Yaratıklar !

Bilmiyorum hiç “yaratık” filmleri izler misiniz ? Pek bir bağışıklığım yoktur ama arada bir kafa dağıtmak için izlerim. Fena da olmaz…Güler geçer insanoğlunun sinema hileleri, uygulamalar ve göz boyamada ne denli uzmanlaşmış olduğuna şaşarsınız. En son ortaya konmuş yaratıkların en eskisi “Godzilla”yı izlerken kendi kendime insanlar yaratıklaşırken yaratıklar insanlaşıyor demiştim ! Zira “Godzilla” insanoğlunu kurtarıyordu !

Dün akşam bunun tipik bir örneğini yaşadım. Televizyonda “spor karşılaşması” nitelendirmesi altında bir takım yaratıklar birbirlerine öldüresiye saldırıyordu. Biraz daha dikkat edince bu yaratıkların insan kılığına girmiş olduklarını gördüm. Taraflardan biri saldırganlık üzerine daha planlı programlıyken öbür cihet ne yaptığını bilmeden önüne gelen herkeze bulaşan esrik bir kabadayı konumundaydı. Komutanlık görevi üstlenmiş en azman yaratık ise bir yandan rakiplerini kışkırtırken öte yandan da en vahşice saldıranlardan biriydi ! Eminim bu yaratıkların yavruları babalarının bu denli vahşice duyguların esiri olabileceğini hiç algılayamadıkları için epey endişeli bir yaşam geçiriyor sonra da kendilerini bu ortama uydurmak zorunda kalıyorlardır. Tribünlerdeki nice yaratığın olduğu gibi. Böyle gelişen bir yaratığın yaşantısında toplumsal pardon sürüsel bir görev üstlenmesi ne denli olanaksızsa, kişisel çıkarı söz konusu olduğunda da vahşet estirmekten hiç çekinmeyeceği aşikardır. Ne de olsa aile görgüleri bundan ibarettir!

Bu ortamın yönetici ve senaristleri ise herhalde eserlerini beşuş bir edayla tırmandıkları ağacın en kalın dalından izliyorlardır. Hani imparatorların gladyatörlere öldür mesajını vermeleri gibi. Bu uslanmaz, arlanmaz, eğitime gelmeyen yaratıklar belki bir süre sonra ortaya koydukları bu filmin baş aktörlerinin kendi yavruları olabileceğini düşünemezler. Zira çıkarları ve egoları, aşağılık kompleksleriyle birleşince toplumsal pardon çevresel gerçekler, sürüsel gerçekler haline dönüşmektedir. Koku alma duygularını bile köreltir ancak bencilleşerek, paylaşmadan, ezerek, parçalayarak, parçalattırarak reisliklerini sürdürebilirler. Bazılarını sirklerde ya da çiftliklerde izler ne denli uysal olduklarına şaşarsınız. Ama bir gün gelir çevrelerini yok ettiklerini okursunuz. Utanmaları da yoktur. Yaratık işte !

Bekir Emre

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları

Açıl ABD Açıl !

Yılın son grand-slam’i “ABD Açık” dün New York’un “Flushing Meadows” semtinde başladı. Tesadüf o ki açılış günü Althea Gibson’un 87. yaş günüydü. Bu tarih onun sadece yaş günü olarak kalmıyordu. Althea Gibson tam 64 yıl önce “US Open” oynamış ilk ABD’li Afro-Amerikalı olarak tarihe geçmiş. Ayrıca dünyada Grand-Slam kazanabilmiş ilk afro-amerikalı olmak onurunu da elinde tutuyor. Ama vefat edeli tam 11 yıl olmuş ! Anlaşılan ABD’de vefa bir semt adı olmaktan çok öte !

Erkeklerde 12, kadınlarda 17 olmak üzere tam 29 tenisci ile katılıyor ev sahibi ülke bu yarışa. Umarım Serena Williams haricinde hiç olmazsa biri biraz enginlere açılarak (!) çeyrek-finali görür.

Dünyanın en büyük spor kanallarından ESPN çeşitli ülkelerden 11 tenis uzmanı ile yaptığı ankette kadınlarda kuşkusuz bir şekilde Serena Williams’ı şampiyon gösterdi. 11 uzmanın 9’u onu seçti. Kadınlarda sürpriz Kvitova, plase ise Sharapova.

Erkeklerde ise 6 uzman Federer’i, 5’i Djokovic’i birincilik kürsüsüne layık gördü. Burada sürpriz Berdych, plase ise Monfils ! Sürpriz tenisciyi ilk sekizin arasından seçiyorlar. Plase ise 17. sıradan öte raketler.

Tabî sahaya çıkınca bu istatistikler geçersiz kalabiliyor. Ancak gerçek şu ki Serena’nın en sıradan bir gününde bile rakipleri ona ancak eğlencelik olabiliyor…Değil ki formunun zirvesinde olsun. Üstelik şimdi bu kadın New York’a formunun zirvesinde ve psikolojikman rahatlamış olarak geldiğini belirtiyor. Çektiği fikstürde çeyrek-finallere kadar ona rakip olabilecek birini göremiyorum. Çeyrekte de İvanovic’in onu ne kadar zorlayacağı merak konusu ! Sonra karşısına geleceği şimdiden tahmin etmek zor. Zira tam bir gayya kuyusu var fikstürün alt yanında. Kvitova, Kuznetsova, Cibulkova, Azarenka, Makarova ve Bouchard arasından biri çıkacak. Fikstürün ikinci bölümünde ise Sharapova ya da Halep ikilisinden birinin finale uzanacağını düşünüyorum. Halep turnuvanın açılış maçında (NCAA) kolej şampiyonu 21’lik Collins karşısında zorlandı ama bu büyük turnuvaların da bir özelliği de ağır-topların ancak zamanla ritmlerini buldukları.

Erkeklerde Federer çok avantajlı bir fikstüre sahip. Kendi bölümünde onu kimsenin zorlayabileceğini öngöremiyorum. Ancak çeyrek-finallerde karşısına Dimitrov, Gasquet, Monfils üçlüsünden zorlanacağı biri gelebilecek. Djokovic ise finale eğer ulaşabilirse herhalde Federer’in üç misli yorulacaktır. Tsonga, Murray, Wawrinka, Raonic hep onun yarısında.

Murray izlediğim kadarıyla kendisine eski antrenörü Lendl tarafından verilen tavsiyeleri çabuk unutmuş. Tribünde iticiliğin en başlıca örneğini yansıtan anasıyla birlikte dün akşam yine tiyatro oynadılar. Ama ne komedi, ne dram ne trajedi…Sadece “fars” ! Yetenek dolu bir şampiyon kafaca bu denli zafiyet içerisinde nasıl olabilir anlaşılır gibi değil ? Anasına sormak gerek ! Aldığı maçı verirken, rakibi benzer hatalarla ona adeta altın tepside ikramda bulundu!

Tabî biz ilk turların varsayımlarını yaparken, freni boşalmış bir araç olarak nitelendirebileceğimiz genç bir raketin, ağır-abi ve ablaları şoka uğratabileceğini de unutmuyoruz. İlaveten erkeklerde Cilic ve Gulbis, kadınlarda da Venus Williams ve Suarez-Navarro gibileri, birbirinden iyi neticeler ve formlarının zirvelerinde geldiler New York’a. Örneğin Kyrgios Rus Youzhny’i geçti ama acemiliğinden az kalsın ihraç edilecekti. Üç kez ihtar (code-violation/kural ihlali) aldı. Dördüncü de yolcu olabilirdi (default/ihraç) ! Allahtan uyarıldı. Hoşkalınız.

Bekir EMRE

Hamiş.: Bu arada dün tenis maçlarının bir bölümü esnasında Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki maçı da parçalar halinde izleme olanağım oldu. İyi de oldu ! Yaklaşan tehlike bir kez daha ortaya çıktı. Bir gösteri, bir oyun olarak bir spor karşılaşması ne denli zevkli, eğlenceli ve merak uyandırıcı ise diğeri sadece ve sadece tiksindiriciydi…Futbolcusu, idarecisi ve seyircisi ile birlikte hem de. Yazıklar olsun.

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları

İşini Sevmek !

Pek beğendiğim bir Çin atasözü vardır. “Yaptığın işi seversen ömrün boyu çalışmış olmazsın”. Bıraksın, emekliye ayrılsın diye hakkında neredeyse fetvalar çıkarılacak Roger Federer dünya sıralamasının ilk 5’i içerisinden Cincy’de yarı-finale kalabilmiş yegane tenisci. Adamın geleceği üzerine yaptığı çocuk sayısına kadar varan spekülasyonlar dönüyor, o işine bakıyor. “Ben tenis oynamasını seviyorum…Başarıyı seviyorum. Üstelik sevdiğim işi yapıp para da kazanıyorum. Birileri öngörüyor diye neden bırakayım” diyor. Aldığı sonuçlar ise kendisini kanıtlıyor. Şimdi Cincy’de büyük bir olasılıkla şampiyon da olacak. Dün başlıca rakiplerinden Murray’i geçti. Hem de ikinci set elden gitme aşamasındayken fevkalade bir vites yükselterek. Bugün yarı-finalde geçen hafta yendiği Raonic ile tekrar karşılaşacak.
Federer bu tunuvayı almak zorunda. Zira uzun bir süredir büyük turnuvalarda hep son hamlede başarısızlığa uğruyor. Tüm turnuvada üstün form gösterip finalde anlaşılmaz bir şekilde kavruklaşıyor. Anımsarsanız Wimbledon finalinde bile rakibi Djokovic son sette havlu atmak üzere iken yaptığı basit hatalarla tekrar oyuna sokmuştu. Başlıca rakiplerinin hepsinin saf dışı kaldığı Cincy’yi de kazanamazsa “Amerika Açık” için sıkı bir özgüven bunalımına düşecektir.

Raonic zor geçebileceğini düşündüğüm Fognini karşısında çok kolay bir yengi aldı. 57 dakikada 61, 60 ! Dün yazdığım gibi İtalyan’ın kafasıyla zoru var. Geçen yıl yine burada Stepanek karşısında bilinçli olarak ayak-hatası yapıp yuhalanmıştı. Dün de son puanda ayak-hatası (!) yaparak maçı sonlandırdı.

Kadınlarda ise Sharapova yine (evet yine) gitmek üzere olan bir maçta galip geldi. Romen Halep karşısında 36 ve 0-2 mağlupken maçı çevirdi ve kazandı. Kadındaki özgüvene ve sebata saygı duymamaya olanak yok. Şimdi rakibi Sırp İvanovic. Anlaşılan yine bir Sharapova-Williams finaline doğru gidiyoruz.

Serena dün bir başka Sırp Jankovic’i 57 dakikada 61, 63 geçti. Bugün rakibi, galiba kafasını gerçekten düzeltmiş olan, THY (Wozniacki) ! Artık sahada kafası kesik tavuklar gibi koşuşturmuyor ! Geçtiğimiz hafta Serena’yı zorlamıştı. Kolay maç olmayacaktır. Zira kendisine güveni de geldi. Hoşkalınız.

Bekir Emre

Yorum yapın

Filed under Fotograflar

“100 Yıllık Cincy”

Hepimizin Başı Sağolsun !
Türk Sporunun çelebisi Beşiktaş’ın dervişi Süleyman Seba vefat etti.
Umarım sporumuz onun gibi bir başkan görmeyi asırlarca aramaz.
Tanrı gani gani rahmet eylesin.
————————————————————-

Cincinnati’de yapılan turnuva tam 100 yıllık bir tarih ortaya koyuyor. Ama ne yazık ki bu tarihi taşıyacak sadece tek bir tenisci var Amerika’da. 2014 yılında kadın ve erkeklerin Cincy fikstürlerinde ev sahibi ülkeyi temsilen sadece Serena Williams kaldı. Her iki tarafta da ABD’li tenisciler daha üçüncü turda pes ettiler. Hala John İsner gibi fasulye sırığını andıran bir tenisciden başarı bekliyorlarsa zaten söylenecek bir şey yok demektir. Bir zamanlar tenis dünyasına hükmeden koskoca bir kültür uzun bir süredir yokları oynuyor. Yazık !

Önceki yazımda Cincinnati’de epey çelişkili sonuçlara şahit olabileceğimizi yazmıştım…Üç gün önce biten Kanada’nın kralı Tsonga ile kraliçesi Venus Williams daha ilk turda elendiler. Onları yalnız bırakmamak için olsa gerek hemen arkalarından Berdych, Dimitrov ve dünyanın (aileden – babası bir oligark !) en zengin teniscisi denilen Gulbis te yenildi. Çeyreklere gelindiğinde Monfils, Janowicz, Cilic ve dünyanın 1.numarası Djokovic te yoktu. Novak yitirdiği maçtan sonra yaptığı basın toplantısında balayından sonra hala kortta kendini rahat hissetmediğini belirtiyordu.

Kadınlarda ise Venus’tan sonra yaprak dökümü Errani, Bouchard, Kvitova, Cibulkova ile başladı Lisicki ve Kerber ile devam etti. Ama onlarda bugün tüm maçlar çekişmeli geçmeye aday. Hele Sharapova-Halep maçı tam izlenecek olan…Erkeklerdeki Murray-Federer maçı ile aynı saate konmuş. Böyle bir program ortaya koyan turnuva direktörüne neye hizmet ettiğini sormak gerek !

Erkeklerde merak edilecek bir diğer maç ta Raonic ile İtalyan Aygırı Fognini arasında. Tenisin her vuruşuna sahip fevkalade yetenekli bu Akdenizli kafasına hakim olursa, yeni gençler grubunun başlıca üyelerinden Raonic karşısında bize fevkalade bir maç izletebilir. Diğer maçlardan kanımca Wawrinka ve Ferrer yarı-finale çıkarlar.

Yaklaşan “Amerika Açık”a kadar önümüzde 1.5 hafta var. Umarım herkez kendisini toparlayabilir ve bize güzel bir grand-slam izletirler. Djokovic’siz, Nadal’sız, Murray’siz, Del Potro’suz, Azarenka’sız bir turnuva en azından bana zevk vermeyecek. Ama New-York, Flushing Meadows’da sürprizlere hazır olun…Hem de en büyüklerinden. Söylemişti dersiniz! Hoşkalınız.
Bekir EMRE

Yorum yapın

Filed under Fotograflar

DUVARLARIN DİLİ / LANGUAGE OF THE WALL

DUVARLARIN DİLİ

LANGUAGE OF THE WALL

13.08 – 05.10 2014

İSTANBUL PERA MÜZESİ

ISTANBUL PERA MUSEUM

A MUST SEE EXPO

DSCN8657

Bir keresinde yazar Halil Bezmen ile konuşurken bana, “gerçek zenginliğin son noktası müze sahibi olmaktır” demişti. Pera Müzesi işte böyle bir ailenin, özellikle kendi kolleksiyonlarını sergiledikleri, İstranbul’a ilginç sergiler taşıdıkları klâsik bir müzedir.

Roxane, 2011 yılının sonlarına doğru Topkapı Sarayı, The Hall, Galeri Baraz, Paris Kiron Sanat Galerisi ve yine Paris Türk Kültür ve Turizm Ofisi Galerisi’inde küratörlüğünü üstlendiği farklı disiplinlerdeki sergilerinden sonra artık Graffiti ve Sokak Sanatı üzerine yoğunlaşmak istediğini ve bu disiplinde bir sergiyi müzeye taşımak istediğini söylemişti. Aklında ana hatlarını çoktan hazırlamış olduğu sergiyi Pera Müzesi’nde açmak istiyordu ve içinde taşımakta olduğu coşkusu onun bireysel bekleme süresini iyice azaltmıştı.

 

Yakın dostum şair (rahmetli) Salih Ecer Galatasaray Liseli olduğu için ona sormuştum, soru: “Pera Müzesinde kimsemiz var mı?” idi, bana bir telefon numarası verdi, ben de Roxane’a “al bu numarayı ara, Salih’ten selam söyle” demekle yetindim. Duvarların Dili böyle başladı… Ama ne yazık ki Salih Ecer bu muhteşem sergiyi gezemeden, göremeden ölüp gitti…

Serginin hazırlanış sürecinde olup bitenlerin özellikle Paris ayağına birebir tanık oldum. Birbirinden farkıl pek çok ülkeden insanı, sokakların özgürlüğüne alışmış, söz dinlemekten uzak pek çok sanatçıyı bir araya getirip, onlara müzenin duvarları boyatılacak, kendilerini bu kez bir müzede tanımlamaları istenecekti.

DSCN8735 DSCN8734 DSCN8732

Eğer sokak sanatını, graffitinin özgürlük ayağını biliyorsanız, bunun hemen hemen olanaksız olduğunu tahmin etmeniz zor değil. Nitekim, her davet alan sanatçının ilk sorusu “benden başka kimler geliyor” şeklindeydi.

Küratör Roxane Ayral bu konuda bilinen, daha önce bu konuda işler yapmış birisi değildi, bu onun bu disiplindeki ilk işi olacaktı, elinde iki tane silahı vardı, birisi Doğuya açılan kapı İstanbul, diğeri de bir müzenin bu konuya ilgi duymuş olmasıydı

Roxane’ın en büyük şansı müzede çalışmaya başladığı ekibin genç ve heyecanlı olmasıydı, herkes bu işe inanmış ve ekip ruhunu çarçabuk yakalayıvermişti. İki yılı aşkın bir süre devam eden çalışmaların sonucunda 12 Ağustos 2014 günü serginin açılışı yapıldı. Ağustos başından itibaren İstanbul’a gelmeye başlayan sanatçılar Beşiktaş ve Beyoğlu Belediyeleri’nin onlara verdiği duvarları da dillendirirlerken, geceleri Karaköy’ün arka sokaklarında gerçekleri ile buluşmaya ve onlara verilmemiş duvarları da boyamaya başladılar. Böylelikle Pera Müzesi açılmış olduğu günden beri bir ilke imza atıyordu, yani sergi bir yandan müzenin duvarlarında dillenirken, müze kendisini sokaklara taşımış ve oralarda da varlığını sürdürümeye başlamıştı. Bu oluşum bir müze için ancak ve ancak KIVANÇ / ÖVÜNME meselesi olarak değerlendirilebilirdi, öyle de oldu Pera Müzesi’nin kurucusu, sahibi Kıraç ailesi bu başarıdan duyduğu mutluluğu kimseden gizlemedi, serginin oluşmasına katkıda bulunanların hepsinin yüzü gülüyordu, sanatçıların ağzında ise yepyeni bir söz vardı artık “sokak sanatında- graffiti de İstanbul gurubu oluştu” deniliyordu, Roxane ise işini tamamlamış olmanın ciddi huzurunu, tadını yaşamaya başladığını, açılış gecesi Jonone ile karşılıklı delicesine dans ederek gösterdi.

Pera Müzesi belki de ilk defa böyle bir açılışa ev sahipliği yapmıştı, her gelenin hayranlıkla ve heyecanla izlemiş olduğu, güler yüzle ikramın yapıldığı salona geri döndüğü bir sergi şimdi tüm sanat severlerin ilgisine, seyrine açıldı. 5 Ekim’e kadar izlenebilinecek serginin çok farklı bir özelliği var, bu sergiyi gezeceksiniz, göreceksiniz ve 5 Ekim akşamı, tüm buradaki eserlerin üzerinden bembeyaz bir badana geçilecek, hepsi yalnızca fotograflarda yaşamaya devam edecekler.

Sokak Sanatı / Graffiti disiplinlerini başladığı günlerden bu yana izleyip fotograflarla belgeleyen ve bu segide de yerlerini almış olan fotograf sanatçıları, Duvarların Dili sergisini de belgelediler ve tarihteki yerine hazırladılar.

DSCN8714

DSCN8690

Önümüzdeki günlerde sanat eleştirmenlerinin kalemlerinden okuyacağınız birkaç gerçeği kulaklarımla duyduğum için burda söylememde bir sakınca yok…

Duvarların Dili sergisi Türkiye’de yepyeni anlayışlara ve heyecanlı sanat eylemlerine bir başlangıç oluşturuyor ve artık herkes serginin küratörü Roxane Ayral’dan bu işin bienalini yapmasını bekliyor.

Duvarların Dili sergisi Türkiye’de müzecilik alanında tüm ezberleri bozdu… Artık müzeler önlerine gelecek olan önerilere başka gözle bakmaya başlayacakalr ve daha cesur davranacaklar, bunun öncülüğünü yapan Pera Müzesi de bu konuda tarihteyi onurlu yerini aldı.

Pera Müzesi, özgürlüğün sınırlarını zorlayan sanatçılara hiçbir öngörü ya da öneride bulunmayarak, sanatta sansür olmadığını, bunun düşünülmesinin bile ayıp olduğunu sergileyerek, Türkiye’de sanat üzerindeki ağır ablukanın dağıtılması yönünde çok ciddi bir nefes verdi, öncülük etti, dikkat çekti…

Yine Pera Müzesi, bu konuda genç ve ilk olan Roxane Ayral’ı izleyerek, gençlerin ve yeniliklerin nasıl başarılı olabileceğini göstererek genç sanatçıların umudu olmayı başardı…

Bana gelince…

Serginin küratörü kızım, onun gönüllü yardımcılarından birisi de Dilara Kutay, o da küçük kızım. Gelin içinde bulunduğum o çok keyifli duygu fırtınasını siz tahmin edin…

Teşekkürler Roxane

Teşekkürler Dilara

Teşekkürler Pera Müzesinin değerli ekibi

Teşekkürler hepimizi onurlandıran sanatçılar

İnan Kıraç Roxane'ı kutlarken

İnan Kıraç Roxane’ı kutlarken

Teşekkürler Kıraç ailesi

 

Yorum yapın

Filed under Fotograflar, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR, YAZILAR

Büyük Oyuncu Olamamak !

us-open-tennis-tickets

 

Bilhassa ferdi sporlarda büyük oyuncu olmak kolay değildir. Dün akşam maalesef güzeller güzeli Wozniacki bunu bir kez daha kanıtladı. Teniste haftalarca 1. sırada kalabilir, onlarca turnuva kazanabilirsiniz. Ama bir büyük turnuva alamamış ya da ağır-ablalardan kimseyi yenememişseniz büyük oyuncu sayılmazsınız.

Dün Serena ile Caroline Wozniacki arasındaki maçı izlerken gözlemlediğim en basit gerçek bu oyunun böyle sürmeyeceği idi. Hiç bir büyük oyuncu bir maç süresince bu denli çok basit hatayı sürdürmez. Bir an bulur o oyunu çevirir. Bu kavşakta eğer karşısındaki önlem almazsa maç döner.

Hiç bir profesyonel oyuncu maç elden giderken ısrarla aynı oyunu oynamaz. Bir ara istatistiklere baktığımda Williams’ın 17, Wozniacki’nin 2 basit hatası vardı. 17 basit hata hani nerede ise 4 oyun demek ! Bunun sürmeyeceğini ne Wozniacki ne de antrenörü olan babası gördü. Maçın başında süper oynadı. Ama son günlerde yakın arkadaşlık kurduğu rakibinin çok ama çok büyük bir sporcu olduğunu unuttu. Serena her türlü çabayı gösterdi, hatalarının üzerine gitti, sahanın ortasından drive-voleler vurmaya başladı, rakibini bozmaya, oyunu baskı altına almaya çalıştı, çabaladı ve geri geleceğinin sinyallerini verdi. Geldi de (46, 75, 75) !

Şimdi yarı-finalde kızkardeşi ile karşılaşacak. Aralarında ilk 16 yıl önce hesap görmüşler. 14-10 Serena galip. Ama onu da en fazla yenen raket ablası. Aralarında 86 milyon dolar ödül toplamışlar! Ama birbirlerine maç sattıklarından kendi vatandaşları tarafından da yuhalanmışlardı.

Kadınların diğer yanında bunca yıl sonra hala her an kırılıp dağılacak bir bebek izlemi veren Radwanska sakatlıktan yeni dönen Azarenka’yı geçti.

Wimbledon şampiyonu Kvitova’yı geçen Rus Makarova ise ABD’li Vandeveghe’yi 3 sette yendi (61, 46, 61). Ailesindeki her fert sporcu olan bu ABD’liye dikkat etmek lazım. Önceki turlarda hem İvanovic hem Jankovic’i yenerek çeyrek finale ulaştı.

Erkeklerde ise Tsonga ağır-abiler tatilde ya da balayındayken (!) yaptığı antrenman ve oynadığı ndp_0039turnuvaların yararını görüyor. Ama itiraf etmek gerek ki Murray’in en kritik yerlerdeki basit-hataları da ona yardım etti (76, 46, 64). Sempatik Fransız’ın maçın sonunda attığı 237km’lik servis onun ne denli güçlendiğini gösteriyor. Şimdi Dimitrov’un karşısına çıkacak. İyi maç. Dimitrov’un ilk 10 içindeki rakiplerine olan performansı kariyer geleceğini en belirleyici faktör olacaktır.

Federer ise Ferrer’i 15. kez yendi. Yarı-finaldeki rakibi ise Kanada’lıların gözbebeği Raonic’i üç sette (64, 67, 63) geçen bir başka İspanyol : Lopez. Ama 15 karşılaşmanın hepsini İsviçreli almış. Daha önce de belirtmiş olduğum gibi gidişat Federer’in şampiyonluğunu gösteriyor. Tsonga ya da Dimitrov hele bir final maçında ona rakip olamazlar. Her ne kadar Tsonga’nın, Haşmetmeablarına karşı iki galibiyeti de Kanada’da olsa ! İyi seyirler.

Bu arada bu turnuvaları bizlere yansıtan Lig TV ve Sports TV yöneticilerine yürekten teşekkür ederim. Zevkten bayılıyorum. Ne olur devam edin.

Hoşkalınız.

Bekir Emre

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları

Roger’ların Kupası !

rogers-cup

sigara markaları olan Du Mourier ve Rothmans ile anıldıktan sonra tütün mamulleri yasaklanınca Kanada’nın başlıca iletişim ve medya şirketi olan “Rogers Cup” adını alan “Kanada Açık” bu yıl 6.2 milyon dolar ödül dağıtacak. Tabî bu rakam üç hafta sonra başlayacak “Amerika Açık”ta dağıtılacak 38.3 milyon doların yanında çok mütevazi kalıyor ! Rogers Kupası’nın bir ilginçliği de erkek ve kadınların başka kentlerde oynanması. Çift rakamlı yıllarda erkekler Toronto’da, kadınlar Montreal’de oynanırken tek rakamlı yıllarda tam tersi oluyor.

Erkekler ikinci turunda bir tane bile ABD’li raket kalmazken kadınlarda 3 ABD’li bayrağı elden bırakmıyor ! Çift erkeklerde ise Djokovic/Wawrinka ikilisi ikinci turda karşılarında bu kategorinin en ağır-abilerini buldu…Zimonjic-Nestor pek te zorlanmamışa benzer (6-4, 6-4). Ama çiftlerde iki şok daha yaşandı. Bryan Kardeşler ilk maçlarında Cilic-Gonzales çiftine, Paes ile Stepanek ise Gasquet-Tsonga’ya yenildi !

Kadınlarda ise Serena Williams emin adımlarla hedefe doğru yürüyor. Kolay bir rakip olmayan Safarova’yı 75 ve 64’lük setlerle saf dışı bıraktı. Bu kadın onca dedikodunun hedefi olmasına rağmen dört yıldır birinciliği kimseye bırakmadı. Düşünün ki tüm yıla yayılmış bir profesyonel sporda fiziken ve kafaca kendinizi her an en üst seviyede tutacak ve bu esnada çeşitli rakipleri de alt edeceksiniz. Hem de dört yıldır ! Daha ne gerçekleştirsin ki bu kadın ? Hele hele ardından gelen dünya ikincisi Na Li ile arasında üçbin puan olduğunu düşünürseniz onunla diğerleri arasındaki farkı daha kolay algılarsınız. Serena bugün, son zamanlarda iyi oynadığı söylenilen yakın arkadaşı Wozniacki karşısında zorlanmayacaktır.

Kardeşi Venus birbirinden zorulu iki rakibi yenerek çeyrek-finale çıktı. Ama Sharapova’yı alt eden İspanyol Suarez-Navarro onu da geçecektir. Yarı-finalde ise Serena kardeşinin intikamını alacaktır ! Kadın fikstürünün alt tarafı ise gayya kuyusuna döndü! Sekiz seri başının altısı elendi! Buradan kimin çıkacağını bilmek adamı zengin eder. Ben Radwanska diyorum.

Erkeklerde ise Federer bir numaralı favori konumuna geçti. Fikstürün üst yanında ise birkaç gündürndp_0039 izlediğim formuyla Murray ağır basıyor. Raonic ve Dimitrov ise kendileri için beslenen ümitleri boşa çıkarmayacak gibi. Artık herkez onları yenmek için azami çaba içerisinde. Ama zor da olsa maçları kazanmaya başladılar. Bilhassa Dimitrov daha komple bir atlet ve tenisci. Göreceksiniz pek yakında ağır-abileri en fazla zorlayan o olacak. Burada da Andersson’u geçecek ve büyük bir olasılıkla Tsonga’yı yine yenecek olan Murray ile karşı karşıya gelecektir. Bakalım Murray Wimbledon’un intikamını alabilecek mi ? İzlemeye değer bir maç olacaktır. Hoş kalınız.

 

Bekir Emre 

 

 

 

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları