Category Archives: SERGİLER

ŞEKER BAYRAMINDA PARİS…

Bu yıl şeker bayramı iki köprü ile 02 Temmuz’dan 10 Temmuz‘a kadar uzun bir tatil…

“EĞER BU YIL ŞEKER BAYRAMINDA PARİS’E GELECEKSENİZ

BU KERE PARİS’İ BİRLİKTE GEZELİM…”

AŞAĞIDA AYRINTILARINI VERMİŞ OLDUĞUM GEZİLERE KATILABİLMEK İÇİN SON BAŞVURU TARİHİ 01 HAZİRAN 2016! GEÇ KALMAYIN…

FİYATLARI ÖĞRENMEK İÇİN LÜTFEN KAÇ KİŞİ OLDUĞUNUZU VE HANGİ GEZİYİ SEÇMEK İSTEDİĞİNİZİ BELİRTİN…

GEZİLER BAŞVURANLARIN HEPSİ İLE BİRLİKTE YAPILACAĞINDAN TANIMADIĞINIZ İNSANLARA TANIŞMA OLANAĞINIZ OLACAK…

HER GEZİ 12 KİŞİ İLE SINIRLIDIR.

YEMEKLER, KAHVELER VE ULAŞIM GİDERLERİ KONUKLARA AİTTİR.

EĞER GURUBUNUZ 12 KİŞİDEN FAZLA İSE LÜTFEN ÖNCEDEN BİLDİRİNİZ…

 

03 TEMMUZ 2016 PAZAR

PARİS’İN SOKAKLARI VE CAFELERİ

cafe

Saat 13.30 da Saint-Germain-des-Près’de Café Flore’da buluşuyoruz ve akşam turumuz bitene kadar, yaklaşık saat 19.30 a kadar geziyoruz. Caféleri, ilginç sokakları ve öykülerini dinlemek isterseniz şimdiden haber verin ayral@ayral.com adresime yazıp kayıt olmanız yeterli…

04 TEMMUZ 2016 PAZARTESİ

PARİS’TE STREET ART VE GRAFFİTİ

Mistic

Pazartesi günleri Paris’in en keyifli günü değildir, pek çok mağaza ve lokanta kapalıdır. O nedenle belki de en iyisi sokaklarda neler olup bittiğini gezip görmek…

1980’lerden beri Paris’te gitikçe önem kazanmakta olan street art (sokak sanatı) ve graffiti  stokunu birlikte keşfetmek için bir bütün gün, elbette dinlene dinlene yürümeye var mısınız?

Saat 10.30 Café de Flore’da (Saint-Germain-des-Près) buluşuyoruz ve akşam şehrin sokaklarındaki sanat stokları bitene kadar geziyoruz…

Eğer bu geziye katılmak isterseniz şimdiden haber verin ayral@ayral.com adresime yazıp kayıt olmanız yeterli…

05 TEMMUZ 2016 SALI

GOURMET PARİS

La mere de Familie 1761

Bugünü yemekle ilgili keyifli bir geziye ayırdım…

Yemek ve mutfağa meraklı olanları bekliyorum. Buluşma noktamız yine Café de Flore (Saint-Germain-des-Près) Saat 13.30 da buluşuyoruz ve oradan ara sokakların tadını çıkartarak Paris’in en güzel kaz ciğerini (fois gras) satan mağazadan tutun, yemek kitapları ile ünlü kitapçıya, mutfak malzemeleri satan profesyonellerin mağazasına, en eski şekerlemeciye kadar heryeri dolaşıyoruz ve akşam yemeğimizi, şehrin en eski ve geleneksel brasserisinde yiyerek günümüzü bitiriyoruz. Bu gezi ile Paris’te çok keyifli anılar biriktireceğinize ve mutfağınız için hoş alış verişler yapacağınıza emin olabilirsiniz.

Eğer bu geziye katılmak isterseniz şimdiden haber verin ayral@ayral.com adresime yazıp kayıt olmanız yeterli…

06 TEMMUZ 2016 ÇARŞAMBA

PARİS’TE ÜNLÜLERİN MEZARLARI

2015-12-06 14.42.59

Paris’in mezarlıkları başlı başına bir tarih kitabı gibidir.

Birbirlerinden uzak oldukları için mezarlıklar gezimiz bir bütün gün sürüyor, ama Napoleon’un mezarından başlayarak, hem yakın tarihimizin, hem de dünya sanat tarihinin, siyasi tarihinin ünlülerinin mezarlarını görebiliyor, ilginç bir anıyı, kendi özel tarihinize not ediyoruz.

Saat sabah 11.00 de “Ecole Militaire” metrosunun çıkışında buluşup gezimize başlıyoruz… Akşama kadar birlikte dolaşıyoruz, öğlen saati yolumuza düşen bir caféde yemeğimizi yiyeceğiz elbette…

Eğer bu geziye katılmak isterseniz şimdiden haber verin ayral@ayral.com adresime yazıp kayıt olmanız yeterli…

07 TEMMUZ 2016 PERŞEMBE

PARİS’TE İLGİNÇ MAĞAZALAR – PASAJLAR

ve

GÜZEL BİR AKŞAM YEMEĞİ

Stohrer pastanesi1730.JPG

Paris’te yıllardır hizmet vermekte olan pek çok mağaza vardır, ayrıca şehrin bazı pasajları sanki tarih kitabı gibidir.

Paris’in bu yanını merak ediyorsanız, bugünkü gezimizde buraları dolaşacağız. Buluşma noktamız yine Café de Flore (Saint-Germain-des-Près) Saat 13.30 da buluşuyoruz ve akşam saat 19.00 da mağazalar kapanana kadar geziyoruz.

Gezimizi tamamladıktan sonra bir caféde oturup bir akşam içkisi içiyoruz ve oradan gerçek bir Fransız yemeği yemek üzere yemeğe gidiyoruz…

Eğer bu geziye katılmak isterseniz şimdiden haber verin ayral@ayral.com adresime yazıp kayıt olmanız yeterli…

08 TEMMUZ 2016 CUMA

GOURMET PARİS II.

Croix roug barı

Paris’e gelip güzel şaraplar tatmadan gitmek olur mu?

Akşam yemeği için güzel bir şarap kavında yer ayırıyorum… Ama öncesinde yemeğe ve mutfağa meraklı olanlar ile bir gezimiz olacak. Buluşma noktamız yine Café de Flore (Saint-Germain-des-Près) Saat 13.30 da buluşuyoruz. Oradan şehrin en büyük ve en şanlı bakkalına gidiyoruz ve gezimizi ilginç yerleri gezerek sürdürüyoruz. Akşam yemeğinden önce bir caféde bir kadeh aperatif içtikten sonra yemek yiyeceğimiz ve enfes şaraplar tadacağımız  kava gidiyoruz…

Eğer bu geziye katılmak isterseniz şimdiden haber verin ayral@ayral.com adresime yazıp kayıt olmanız yeterli…

09 TEMMUZ 2016 CUMARTESİ

PARİS’İN SOKAKLARI VE CAFELERİ II

Edith Piaf

Bu kere Paris’in farklı yerlerini geziyoruz, klasik Paris caféleri turu yerine Edith Piaf’ın ilk şarkı söylemeye başladığı yeri, şehrin genellikle gezilmekte olan St Germain ya da Montparnasse bölgesinin dışındaki yerleri geziyoruz ve tabii Marais bölgesini enine boyuna dolaşıyoruz. Herkese kolay olması için buluşma noktamız yine Café de Flore saat 12.00 de orada buluşup metro ile yolumuza devam ediyoruz…

Eğer bu geziye katılmak isterseniz şimdiden haber verin ayral@ayral.com adresime yazıp kayıt olmanız yeterli…

 

EĞER TATİL PROGRAMINIZI ŞİMDİDEN YAPARSANIZ HEM DAHA UCUZA OTEL BULURSUNUZ, HEM DE UÇAK BİLETİNİZİ DAHA UYGUN FİYATA ALABİLİRSİNİZ…

IMG_4154

Önemli not:

  • Turlarda değişiklik yapma hakkımız saklıdır, yapılacak değişiklikler önceden tura katılacak olanlara bildirilecektir.
  • Bir tura katılım dört kişiden az olduğu takdirde turun iptali söz konusu olabilir.
  • Turlara katılım ücretleri rezervasyon sırasında bankaya yatırılır ve dekontu e mail ile gönderildikten sonra kesinlik kazanır.

 

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR

FACEBOOK SANSÜRÜ VE ÇIRILÇIPLAK SERGİSİ

ÇIRILÇIPLAK SERGİSİNİN KATALOG KAPAĞI FOTOGRAF: AHMET ÖRE

ÇIRILÇIPLAK SERGİSİNİN KATALOG KAPAĞI
FOTOGRAF: AHMET ÖRE

 

Facebook elma ile armudu karıştırmakta çok usta… Sergimizin davet sayfasını ÇIPLAKLIK nedeni ile kapatıp bana da bir uyarı göndermiş…

Bu nedenle ilk basın bildirimizi burada paylaşıyorum…

************

İSTANBUL’DA ÇIRILÇIPLAK

 

Türkiye’de sanatın gerillası olarak anılan ressam ve yazar Bedri Baykam’ın atölye-galerisi Piramid 26.02.2015 ten 29.03.2015’e kadar ÇIRILÇIPLAK bir sergiye ev sahipliği yapacak.

John Kacere, Edmond KİRAZ, Nicole Lambert, Uwe Ommer, Samuelle Mazza, Koray Erkaya gibi ünlü ressam, fotograf sanatçısı ve kolleksiyonerlerin sergilerini açmış olan yazar-küratör Cüneyt Ayral’ın hazırlamış olduğu ÇIRILÇIPLAK FOTOGRAF SERGİSİ ne şimdilik ABD’den Hugh Holland, Fransa’dan Uwe Ommer, Philippe Deutsch, Arto Pazat, Damien Guillaume, Türkiye’den Erden Cantürk, Japonya’dan Tetsuro Higashi katılıyorlar.

Uwe Ommer’in en son projesini ilk kez sanatseverler ile buluşturacağı sergide, Hugh Holland 1980’erde çekmiş olduğu çıplak erkek fotograflarını ilk defa gösterecek. Anadolu portreleri ve peyzaj fotografları ile bilinen Erden Cantürk ilk kez nü fotografı bu sergi için çekti. Aslında matematik öğretmeni olan Tetsuro Higashi Japonya dışında ilk sergisini İstanbul’da açıyor.

Türkiye’de siyasi iktidarın sanata, kadına ve farklı cinsel tercihlere karşı katı ve ayrımcı, aşağılayıcı tutumuna eleştirisel bir yaklaşım kabul edilebilecek sergi merak uyandırıyor.

Sergi için hazırlanacak katalogda şair Devrim Bağman ve Cüneyt Ayral’ın nü üzerine yazıları ve sanatçıların sergilenecek olan eserlerinin tümü yer alıyor. Katalog ve tanıtım posterinin fotografını ise Paris’te Ahmet Öre çekti.

Tout Nu à Istanbul

Reconnus en tant que le guérilla de l’art en Turquie, le peintre et écrivain Bedri Baykam, ouvre les portes de son atelier-gallérie “Piramid” pour une exposition TOUT NU du 26 février au 29 Mars 2015.

L’écrivain et commissaire d’exposition Cüneyt Ayral reconnu pour avoir travaillé avec des artistes peintres, photographes et collectionneurs tels que John Kacere, Edmond Kiraz, Nicole Lambert, Uwe Ommer, Samuelle Mazza et Koray Erkaya, met en place, cette fois-ci, “L’Exposition Photographique Tout Nu”, accueillant

Hugh HOLLAN

Hugh HOLLAND

Hugh Holland des Etats-Unis, IMG_4567Uwe Ommer, 02-_MG_1300-mod-deutschPhilippe Deutsch, Arto Pazat_3Arto Pazat et alix_san_guil_amel_0008Damien Guillaume de la France, _O0A0017Erden Cantürk de la Turquie et kkkkkkkkkk1-1Tetsuro Higashi du Japon.

L’exposition permettra aux amateurs d’art de découvrir pour la première fois le nouveau projet d’Uwe Ommer ainsi que les nus masculins capturés par Hugh Holland en 1980. Quant à Erden Cantürk, reconnue pour ses portraits et paysages anatoliens, elle a photographié le nu, la première fois pour cette exposition. Pour le professeur de mathématiques, Tetsuro Higashi, l’exposition sera une première en dehors de son Pays.

L’exposition attire l’attention par son approche critique contre l’attitude dure, discriminatoire et humiliante face à l’art, la femme et différentes orientations sexuelles du gouvernement politique en Turquie.

Le catalogue de l’exposition comportera les textes au sujet du nu, écrits par le poète Devrim Bağman et Cüneyt Ayral, ainsi que l’intégralité des oeuvres exposés. La photographie présentée sur la couverture du catalogue et les affiches, a été pris par Ahmet Öre à Paris.

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT, SERGİLER

STREETART VE GRAFFİTİ ARTIK HER YERDE…

DSCN8221

Paris’te son zamanlarda açılan sergilerin pek çoğunda streetart ve graffiti sanatçılarının eserleri ile karşılaşıyoruz. Tuvalleri ve heykelleri hızla galerilerin ilgisini çekmeye başlayan bu sanatçılar “sanatın yeni akımı” olarak çıkıyor karşımıza…

DSCN8148 DSCN8160 DSCN8161

Brugier-Rigali galerisinde izlediğim son sergide pek çok ünlü sokak ressamının eserlerini ilgi ile izledim, bu arada TALING açılışta bir kadını boyayarak sanatının nerelere varabileceğini gösteriyordu…

DSCN8143 DSCN8149 DSCN8166 DSCN8180 DSCN8196

Sizleri eserler ile başbaşa bırakıyorum…

DSCN8147 DSCN8150 DSCN8152 DSCN8153 DSCN8154 DSCN8155 DSCN8157 DSCN8163 DSCN8165 DSCN8168 DSCN8170 DSCN8171 DSCN8172 DSCN8174 DSCN8189 DSCN8192 DSCN8198 DSCN8199 DSCN8205 DSCN8207 DSCN8212 DSCN8222

 

http://www.troppodonna.com/street-art-graffiti-simdi-her-yerde/

 

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT, SERGİLER

The Language of the WALL / Duvarların Dili (Photos – Fotograflar)

BASIN TOPLANTISI ÖNCESİ VE BASIN TOPLANTISI SIRASINDA

BEFORE THE PRESS CONFRERANCE & DURING THE PRESS CONFERANCE

Cope2

Cope2

DSCN8742 DSCN8746 DSCN8754

Sevin Okyay

Sevin Okyay

DSCN8748 DSCN8750 DSCN8758 DSCN8761 DSCN8770

Jonone

Jonone

DSCN8658

Logan Hicks

Logan Hicks

Henry Chalfant

Henry Chalfant

Cope2

Cope2

DSCN8740 DSCN8749 DSCN8751 DSCN8753 DSCN8792 DSCN8763

Koray Erkaya oğlu ile

Koray Erkaya oğlu ile

DSCN8793

Falk Lehmann (Herakut)

Falk Lehmann (Herakut)

DSCN8810 DSCN8819 DSCN8849 DSCN8831 DSCN8830

Koray Erkaya Martha Cooper ile

Koray Erkaya Martha Cooper ile

DSCN8855 DSCN8857

Gaia

Gaia

C215  kızı ile

C215 kızı ile

DSCN8882 DSCN8879 DSCN8875 DSCN8873 DSCN8885 DSCN8891 DSCN8831 DSCN8849

SERGİ ŞEHRE YAYILDI

EXPO IS SPREDED OUT TO THE CITY

IMG_0287

Psycose

Psycose

P1020947 P1020957

Suiko ile

Suiko ile

CAM00236 CAM00240 CAM00249 CAM00229 CAM00231 DSCN8664 DSCN8668 DSCN8673 DSCN8682 DSCN8686 DSCN8694 DSCN8714 DSCN8712 DSCN8702 DSCN8698

Abbas Ağa Parkı Beşiktaş

Abbas Ağa Parkı Beşiktaş

DSCN9053 DSCN9057

Ortaköy

Ortaköy

DSCN9092 DSCN9074 DSCN9066 DSCN9063

Gaia

Gaia

 

AÇILIŞ PARTİSİ

OPENING PARTY

DSCN8934

Zeynep Peker & Roxane

Zeynep Peker & Roxane

DSCN8929

Roxane & Komet

Roxane & Komet

İklil Dilara ve roxane ile

İklil Dilara ve Roxane ile

Kızlarım ile

Kızlarım ile

DSCN8909

Turbo

Turbo

Hugh Holland & İklil Sümer ile

Hugh Holland & İklil Sümer ile

DSCN8891

Carlos Mare & Roxane

Carlos Mare & Roxane

Futura

Futura

DSCN8967

İrem Orhon & Murat Drbelger

İrem Orhon & Murat Erbelger

Turbo Ali Şimşek ile

Turbo & Ali Şimşek 

Tunç Dintaş eşi ve Dilara Kutay ile

Tunç Dintaş eşi & Dilara Kutay 

Komet & Yahşi Baraz

Komet & Yahşi Baraz

Cope2 Senay Haznedaroğlu ile

Cope2 & Senay Haznedaroğlu 

Dilara Kutay & Bedri Baykam & Roxane

Dilara Kutay & Bedri Baykam & Roxane

DSCN8951 DSCN8947

Roxane & Koray Erkaya

Roxane & Koray Erkaya

Dilara Kutay & Yahşi Baraz

Dilara Kutay & Yahşi Baraz

DSCN8996

Fatma Çolakoğlu

Fatma Çolakoğlu

DSCN8988

İrem Orhon & Roxane ile

İrem Orhon & Roxane ile

Roxane annesi ile

Roxane annesi ile

Sevinç  Uzcan & Gülsüm Ertan

Sevinç Uzcan & Gülsüm Ertan

DSCN8970 DSCN9024 DSCN9023

Martha Cooper Dilara Kutay ile

Martha Cooper & Dilara Kutay 

DSCN9019 DSCN9010 DSCN9007 DSCN9006 DSCN9005 DSCN8745

SERGİ SIRASINDA DEFTERİME ÇİZİLENLER

SIGHNS ON MY NOTEBOOK

DSCN9047 DSCN9046 DSCN9045 DSCN9044 DSCN9040 DSCN9041 DSCN9042 DSCN9043 DSCN9039 DSCN9038 DSCN9037 DSCN9036 DSCN9033 DSCN9034 DSCN9035

Fotograflar: © Cüneyt AYRAL /İstanbul 08.2014

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR

DUVARLARIN DİLİ / LANGUAGE OF THE WALL

 

İnan Kıraç Roxane'ı kutlarken...

İnan Kıraç Roxane’ı kutlarken…

Bu yazıya başka başlıklar da koyabilirdim:

DUVARLARIN DİLİ KOLAY ÇÖZÜLMEDİ…

BİR BABANIN GURURU…

BİR SERGİ BÖYLE HAZIRLANDI…

BİR KÜRATÖRÜN ANI DEFTERİ…

Daha bir dolu başlık üretmek mümkün elbette, ama bu kürsüye kolay çıkılmadı, bu söyleşilerde anlatılanlar birebir yaşandı…

Eğer bu serginin kataloğunun başında aşağıdaki yazı yazılmışsa, hak edildiği için yazıldı diye düşünüyorum:

 

Graffiti ve Sokak Sanatını 2014 Yazında Pera Müzesi’nde Konuk Etmenin Mutluluğu

Hizmete girdiği Haziran 2005’ten günümüze, her yıl yaz aylarında genç sanatı ve genç sanatçıları kucaklayan Pera Müzesi, 2014 yaz döneminde Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı sergisi ile ülkemizde graffiti ve sokak sanatına kapılarını açan ilk müze oluyor.

Bu sıra dışı sergi, günümüzde çağdaş kent sanatı olarak da adlandırılan graffiti ve sokak sanatını, farklı ülkelerden 22 seçkin sanatçının çalışmalarıyla örneklemeyi ve anlatmayı amaçlıyor.

Bir başka ilginç husus, sergiye katılan sanatçıların, sanatsever Beyoğlu ve Beşiktaş Belediyeleri’nin bu sergiye tahsis ettikleri kent duvarlarında yaptıkları çalışmalarla, daha geniş kitleleri kucaklayacak olması.

Bu serginin, graffiti ve sokak sanatının 20. ve 21. yüzyıllardaki gelişimine ve günümüzde geldiği noktaya ışık tutacağı ve geniş ilgi uyandıracağı düşüncesindeyiz 

Bu vesileyle, başta sergi küratörü Roxane Ayral’a ve sergiye katılan değerli sanatçılara, Pera Müzesi’nin yaratıcı ve çalışkan ekibine, sergiye duvar tahsis eden Beyoğlu Belediyesi’ne, Beşiktaş Belediyesi’ne ve sergide emeği geçen diğer kişi ve kuruluşlara teşekkür ederiz.

Suna, İnan ve İpek Kıraç

 

 

DSCN8788

 

DSCN8825

 

DSCN8841

 

Yaklaşık üç yıl süren Duvarların Dili sergisinin hazırlanması için Roxane sık sık Paris’e geldi ve duvarları, sanatçıları, sergileri tek tek gezip, belgeledi… İşte bu çalışmalarını yaparken ona yardımcı olan kardeşi Dilara KUTAY ve sanatçılar ile geçirdiği günler… Kimi zaman bir sergide, kimi zaman Paris’in yeraltı dehlizlerinde, kimi zaman sokaklarda, kimi zaman sanatçıların atölyelerinde…

SAM_4595 IMG-20131210-WA005 DSCN4753 DSCN4752 DSCN4439 DSCN4410 DSCN4374 DSCN4323 DSCN4303 DSCN4154 DSCN4118 DSCN4064 DSCN3933 DSCN3898 DSCN3847 DSCN3834 DSCN3828 DSCN3820 DSCN3497 DSCN3487 DSCN3473 DSCN3460

 

Roxane zaman zaman bizi, yani Dilara’yı ya da beni arıyor, bazı sergilere gitmemizi ve fotograflarının ona iletilmesini istiyordu. Onun dışında gerek FİAC gibi dev organizasyonları, gerekse şehrin tüm sokaklarını, sergilerini dolaşıp “duvarların dilini” sürekli olarak Roxane’a iletiyorduk. Yani o buralarda yokken bile, buradaymış gibi izlemesini sağlamayı deniyorduk…

Yaklaşık 3000 kare fotograftan seçilmiş bazı fotograflar bu çabaların belgeleridir…

IMG-20131210-WA004 IMG_5966

IMG_5945

 

IMG_5927

 

IMG_5899 DSCN9790 DSCN9786 DSCN9772 DSCN9758 DSCN9752 DSCN9306 DSCN9305 DSCN9194 DSCN9188 DSCN9185 DSCN4620 DSCN4502 DSCN4246 DSCN4067 DSCN3808 DSCN3466

 

 

DSCN3125

Bu bina artık yok, yıkıldı!

DSCN3093 DSCN2910 DSCN2876 DSCN2548 DSCN2537 DSCN2527 DSCN1955 DSCN1906 DSCN1870 DSCN1860 DSCN1281 DSCN0172 1781948_10152143801139536_833797981_n

 

Hip Hop kültürünün ayrıntılarını Graffiti ve Street Art’ın oluşumlarını belgelerken Dilara’da “gönüllü” olarak çalışacağı Pera Müzesindeki sergi için çoktan uğraşmaya başlamıştı, Roxane’a belge ve bilgi ulaştıran kaynaklardan birisi de oydu…

 

DSCN3494 DSCN3117 DSCN1964

 

Sanatçılarla iyi ilişkiler kurulmuştu. Hepsinin yüzü gülüyor ve İstanbul’a gelmek için can atıyorlardı…

DSCN4328 DSCN3490 DSCN3489

 

Bu çok zorlu ve keyifli çalışmanın bir köşesinde olmaktan, elimden geleni esirgememişliğin huzurunu ve rahatlığını yaşıyorum. Ne kadar çok yeni insan tanıdım ve yeni bilgiyle buluştum…

DSCN3818 DSCN3485 DSCN3437 DSCN2936

 

İSTANBUL PERA MÜZESİ’NDE 13 AĞUSTOS – 05 EKİM 2014 GÜNLERİ ARASINDA AÇIK OLAN DUVARLARI DİLİ SERGİSİNE KATILAN SANATÇILAR:

C215 (Fransa)

Cope2 (ABD)

Evol (Almanya)

Funk (Türkiye) 

Futura (ABD)

Gaia (ABD)

Henry Chalfant (ABD)

Herakut (Almanya 

Hugh Holland (ABD)

JonOne (ABD)

KR (ABD)

Logan Hicks (ABD)

Carlos Mare 139 (ABD)

Martha Cooper (ABD) 

Mist (Fransa)

No More Lies (Türkiye)

Psyckoze (Fransa)

Suiko (Japonya)

Tabone (Türkiye)

Tilt (Fransa)

Turbo (Türkiye)

Wyne (Türkiye)

 

DSCN9018

 

Eline, bilgine sağlık Roxane, çok yoruldun belki ama Türkiye’de ezberleri bozdun! Yanında oturan C215’in kızının bakışındaki anlatımı ben yazmayayım buraya, fotograf kendisi söylüyor zaten.

Ve artık büyük usta Martha Cooper’ın objektifi ile ölümsüzler arasına girdin.. Bunun tadını daha sonra çok daha iyi anlayacaksın, şimdi artık sıra yeni işlerde, yeni başarılarda…

Çıta ÇOK yüksek… O çıtayı oraya kolay Pera Müzesi’nin müdürü, sanat adamı Özalp Birol’a ayrıca teşekkür ediyorum…

DSCN9020

ROXANE AYRAL’IN SERGİ KATALOĞUNDAKİ YAZISI

 

Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı

Roxane Ayral

Dünyanın tüm sokaklarını kendine mekân belleyen ve ifade şeklini sokakların özünden alan bir sanat formunun dört duvar arasına sıkışması mümkün mü? Popüler kültüre yönelmesiyle, başta Banksy olmak üzere birçok yıldız isim sayesinde aşina olduğumuz graffiti ve sokak sanatı, elbette yeni bir olgu değil. Underground (yeraltı) dönemini geride bırakan graffiti ve sokak sanatı artık sadece vandalizm değil küresel bir sanat akımı olarak anılıyor ve herkesin beğenisine sunuluyor. Galerilerin, koleksiyonerlerin ve müzelerin ilgisini çekiyor 

Türkiye’de 1990’lardan bu yana, yükselen değeri ile önemli bir alana işaret eden graffiti ve sokak sanatı ülkemizde ilk kez bir müze platformuna taşınarak sadece sanatsal bir çevreyi değil, birkaç jenerasyonu etkilemiş, zengin bir tarihe sahip bu fenomenin hem kapsamını hem de kültürel çeşitliliğini günümüze ulaştırmayı hedefliyor. Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı sergisi uluslararası ve yerel sanatçı seçkisiyle tarihsel bir inceleme yaparken, sokağın günümüz dinamiklerini, farklı stil ve estetik anlayışlarını bir araya getiriyor ve bu sanatsal akımı fotoğraf ve müzik gibi disiplinlerle birlikte ele alıyor 

Güncel bir akımın gelişimine tanıklık ediyor olmanın mutluluğu bir yana, sınırları ve terimleri henüz muğlak ve tartışmalara açık bir fenomenin üzerine düşünüyor ve yazıyor olmanın heyecanı ile terim ve kavramları özenle seçmek gerekiyor. Serginin başlığında da kendini belli eden graffiti ve sokak sanatı ayrımı, farklılıkları ve buluşma noktalarıyla beraber değerlendirmeye ve tartışmaya hala açık. Varolan bu ayrımı sadece kronolojik bir değerlendirme özelinde ele almak yeterli olmayacaksa da tarihsel bir yaklaşımla başlamak doğru olacaktır.

Duvar çizim ve yazıları, neredeyse insanlık tarihiyle başlayan bir ifade şekli. Lord Byron’ın Akropol’e ya da Arthur Rimbaud’nun Mısır’daki Luksor Tapınağı’na yaptığı gibi kadim medeniyetlerden miras kalıntılara isim yazarak “ben de buradaydım” mesajlarını sıkça görmek mümkün. Geçmişe bakmaya devam edersek graffiti örneklerinin askeri alanda da ilgi gördüğünü söyleyebiliriz. 2. Dünya Savaşı’nda, tersane müfettişi James J. Kilroy’un yazdığı “Kilroy was here” (Kilroy buradaydı) bunun en bilinen örneklerinden biri. Zafer, fetih ve hâkimiyet ifadelerinden farklı olarak baskı altında olan ve ötekileştirilen grupların duvar yazıları ise direniş ve başkaldırının ifadeleriydi. Dönem itibariyle özellikle politik anlamlarla yüklü bu akım bir tür duvarların yaşam mücadelesiydi; imgeler belli bir süre sonra başka graffiticilerin müdahalesi ya da zamanın etkisiyle değişikliğe uğruyor, fakat kapatılan her yazı bir şekilde tekrar ortaya çıkıyor, bir diğerini doğuruyordu.

Politik mesajlardan uzaklaşarak kendi kültürünü, yani “graffiti kültürü”nü yaratan bu fenomen, 1970’lerde ekonomik ve siyasi değişikliklerin neticesinde “Amerikan Rüyası”nın sonunun ilan edildiği dönemde, New York’ta azınlık Afrika ve Hispanik kökenli gençlerin, varoluşlarını ifade etme ve alanlarını belirleme ihtiyacı ile doğdu. 1969’da New York sokaklarına takma ismini ve sokak numarasını yazan ilk graffiticilerden Taki183, 21 Temmuz 1971 tarihli NY Times gazetesine verdiği bir röportajda kendisinin de çalıştığını, vergilerini ödediğini ve kimseye zarar vermediğini ifade ederek niyetinin suç işlemek olmadığını açıkça belirtmişti.

İsmini şehre yayarak varolma eylemi olarak da tanımlayabileceğimiz graffiti, zamanla daha serbest bir kendini ifade etme sanatına dönüştü. Bu evrilmenin yeni ismi olan sokak sanatı, öncüsü graffitiyi de çatısı altına alarak teknik ve stillerin çeşitlendiği daha ucu açık bir disiplin olarak belirdi. Graffiticilerin kendilerine yakıştırdığı writer tanımlaması, yerini “sanatçı” kelimesine bırakarak yalnızca bireysel bir varoluş ve mücadele olmaktan çıkıyor, toplumsal ve sosyal konuları da ele alarak daha geniş kitlelere hitap etmeye başladı.

Kısa zamanda sade imzalar kaligrafik değer, stil ve renk kazanmaya başladı, tag’ler daha büyük ve daha etkileyici biçimlerde, daha ulaşılmaz alanlarda daha sık belirmeye başladı. Görünür ve akılda kalıcı graffitiler, daha çok saygı görüyordu. Özgün olmaya önem veren graffiticiler stillerini ilerlettikçe kaligrafik sınırları zorlamaktan kaçınmadılar. 1972’de Phase2, imzasını, günümüzde Bubble Style olarak bilinen, başta Softie adını verdiği yuvarlak hatlı balonumsu harflerle yazmaya başladı. 1974’te Tracy168 tüm harflerin neredeyse okunamayacak kadar karmaşık bir şekilde birbirine girdiği Wild Style kavramını ortaya koydu. 1976’da ise Lee Quinones ve efsanevi Faboulous 5 ekibi ilk defa bir metronun tümünü resimleri ve graffitileriyle kapladı. Sokak ve metrolarda stiller gelişip isimler yayılırken, graffitiye ilgi de giderek artıyordu.

İllegal olduğu için hızla silinen, sokaklarda zaman aşımına uğrayıp yok olan veya serbest alanda üretildiği için bir başkası tarafından müdahaleye maruz kalan bu eserlerin ölümsüzlüğe, ya da hiç değilse daha uzun bir ömre ulaşması fotoğraf sanatı ile mümkün oldu. Daha çok, fotoğrafladığı Paris gece görüntüleri ile tanınan 20. yüzyılın önemli fotoğrafçılarından Brassaï’nin arşivinin önemli bir bölümü de 1930’lardaki duvar çizim ve yazı fotoğraflarından oluşur. 1956 yılında MoMA’da açılan Language of the Wall (Duvarların Dili) başlıklı sergide, 30 yıllık bir süre zarfında Paris’te çektiği duvar fotoğraflarını sergileyen Brassaï için graffiti, insan ve doğa arasındaki kopukluğu sanatla dengeler.

İlk dönemlerinden beri, daha görünür olma amacıyla, New York metrolarına uygulanan ve şehrin bir ucundan diğerine gezen graffitiler, isimlerin farklı mahallelerde de tanınmasına neden olurken, Martha Cooper ve Henry Chalfant gibi fotoğrafçıların ilgisini çekmeyi başarmıştı. Aramızdan erken ayrılan Dondi gibi isimleri ölümsüzleştiren kareler, büyük çabalar sonucu 1984’te, fikrin doğduğu New York’tan uzakta, Londra’da Thames and Hudson yayınevi tarafından Subway Art başlıklı bir kitapta yayınlandı. Graffitinin ve özellikle metrolarda yaygınlık kazanan Wild Style tarzının anlaşılmasında büyük rol oynayan kitap, senelerce fotokopiyle çoğaltılıp elden elde gezerek birçok genç graffiticiyi etkilemiş, hatta onlar için “Kutsal Kitap” haline gelmişti. 1983’te, Henry Chalfant ve Tony Silver tarafından hazırlanan, graffiti ve Hip Hop’u konu alan Style Wars belgeseli, döneme damgasını vurmuştu. 1987’de yine Thames and Hudson yayınevi tarafından yayımlanan Henry Chalfant ve James Prigoff hazırladığı Spraycan Art kitabı büyük ilgi topladı. Çekilen fotoğraf ve filmler kapsamlı bir arşiv oluşturarak bu yükselen sanat akımının tanıklığını yaptı.  

Graffiti, artık gözardı edilemeyecek bir fenomen olmuştu ve 1980 yazında, New York’lu sanatçı birliği Colab (Collaborative Projects) tarafından düzenlenen Times Square Show sergisi ile sanat çevrelerinde de ilgi görmeye başladı. Bir yıl sonra “East Village”da kapılarını açan, Patti Astor ve Bill Stelling’in kurduğu Fun Gallery, sanat ortamlarına daha aşina ama sokakta da izini bırakan Kenny Scharf, Keith Haring, Jean Michel Basquiat gibi isimlerin yanı sıra graffitinin öncü isimlerinden Fab5Freddy, Lee Quinones, Dondi, Lady Pink ve Futura 2000’e de sergilerinde yer verdi. Fun Gallery, yıllarca graffitici, rapçi ve break dansçıları sanat camiasının temsilcileri olan küratörler, koleksiyonerler ve sanat eleştirmenleriyle bir araya getirdi. 1985’te kiraların yükselmesiyle kapanan galeri misyonunu tarihe damgasını vurarak tamamladı.

1989’da Shepard Fairey’nin henüz Rhode Island Tasarım Okulu öğrencisiyken yarattığı “André the Giant Has a Posse” (Dev André’nin Ekibi Var) yazılı sticker ve şablonlar hızla her yere yayıldı ve Providence sınırlarının ötesine geçti. Aynı dönemde San Francisco Sanat Enstitüsü’nde okuyan Barry McGee de (80’lerde Twist adı ile bilinen graffitici), bugün alametifarikası haline gelen, iki renkli karakterleri oluşturmaya ve sokaklara yaymaya başlamıştı.

Graffiti ve sokak sanatını geleneksel sanat akımlarından ayıran belki de en önemli özellik, yarattığı alt kültür ile sadece sınırlı bir çevreye değil geniş bir kitleye hitap edebilmesidir. Bu durumun en belirgin yaşandığı alanlardan biri de karşılıklı etkileşimin oldukça etkin olduğu müzik. Özellikle de, 1972’de, New York’ta, gençleri şiddetten uzaklaştırıp müzik ve dansla kozlarını paylaşmaya yönlendirmek amacıyla, Zulu Nation tarafından kurulan Afrika Bambaataa grubu ile gün ışığına çıkan Hip Hop. Tag’lerin metroları kapladığı bir dönemde Hip Hop kültürü, kendine ait giyim tarzı, “boom box” ritimleri, akrobatik break dance hareketleri ve rap müziğin kendine özgü şiirsel diliyle oluşmaya başladı. 1981’de ilk defa, Blondie grubu, “Rapture” ile bir pop parçasına Hip Hop ve rap öğeleri eklemişti ve video klibinde Lee Quinoñes ve Fab 5 Freddy’yi graffiti yaparken öne çıkarmıştı. Önce MTV’de yayınlanan parça, kısa zamanda yayıldı ve birçok gencin graffiti ve rap ile tanışmasına neden oldu. Hemen arkasından 1983’te Charlie Ahearn, Wild Style filmi ile graffitinin, Hip Hop müziğin ve break dance’in öncülerine rol vererek bu disiplinleri bir araya getirdi.

Müzik ile görsel sanatları bir araya getiren bir başka örnek ise, İngiliz Punk Rock grubu The Clash’in, soyut graffitileri ile ünlü Futura’yla 1982’de gerçekleştirdiği işbirliğidir. Grubun sadece albüm kapaklarını hazırlamakla kalmayan graffitici, konser sırasında bir performans olarak eserlerini uygulamak üzere grupla beraber turneye çıkmıştı. Sisteme kafa tutan punk gençliğinin en önemli temsilcilerinden biri ise Sex Pistols grubuydu. 1977’de “Never Mind the Bollocks” albüm kapağında yer alan Kraliçe Elizabeth’in portresi, Jamie Reid tarafından hazırlanmış ve bu isyankâr kültürün yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştu.

Hip Hop ve Punk Rock’ın vurguladığı özgürlükçü ve asi yaşam biçimi kaykay kültürü ile de kendini göstermeye devam etti. Aslen tahta parçalarına paten tekerleklerini takarak kaldırım sörfü anlamına gelen sidewalk surfing, yani bugünkü adıyla kaykay 1955 yılında Kaliforniya’da ortaya çıktı. 1972’de Jeff Ho, Skip Engblom ve Craig R. Stecyk III’nin, Venice Beach’te bir sörf dükkânı açmasından kısa bir süre sonra Z-Boys adı altında pek çok genci etkileyen bir takım kurdular. O günlerin enerjisini, Catherine Hardwicke’in yönetmenliğinde günümüze aktaran 2005 yapımı Lords of Dogtown filminin yazarı, aynı zamanda profesyonel kaykaycı, Stacy Peralta, 2001’de ise Dogtown and Z-Boys belgeselini yönetti. Belgeselin senaryosunu beraber hazırladığı arkadaşı görsel sanatçı Craig R. Stecyk III kaykay kültürüne ilişkin şöyle diyor: “Kaykaycılar, doğaları gereği, şehrin gerillalarıdır: teknoloji belasının işe yaramaz ürünlerini kullanışlı hale getirirler ve idari/kurumsal yapıları hiçbir mimarın hayal bile edemeyeceği şekillerde kullanırlar.”

Akrobatik hareketlerin bir anda gerçekleşmesi sebebiyle kaykay eylemi ancak o an yakalanan fotoğraf kareleriyle geleceğe taşınabilir. 1975’te genç bir fotoğrafçı olan Hugh Holland gençlerin sınırları zorlayıcı tavırlarının ve bu eylemin görsel estetiğinin büyüsüne kapılmıştı. Birkaç yıl boyunca onların peşine takılan fotoğrafçı, izinsiz girdikleri evlerin bahçelerinde veya boş havuzlarda geçirdikleri dönemleri ölümsüzleştirdi. Kısa zamanda kültürün yaygınlaşmasıyla, yarışmalar düzenlemeye başlayan kaykaycılar, markaların dikkatini çekmeye başladıklarında kaykayın etrafında bir piyasa oluşmuştu. Artık yakaladığı karelerde çocukların hareketleri ve yüz ifadelerinden çok bir logo kalabalığı ile karşı karşıya kalan Hugh Holland, günümüzde kaykay fotoğrafı çekmiyor fakat uzun yıllar sakladığı belgesel niteliğindeki tarihsel fotoğrafları bugün pek çok sergide sergileniyor. Gün geçtikçe yaygınlaşan bu kültürün, 1981’den itibaren kendine özgü bir yayını da oluştu. San Francisco’da ilk sayısını yayınlayan Trasher Magazine halen bu kültürü en başarılı şekilde ifade eden yayınlar arasında sayılıyor.

Aaron Rose’un hazırladığı Beautiful Losers başlıklı sergi ve belgesel, 2000’li yıllarda graffiti sanatıyla kaykay kültürü arasında bir bağlantı kurarak ilgileri bu sanat formunun üzerine bir kez daha çekmişti. Plak kapakları çalışan, müzik videolarında performans sergileyen, kaykayların üzerini ve kayılan alanları boyayan graffiticiler ve sokak sanatçıları da bu kültürün ayrılmaz bir parçası haline geldi. İnternet ve sosyal medyanın iletişimi oldukça kolaylaştırdığı bu dönemde, JR’ın dev portre fotoğrafları yayılmaya başlamış, sanatçı bu ağı kullanarak, hâlâ devam eden interaktif “Inside Out” projesini başlattı.

Bu hızlı evrim ve yeni sanatçıların ortaya çıkması, sokak sanatının uluslararası bilinirliğini arttırmış olsa da, sanatçılar arasından eleştiriler de yükselmeye başladı. Banksy’nin 2010’da gösterime giren Exit Through The Gift Shop (Çıkışlar Hediyelik Eşya Dükkânından) başlıklı belgesel niteliğindeki filminde bu süreci takip etmek mümkün. Başlarda graffiticilerin geceleri duvar boyama maceralarını kamerasıyla takip eden obsesif kameraman Thierry Guetta, sonunda Mr. Brainwash takma adıyla sanatçı olmaya karar veriyor ve basını da kullanarak ses getiren bir sergi açmayı başarıyor.

Giderek önem kazanan, fakat bazılarının hâlâ “Vandalizm” olarak adlandırdığı sokak sanatı, sanat çevrelerinde tartışma konusu olmaya devam ediyor. Artık sosyal medya mecraları aracılığıyla herkes muhabir, yazar, küratör, fotoğrafçı veya sanat eleştirmenliğine soyunabiliyor. Toplum graffiti ve sokak sanatını benimsedikçe, galeriler ve yayınlar bu talebe cevap vermeyi ihmal etmiyor. Bugün bu akım, uzun bir mücadele sürecinin ardından, müzelere girebilecek bir aşamaya geldi. Hatta artık daha profesyonel duyulan bir terminoloji ile anılıyor: Contemporary Urban Art (Çağdaş Kent Sanatı).

Günümüzde, bu akımın başrol oyuncuları sanatçılar, dünyanın dört bir yanında yaşıyor ve sık sık seyahat ediyorlar. Teknik, tarz ve sanatçı çeşitliliği graffiti ve sokak sanatının gücünün altını çizerken gittikleri şehrin sokaklarında bir iz bırakmayı adet edinen graffitici ve sokak sanatçıları, eserleriyle kültürlerarası bir değer yaratıyorlar. Dünden bugüne, imzalar stil kazandı, stiller mesajlarla tamamlandı, mesajlar yeni mecralara sıçradı, dev boyutlara ulaşan bu mecralar hayali dünyalar ve karakterlerle dolduruldu… Sokakta hayat bulan bu sanatın, ileride sahne olacağı açılımlar oldukça heyecan verici!

—————————————————–

DUVARLARIN DİLİ SERGİSİ,

GRAFFİTİ VE SOKAK SANATININ TARİHSEL BİR ANLATIMIDIR.

SOKAK SANATÇILARINI GENİŞ YÜREKLERİNİN BİR BELGESİDİR.

SEVGİ İLE HALLEDİLMİŞ BİR İŞİN, UNUTULMAYACAK BİR ÖRNEĞİDİR…

YAŞASIN SANAT!

Fotograflar: © Cüneyt Ayral – Dilara Kutay – Roxane Ayral

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, PARİS'TEN HABERLER, Roxane Ayral'ın yazıları, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR, YAZILAR

DUVARLARIN DİLİ / LANGUAGE OF THE WALL

DUVARLARIN DİLİ

LANGUAGE OF THE WALL

13.08 – 05.10 2014

İSTANBUL PERA MÜZESİ

ISTANBUL PERA MUSEUM

A MUST SEE EXPO

DSCN8657

Bir keresinde yazar Halil Bezmen ile konuşurken bana, “gerçek zenginliğin son noktası müze sahibi olmaktır” demişti. Pera Müzesi işte böyle bir ailenin, özellikle kendi kolleksiyonlarını sergiledikleri, İstranbul’a ilginç sergiler taşıdıkları klâsik bir müzedir.

Roxane, 2011 yılının sonlarına doğru Topkapı Sarayı, The Hall, Galeri Baraz, Paris Kiron Sanat Galerisi ve yine Paris Türk Kültür ve Turizm Ofisi Galerisi’inde küratörlüğünü üstlendiği farklı disiplinlerdeki sergilerinden sonra artık Graffiti ve Sokak Sanatı üzerine yoğunlaşmak istediğini ve bu disiplinde bir sergiyi müzeye taşımak istediğini söylemişti. Aklında ana hatlarını çoktan hazırlamış olduğu sergiyi Pera Müzesi’nde açmak istiyordu ve içinde taşımakta olduğu coşkusu onun bireysel bekleme süresini iyice azaltmıştı.

 

Yakın dostum şair (rahmetli) Salih Ecer Galatasaray Liseli olduğu için ona sormuştum, soru: “Pera Müzesinde kimsemiz var mı?” idi, bana bir telefon numarası verdi, ben de Roxane’a “al bu numarayı ara, Salih’ten selam söyle” demekle yetindim. Duvarların Dili böyle başladı… Ama ne yazık ki Salih Ecer bu muhteşem sergiyi gezemeden, göremeden ölüp gitti…

Serginin hazırlanış sürecinde olup bitenlerin özellikle Paris ayağına birebir tanık oldum. Birbirinden farkıl pek çok ülkeden insanı, sokakların özgürlüğüne alışmış, söz dinlemekten uzak pek çok sanatçıyı bir araya getirip, onlara müzenin duvarları boyatılacak, kendilerini bu kez bir müzede tanımlamaları istenecekti.

DSCN8735 DSCN8734 DSCN8732

Eğer sokak sanatını, graffitinin özgürlük ayağını biliyorsanız, bunun hemen hemen olanaksız olduğunu tahmin etmeniz zor değil. Nitekim, her davet alan sanatçının ilk sorusu “benden başka kimler geliyor” şeklindeydi.

Küratör Roxane Ayral bu konuda bilinen, daha önce bu konuda işler yapmış birisi değildi, bu onun bu disiplindeki ilk işi olacaktı, elinde iki tane silahı vardı, birisi Doğuya açılan kapı İstanbul, diğeri de bir müzenin bu konuya ilgi duymuş olmasıydı

Roxane’ın en büyük şansı müzede çalışmaya başladığı ekibin genç ve heyecanlı olmasıydı, herkes bu işe inanmış ve ekip ruhunu çarçabuk yakalayıvermişti. İki yılı aşkın bir süre devam eden çalışmaların sonucunda 12 Ağustos 2014 günü serginin açılışı yapıldı. Ağustos başından itibaren İstanbul’a gelmeye başlayan sanatçılar Beşiktaş ve Beyoğlu Belediyeleri’nin onlara verdiği duvarları da dillendirirlerken, geceleri Karaköy’ün arka sokaklarında gerçekleri ile buluşmaya ve onlara verilmemiş duvarları da boyamaya başladılar. Böylelikle Pera Müzesi açılmış olduğu günden beri bir ilke imza atıyordu, yani sergi bir yandan müzenin duvarlarında dillenirken, müze kendisini sokaklara taşımış ve oralarda da varlığını sürdürümeye başlamıştı. Bu oluşum bir müze için ancak ve ancak KIVANÇ / ÖVÜNME meselesi olarak değerlendirilebilirdi, öyle de oldu Pera Müzesi’nin kurucusu, sahibi Kıraç ailesi bu başarıdan duyduğu mutluluğu kimseden gizlemedi, serginin oluşmasına katkıda bulunanların hepsinin yüzü gülüyordu, sanatçıların ağzında ise yepyeni bir söz vardı artık “sokak sanatında- graffiti de İstanbul gurubu oluştu” deniliyordu, Roxane ise işini tamamlamış olmanın ciddi huzurunu, tadını yaşamaya başladığını, açılış gecesi Jonone ile karşılıklı delicesine dans ederek gösterdi.

Pera Müzesi belki de ilk defa böyle bir açılışa ev sahipliği yapmıştı, her gelenin hayranlıkla ve heyecanla izlemiş olduğu, güler yüzle ikramın yapıldığı salona geri döndüğü bir sergi şimdi tüm sanat severlerin ilgisine, seyrine açıldı. 5 Ekim’e kadar izlenebilinecek serginin çok farklı bir özelliği var, bu sergiyi gezeceksiniz, göreceksiniz ve 5 Ekim akşamı, tüm buradaki eserlerin üzerinden bembeyaz bir badana geçilecek, hepsi yalnızca fotograflarda yaşamaya devam edecekler.

Sokak Sanatı / Graffiti disiplinlerini başladığı günlerden bu yana izleyip fotograflarla belgeleyen ve bu segide de yerlerini almış olan fotograf sanatçıları, Duvarların Dili sergisini de belgelediler ve tarihteki yerine hazırladılar.

DSCN8714

DSCN8690

Önümüzdeki günlerde sanat eleştirmenlerinin kalemlerinden okuyacağınız birkaç gerçeği kulaklarımla duyduğum için burda söylememde bir sakınca yok…

Duvarların Dili sergisi Türkiye’de yepyeni anlayışlara ve heyecanlı sanat eylemlerine bir başlangıç oluşturuyor ve artık herkes serginin küratörü Roxane Ayral’dan bu işin bienalini yapmasını bekliyor.

Duvarların Dili sergisi Türkiye’de müzecilik alanında tüm ezberleri bozdu… Artık müzeler önlerine gelecek olan önerilere başka gözle bakmaya başlayacakalr ve daha cesur davranacaklar, bunun öncülüğünü yapan Pera Müzesi de bu konuda tarihteyi onurlu yerini aldı.

Pera Müzesi, özgürlüğün sınırlarını zorlayan sanatçılara hiçbir öngörü ya da öneride bulunmayarak, sanatta sansür olmadığını, bunun düşünülmesinin bile ayıp olduğunu sergileyerek, Türkiye’de sanat üzerindeki ağır ablukanın dağıtılması yönünde çok ciddi bir nefes verdi, öncülük etti, dikkat çekti…

Yine Pera Müzesi, bu konuda genç ve ilk olan Roxane Ayral’ı izleyerek, gençlerin ve yeniliklerin nasıl başarılı olabileceğini göstererek genç sanatçıların umudu olmayı başardı…

Bana gelince…

Serginin küratörü kızım, onun gönüllü yardımcılarından birisi de Dilara Kutay, o da küçük kızım. Gelin içinde bulunduğum o çok keyifli duygu fırtınasını siz tahmin edin…

Teşekkürler Roxane

Teşekkürler Dilara

Teşekkürler Pera Müzesinin değerli ekibi

Teşekkürler hepimizi onurlandıran sanatçılar

İnan Kıraç Roxane'ı kutlarken

İnan Kıraç Roxane’ı kutlarken

Teşekkürler Kıraç ailesi

 

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR, YAZILAR

RESSAM CLAUDE MONET’NİN GIVERNY’DEKİ EVİ (1inci bölüm)

007monetinhisgarden1905

Claude Monet’nin Paris’te günü birlik gidilip görülebilecek olan evine üçüncü kez gittim. Ressamı yoğun biçimde etkilemiş olan bahçesinin Haziran ayı fotograflarını çektim. Ancak evinin içinde fotograf çektirilmemesi koşuluna uydum ve o fotografları başkalarının fotograflarından seçtim. Birkaç tane de Monet resmini seçtim.

Ressam bahçesini para kazanana kadar hep kendisi yapmış,para kzanmaya başladıktan sonra birkaç bahçıvan tuttuğu söyleniyor. Şu anda bir vakıf tarafından korunan ev ve bahçe Giverny’nin en etkin gezilen turizm merkezi halinde…

monet-giverny-balcon-fleurs

chambre-monet fenetre-atelier

Monet.+salle+à+manger.+A+Monet.+étkező. maison-de-claude-monet

 

SANATÇININ BAZI ESERLERİ

claude-monet-les-nympheas fs1q5hat pont_japonais Tableau Monet Ombrelle Camille

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR