCN8141 DSCN8139 DSCN8134 DSCN8131 DSCN8124 DSCN8123 DSCN8119 DSCN8118 DSCN8115 DSCN8114 DSCN8110 DSCN8109 DSCN8107 DSCN8105 DSCN8102

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER

Gezi Kitabından Erol Özkoray’a Dava RSF: Dava tüm siviltopluma bir uyarıdır

REPORTERS WITHOUT BORDERS / SINIR TANIMAYAN GAZETECİLER ÖRGÜTÜ / REPORTERS SANS FRONTIÈRES

Press release / Basın açıklaması / Communiqué de presse

16.06.2014

TÜRKİYE

Gezi Kitabından Erol Özkoray’a Dava
RSF: Dava tüm siviltopluma bir uyarıdır
Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, Gezi eylemlerinde yaygınlaşan anonim sloganları “Gezi Fenomeni” kitabıyla okurla buluşturan gazeteci Erol Özkoray hakkında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret iddiasıyla dava açılmasını kınadı.

Tüm dünyada basın özgürlüğü için mücadele eden Paris merkezli RSF, dün (16 Haziran) yayımladığı yazılı açıklamada, Özkoray’a açılan ceza davasının “tüm Türkiye sivil toplumuna yönelik açık bir uyarı” anlamına geldiğini savundu.

RSF Doğu Avrupa ve Orta Asya Bürosu sorumlusu Johann Bihr, Temmuz 2013’te yayımlanan kitabın yargılanmasını, “Bir yıl sonra dahi yetkililer Gezi eylemlerini ve Gezi’nin haberleştirilmesini kriminalize etmeyi sürdürüyor. Erol Özkoray gibi tanınmış bir simanın hedef alınması tüm sivil topluma yöneltilmiş açık bir uyarıdır” dedi.

“Bir gazetecinin sadece aktardığı bir konudan dolayı hapis tehdidi altında tutulması kabul edilemez. Suçlamanın kaldırılması ve gazetecinin de derhal beraat ettirilmesini talep ediyoruz. Bu dava, Türkiye’deki yasaların köklü şekilde reforme edilmesinin, özellikle de hakaret ve iftira suçuna hapis cezasının kaldırılmasının ne denli acil bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha göstermiştir”.

Geziyi kitaplaştıran tanınmış gazeteciye hapis tehdidi

Özkoray, 2013 yazında güvenlik güçlerinin sert şekilde bastırdığı, 153 gazetecinin yaralandığı, 39’unun da gözaltına alındığı Gezi eylemlerinden kalan duvar yazıları ve sloganlarını kitabında topladığı için hapis istemiyle yargılanıyor.

Özkoray’ın Başbakan Erdoğan hakaretten yargılanmasına 20 Mart’ta İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesinden bir yıldan 32 aya kadar hapsi talep edilen gazetecinin yargılanmasına 17 Haziran’da görülecek üçüncü duruşmayla devam edilecek.

Cumhuriyet Savcısı Hasan Bölükbaşı’nın hazırladığı iddianamede, “Eşeklik etme, halkı dinle”, “Şerefsiz istifa et” veya “Tayyip, suç seni doğuranda” gibi sözlerden Erol Özkoray için cezalandırma talep edilirken kitapta imzası olan diğer bir isim eşi Nurten Özkoray yargılanmıyor.

Dava dolayısıyla bir açıklama yapan Erol Özkoray, “Barışçıl eylem yapanları saldırarak sekiz kişinin ölümüne, 10 bin kişinin yaralanmasına neden olan İslamcı iktidar isyanı ve bunun önemli bir parçası haline gelen sloganlarını unutturmak için elinden geleni yapıyor. Toplumsal hafızamıza kaydedilmiş müthiş yaratıcı, mizahi yönden çok güçlü bu kavramları ve sloganları bir araya getirmek, unutulmalarını önlemek gerekiyordu. Onlar, bu direnişe katılan altı milyona ve halka mal olmuştur. Hepsi de anonimdir, yani eğer yargılanacaksa bütün muhalif halkın yargılanması gerekir ” demişti.
Bağımsız gazeteciliğin önemli siması

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) düşünce özgürlüğü ödülünü de kazanan Erol Özkoray, bağımsız gazeteciliğin önemli simalarından biridir. Askerin politik yaşama müdahalesiyle ilgili çok sayıda makaleye ve esere imza atan Özkoray hakkında İdea Politika sitesi genel yayın yönetmeni olduğu 2000-2006 döneminde 15 tane dava açıldı. Gazeteci hepsinden beraat etti. Eski Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, bir etkinliğinde askerin medyaya yönelik baskılarına tepki gösterdiği için RSF’yi dava etmiş, Özkoray da Mayıs 2002’de RSF lehinde tanıklık etmişti.

Türkiye, RSF’nin 2014 yılına ait Dünya Basın Özgürlüğü Sıralamasında 180 ülke içerisinde 154. Sırada yer alıyor
TURKEY
Leading journalist facing jail over book about Gezi protests
The third hearing in well-known independent journalist Erol Özkoray’s trial on a charge of insulting Prime Minister Recep Tayyip Erdogan in his book “The Gezi phenomenon” gets under way before a criminal court in Istanbul tomorrow.

Published in July 2013, the book is a social and political analysis of “Occupy Gezi,” a protest movement that the police crushed in the summer of 2013. At least 153 journalists were injured and 39 were arrested while covering the protests.

Özkoray is facing a possible sentence of 12 to 32 months in prison under article 125 of the penal code in a connection with a chapter of the book about the slogans and graffiti painted on the walls of Istanbul during the unrest. The trial began on 20 March.

“A year after the demonstrations, the authorities continue to criminalize the ‘Occupy Gezi’ movement and the way journalists covered it,” said Johann Bihr, the head of the Reporters Without Borders Eastern Europe and Central Asia desk. “By attacking such a well-known person as Özkoray, they are sending a clear warning to Turkey’s entire civil society.

“It is unacceptable that a journalist should be facing the possibility of imprisonment just for reporting comments. We call for an end to this prosecution and the dismissal of all charges against Özkoray. This case yet again underlines the urgency of a complete overhaul of Turkey’s legislation, including the decriminalization of defamation and insult.”

The indictment signed by public prosecutor Hasan Bölükbasi mentions the fact that Özkoray’s book quotes such slogans as “Don’t be an ass, listen to the people,” “You are disgraced, resign” and “Tayyip, it is not your fault that you were born.” The book’s co-author, Nurten Özkoray, is not being prosecuted.

“After violently attacking peaceful [demonstrators], resulting in eight deaths and 10,000 injured, the Islamist government is trying by all possible means to make people forget this uprising, of which the slogans are an integral part,” Özkoray said.

“They had to be compiled for the collective memory because they are very creative, ironic and full of humour. They belong to the people, to the six million people throughout the country who revolted. They are therefore anonymous. Attributing them to me and me alone is a judicial travesty.”

Winner of the 2014 Prize for Freedom of Thought and Expression, awarded by the human rights group IHD, Özkoray is the author of many key books and articles about the army’s dominant position in Turkish politics, and was prosecuted more than a dozen times from 2000 to 2006, when he edited the Idea Politika website.

All of these cases, in which he was usually charged with “denigrating the Turkish armed forces,” ended up being dismissed. He testified in defence of Reporters Without Borders in Paris in May 2002 in a lawsuit brought by Turkish armed forces chief of staff Hüseyin Kivrikoglu over a protest about military pressure on the Turkish media.

Turkey is ranked 154th out of 180 countries in the 2014 Reporters Without Borders press freedom index.

————————–

TURQUIE
Un célèbre journaliste risque la prison pour son livre sur la révolte de Gezi
Le 17 juin 2014 s’ouvre la troisième audience du procès intenté contre le journaliste Erol Özkoray pour son livre intitulé “Le phénomène Gezi”. L’ouvrage publié en juillet 2013 propose une analyse socio-politique du mouvement de protestation “Occupy Gezi”, brutalement réprimé par les forces de l’ordre au cours de l’été 2013. Pas moins de 153 journalistes avaient été blessés et 39 autres interpellés alors qu’ils couvraient les manifestations.

Erol Özkoray est accusé d’“insulte” à l’égard du Premier ministre Recep Tayyip Erdogan pour un chapitre recensant divers slogans et graffitis tracés sur les murs d’Istanbul à l’époque des troubles. En vertu de l’article 125 du code pénal, le journaliste risque une peine aggravée d’un an à 32 mois d’emprisonnement pour “insulte envers un représentant de l’Etat”. Le procès s’est ouvert le 20 mars 2014 devant le tribunal correctionnel d’Istanbul.

“Un an après les manifestations, les autorités continuent de criminaliser le mouvement ‘Occupy Gezi’ et sa couverture journalistique, déplore Johann Bihr, responsable du bureau Europe de l’Est et Asie centrale de Reporters sans frontières. En s’attaquant à une figure aussi connue qu’Erol Özkoray, elles adressent un avertissement clair à l’ensemble de la société civile.”

“Il est inacceptable qu’un journaliste risque la prison pour des propos qu’il n’a fait que rapporter. Nous demandons l’abandon des poursuites et la relaxe immédiate du journaliste. Cette affaire souligne à nouveau l’urgence de réformer en profondeur la législation turque, en dépénalisant notamment la diffamation et l’insulte.”

L’acte d’accusation signé par le procureur de la République, Hasan Bölükbasi, reproche à Erol Özkoray d’avoir cité dans son ouvrage des slogans tels que : “Ne fais pas l’âne, écoute le peuple”, “Tu es déshonoré, démissionne”, ou bien encore “Tayyip, ce n’est pas ta faute si tu as été mis au monde”. La co-auteur du livre, Nurten Özkoray, n’est quant à elle pas poursuivie.

“Après avoir violemment attaqué des [manifestants] pacifiques, causant huit morts et 10 000 blessés, le pouvoir islamiste essaie par tous les moyens de faire oublier cette révolte, dont les slogans font partie intégrante, a déclaré Erol Özkoray. Pour la mémoire collective, il fallait les réunir car ils sont très créatifs, ironiques et pleins d’humour. Ils appartiennent au peuple, aux six millions de personnes qui se sont révoltés dans tout le pays, ils sont donc anonymes. Les attribuer à moi seul relève d’une parodie de justice.”

Lauréat du prix 2014 pour la liberté de pensée et d’expression de l’association de défense des droits de l’homme IHD, Erol Özkoray est une célèbre figure du journalisme indépendant. Auteur d’articles et d’ouvrages de référence sur la domination de la vie politique turque par l’armée, il a fait l’objet d’une quinzaine de poursuites judiciaires entre 2000 et 2006, alors qu’il était directeur de publication du site d’information Idea Politika. Tous ces procès, généralement intentés pour “dénigrement des forces armées turques”, se sont soldés par des non-lieux. En mai 2002, à Paris, Erol Özkoray a témoigné en faveur de Reporters sans frontières dans un procès intenté contre l’organisation par le chef d’Etat-major des armées Hüseyin Kivrikoglu, suite à une de ses opérations dénonçant les pressions des militaires sur les médias turcs.

La Turquie occupe la 154e place sur 180 dans le Classement mondial 2014 de la liberté de la presse établi par Reporters sans frontières.

 

____________________________________________________________________________________________

REPORTERS WITHOUT BORDERS | REPORTERS SANS FRONTIÈRES
Johann Bihr
Head of Eastern Europe & Central Asia Desk | Responsable du bureau Europe de l’Est & Asie centrale
_______________________________________________________________________________
47 rue Vivienne, 75002 Paris – France
Tel : (33) 1 44 83 84 67
Fax : (33) 1 45 23 11 51
Skype: europarsf
GPG ID: 0AA5BC21

Yorum bırakın

Filed under HABERLER, PARİS'TEN HABERLER