FIAC VE FIAC OFFICIELLE ÜSTELİK BİR DE SLICK ATTITUDE

 

 

 

DSCN7649

 

 

DSCN7592

Her yıl Paris’in ünlü fuar salonu Grand Palais’de yapılan FIAC bir süredir şehrin park ve bahçelerinde de fuarı genişletmişti. Bu yıl bir büyük ekleme daha yapıldı ve “Les Docks-Cité de la Mode et du Design’da” da büyük bir alan galericilere ayrıldı.

 

DSCN7445

 

Street art ve Garaffiti’yi artık göz ardı edemeyeceğini anlayan FIAC’çılar “Les Docks-Cité de la Mode et du Design” merkezinin altındaki park ve depolama alanının duvarlarını da streetart ve graffiti’nin sanatçılarına ayırdılar ve elbette pek çok eleştiri aldılar.

 

DSCN7515

 

En son Türkiye’de, İstanbul Pera Müzesi’nde, müzede sergilenen ve müze duvarlarını boyamış olan streetrart ve graffiti sanatçılarının pek çoğu bu sanat dalına ayrılan yerin pek hoş olmadığının altını özellikle sosyal medyada çiziyorlar. Çünkü onlar, zaten bu alandaki duvarların bir kısmında görüldüğü gibi, buraları sanatları için kullanmaktalar ve onlara bu duvarların FIAC çerçevesinde verilmiş olması, “yasallaştırılmışlığı” onlara pek ilginç gelmediği gibi, biraz da bıyık altından gülümsemelerine neden oldu.

 

DSCN7566

Grand Palais’de dünyanın pek çok ülkesinden gelen galeriler, bir yandan “taze” sanatçılarını sunarlarken, bir yandan da Picasso’dan K. Harring’e ve Botero’ya kadar ünlülerin eserlerini satışa sunmuşlardı.

 

DSCN7594

 

VIP ve basın için yapılan resmi açılış öncesindeki kabule gelenlerin pek çoğu en az sanat eserleri kadar ilginç görüntüler sergiliyorlardı.

 

DSCN7620 DSCN7633

FIAC’ın pahalı stand fiyatlarını karşılayamayan, ama sanatçıları olduğu için onları göstermek ve sunmak isteyen galeriler de bir başka organizasyonda buluştular hemen Grand Palais’nin yanı başında AlexandreIII köprüsünün ayağında kurulan dev çadırda “SLICK ATTITUDE” de sanatçılarını tanıtıyorlardı. Basın mensuplarına karşı çok daha özenli ve sıcak bir ilgi gösteren “SLICK ATTITUDE” fuarında FIAC’a göre çok daha az galeri vardı olmasına ama eserler çok daha ilginçti.

DSCN7702

 FIAC 

DSCN7596 DSCN7591 DSCN7590 DSCN7589 DSCN7588 DSCN7653 DSCN7652 DSCN7627 DSCN7622 DSCN7616 DSCN7598 DSCN7604 DSCN7605 DSCN7612 DSCN7614

 FIAC OFFICIELLE 

DSCN7436 DSCN7447 DSCN7450 DSCN7452 DSCN7455 DSCN7462 DSCN7467 DSCN7475 DSCN7487

FIAC OFFICIELLE STREETART VE GRAFFITTI

DSCN7496 DSCN7497 DSCN7500 DSCN7502 DSCN7506 DSCN7507 DSCN7509 DSCN7517 DSCN7520 DSCN7527 DSCN7530 DSCN7534 DSCN7538 DSCN7545 DSCN7547 DSCN7557 DSCN7571

SLICK ATTITUDE

DSCN7583 DSCN7684 DSCN7686 DSCN7687 DSCN7688 DSCN7690 DSCN7691 DSCN7692 DSCN7693 DSCN7697 DSCN7703 DSCN7707 DSCN7728

 

 

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR

SEKS VE SANAT

paul-mccarthy-paris-fiac-sculpture-2-e1413545004583

Oonun için “sanatın yaramaz çocuğu” diyorlar… Ünlü ve bilinen bir snatçı olduğunu ben bilmiyordum, taa ki Paris’in Vendome meydanına bir “but plug” yerleştirene kadar. Ona sorarsanız eğer bu bir seks ouuncağı değil, bir noel ağacıymış… Ama adın arama motorlarına yazıp, bugüne kadar yapmış olduğu işlere bakarsanız, o zaman PAUL McCARTHY’nin hiç de öyle çam ağacı falan yapmadığını daha iyi anlayacaksınız.

Paris’in orta yerine FIAC sanat fuarı nedeniyle koymuş olduğu bu eseri, Paris’te herşeye karşı olanlar tarafından kısa zamanda saldırıya uğradı, sanatçının açıkladığına göre kendisi de bunu yapmış olduğu için bir iki yumruk yemiş!

paul-mccarthy-butt-plug-6-e1413796595423

Fakat, ABD’nin UTAH gibi son derece tutucu bir şehrinde doğmuş olan sanatçı aynı eseri yeniden aynı yere koyacağını açıklıyor.

paul-mccarthy

Bu but plug-seks oyuncakları ile çıkolata üretmeyi planlayan Paul McCarthy’nin sergisi 25 Ekim’de Monnaie de Paris’de açılacak ve 04 Ocak 2015 e kadar sürecek…

Bugün (22 Ekim 2014) Paris Grand Palais’de açılan FIAC sanat fuarında’da sanatçının eseri vardı ve belki de en çok fotografı çekilen eserlerden birisiydi gazeteciler tarafından.

DSCN7593

Aynı eserin çikolatadan yapılmış olanı açılacak olan sergisinin tanıtım afişinde yer alıyor… http://www.monnaiedeparis.fr sitesine bakmanızı öneriyorum.

FIAC ve çevresinde olup biteni de bugünlerde yazıp okularımla paylaşacağım elbette…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, HABERLER, PARİS'TEN HABERLER, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR

SKATERS IN PARİS / PARİS’TE KAY KAY YAPANLAR

REMEMBERING MY FRIEND 

LEGENT PHOTOGRAPHER OF SKATERS

MR. HUGH HOLLAND

Mr. Hugh HOLLAND

Mr. Hugh HOLLAND

© Cüneyt Ayral / Paris October 2014

aa ab ac DSCN7364 DSCN7383

Photos has been taken at 19/10/2014 next to the river Seine in Paris

Seine nehri kenarındaki gezide kay kay yapanların fotograflarını çekerken arkadaşım ünlü fotograf sanatçısı Hugh Holland’ı düşündüm…

DSCN7402 DSCN7394 DSCN7393 DSCN7392 DSCN7390 DSCN7389 DSCN7388 DSCN7387 DSCN7404 DSCN7384 DSCN7381 DSCN7380 DSCN7377 DSCN7366 DSCN7363 DSCN7361 DSCN7358 DSCN7357

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, PARİS'TEN HABERLER, SANAT

EMRE DİRİM’İN GÖSTERİ DERGİSİ İÇİN BENİMLE YAPMIŞ OLDUĞU SÖYLEŞİ

Gösteri Dergisi'nin kapağı

photo 3

photo 2

BİZİM İÇİN NE PİŞİRDİLER?

Gazeteciliğinin yanı sıra şiir ve romanlarıyla da dikkati çeken Cüneyt Ayral, bu kez ne Paris sokaklarını, kahvelerini yazıyor ne de siyasi yorumlar yapıyor. Bir yemek kitabıyla karşımızda bu kez. Sık sık gezi ve yeme – içme kültürü üstüne yazılar da yazan Cüneyt Ayral, aynı zamanda “amatör aşçı”. Onunla, şık bir biçimde yayımlanan ve fotoğraflarla beslenen, yeni kitabı Sizin İçin Pişirdiler (Oğlak Yayınları 2014) üstüne konuştuk.
Emre Dirim: Yemek konusunda iddalı ve kendini kabul ettirmiş yedi aşçı okurlar için ne pişirdilere geçmeden önce, nereden aklınıza geldi böyle bir kitap diye sorsam.
CA. Sanıyorum 2009 yılıydı, zaman o kadar hızlı akıyor ki yılları bile karıştırır oldum. “Kanal Biz” diye bir televizyon kurulmuştu, gazeteci bir arkadaşım beni oraya önerdi. “Bizim Mutfak” ve “Sanat ve Biz” dizi programlarını bu televizyon için yapmıştım. Programlarda şeflerin mutfaklarına giriyor, birlikte yemek yapıp, sonra da afiyetle yiyorduk. Amaç insanlarımıza, lokantalarda yapılan yemeklerin kolaylıklarını gösterirken, usta şeflerin nasıl çalıştıklarını anlatmaktı, çünkü lokantaya gittiğinizde, önünüze gelen yemeğin nasıl geldiğini pek bilemezsiniz, oysa arkada, mutfakta gerçek bir sanatçı vardır. Şefler bir yandan şiir gibi tabaklar hazırlarlarken, bir yandan da bir orkestra şefinin mahareti ile o mutfağı yönetirler. Bu kitapta yer alamayan İtalyan şef Brambilla’nın o dev otel mutfağını nasıl yönettiğini televizyonda göstermiştim. Sonra Oğlak yayınlarının yayımladığı “Leonardo Da Vinci’nin Sofrası” kitabını okudum ve bu yemek meselesinin benim düşündüğümden çok daha derin bir tarih meselesi olduğunu gördüm, bunun üzerine bu kitabı ve hatta başka yemek kitapları yapmaya karar verdim. Kitabın başında yazmış olduğun uzun metinde kendi yemek yeme serüvenimi bu yüzden anlattım.
Emre Dirim: Yemeği sevmeyen bir insan böyle bir kitabı hazırlayamaz elbette. Yemeği size kim(ler) sevdirdi? Unutamadığınız yemekli aile ortamlarından mı esinlendiniz? Nasıl bir aile ortamında büyüdünüz?
CA. Bunu isterseniz sır olarak saklayalım, çünkü Kasım ayında (2014) kendi mutfağımı anlattığım El Çabukluğu Marifet “Seçilmiş kolay yemekler ve dünya lezzetleri” diye yeni bir kitabım, yine Oğlak’tan çıkıyor ve nasıl bir ailede yetiştiğimi, yemek ile olan bağımı, ilgimi orada uzun uzun anlatıyorum. Ama isterseniz “sır” olarak söyleyeyim, babaannemin yoldaşı nenem Malike Silersü ile, eli çabuk olan annemin çok etkisi var bu işlerde. Tabii çok eski yıllardan şefim Boris Usta’yı da anmam lazım. Boris Usta Ankara Karpiç’in şefiydi, biz onunla Ankara RV Restaurant açıldığında birlikte çalıştık.
Emre Dirim: Her biri farklı yemekler pişiren -Maksut Aşkar, Hüseyin Gürsoy, Müge Kaşgöz, Bülent Metin, Mike Norman, Nuch, Sevinç Uzcan, Burak Yurt-, bu aşçıların özelliklerinden söz eder misiniz? Neden bu aşçıları seçtiniz? Öteki aşçılardan farkları ne?
CA. Bunlar örnekler. Bana kalsa daha en az 20-30 aşçı seçerdim. Örneğin Lâcivert Lokantası’nın (Boğazda) şefi Hüseyin Caylân, Hyatt Otelinin şefi Brambilla, Bodrum’da Ortakent Köşem Lokantası’nın şefi, daha pek çok sayabilirim..
Bu şeflerin ortak özellikleri işlerinin sanat olduğunun farkında olmalarıdır diyebilirim.
Sevinç Uzcan aralarında şef olarak en amatör olanıdır, ama onun işi farklı, o şeflerin taze baharatını ve salatalarını sağlayandır ve onu nasıl kullanacaklarını anlatır, bu da önemli bir iştir mutfakta, neyi ne ile kullanacağını anlatmak yani. Sonra Müge Kaşgöz belki bu kitapta kendi yöresinin yemeklerini yaptı ama, İstanbul’un “kadın meyhanecileri” arasında yer alır ve “notu düşülmesi gerekenlerden”dir. Bu kültürü çok iyi bilir. İçmesini bilmek kadar içirmesini de bilmek önemlidir yemek işinde. Şimdilerde çalışmıyor ama önemli bir şeftir. Bülent Metin’in yetiştirdiği, önayak olduğu pek çok genç şef var İstanbul’da, bunların hepsi Enstitü’den yetiştiler ve Bülent şimdi Londra’da Lâl Restaurant’ı açtı, çok mühim bir iş yapyor orada. Yepyeni yemekler sunuyor, Sefarad mutfağı üzerine çalışıyor. Nuch’u Türkiye’de tutmayı beceremedik maalesef, o da epey şef yetiştirdi ama gitti sonunda, kralların aşçısıdır. Maksut Aşkar yemeğin sihirbazıdır, çok ilginç tadlar keşfeder ve sunar. Ciddiye alınması ve üzerinde durulması gereken bir şeftir. Burak, barın arkasında yetişmiştir ama bugün bir lokantayı başarı ile yönetebilen usta bir servis uzmanıdır, onun bardaki yaratıcılığını ve işini sevmesini yıllar önce Ankara RV Restaurant’da birlikte çalıştığım barmen Refik’te görmüştüm. Hüseyin Gürsoy Türkiye’de “klâsik nasıl olunur” sorusunun yanıtıdır, çok önem verdiğim ve beğendiğim bir şeftir, onun kaymaklı ekmek kadayıfını çok az kimse başarabilir. Mike Norman ise başlı başına bir meseledir. Dünya liderlerine yemek yapmış ve beğendirmiş olan bu şefimizin, alafranga yemeklere, alaturka lezzetleri işlemesi ve bunu sunarak dünyaca ünlü olması başlıbaşına bir sanattır. Mike’ın ulusal turizmimize olan katkısından bakanlıkların falan haberi yok, oysa madalyayı hak etmiş sanatçılardandır. Önemli işler yapıyor, ama Türkiye’de daha henüz “aşçıbaşı” nedir kimse pek farkında değil. Bu tür kitaplar artarsa belki yararı olur…
Emre Dirim: Bu yedi ünlü aşçı bizim için ne pişirdiler? Kısaca bu yemeklerden ve tatlılardan söz eder misiniz?
Bu kitapta yer alan yemeklerin ortak özelliği, herhangi birisinin evinde kolaylıkla bu yemekleri yapabileceğidir. Her türlü zevke ve damağa göre yemeğin yer aldığı bir kitap. Tek eksiğimiz, hangi yemekle hangi şarabın ya da hangi başka bir içkinin sunulacağını yazamadım, çünkü bu işi keyifle yapacak bir somelier bulamadım açıkçası.
Emre Dirim: Gurme misiniz? Yemeğe düşkün müsünüz? Yemek seçer misiniz? En çok hangi yemekleri seversiniz?
Bana gurme denilemez, çünkü bir gurme en azından hiç ayırım yapmadan, tüm yemekleri yiyebilmelidir. Üstelik gurmenin yavaş yemek yemesi beklenir.
Ben hızlı yemek yerim, çok seçerim, bazı yemekleri kesinlikle yemem. Örneğin kremalı pasta ağzıma koymam, işkembe sevmem, yemem, Fransa’da yaşıyor olmama rağmen sümüklü böcek yemeyi sevmem. Çin yemeklerini çok sevdiğim halde bazılarını yemem, domuz kulağı gibi. Gözüme güzel gözükmeyen yemekleri yemeyi hemen red ederim. Yani yemek konusunda hayli huysuzum.
Acı olmayan Hint yemeklerini, Çin’in daha çok Canton mutfağını severim. Balık ve deniz böceklerini çok severim, Fransız mutfağında çok sevdiğim farklı soslar vardır, bunlar arasında rokfor sosunu hem salatada, hem ette çok severim, eşalot (soğan) soslu et yemeyi de severim. Etli yaprak dolmasına bayılırım, güzel yaptığım da söyleniyor, sebze dolmasını da severim özellikle kabak ve domates. Bir arkadaşım var Nil Darende, eğer yaprak dolamasının zeytinyağlısını o yaparsa dayanamam, Nil’i burada bir dolma üstadı olarak anmam gerekir, çünkü dolma sarmak apayrı bir iştir, sanattır. Pirinci çok severim, 40 türlü pilavı yaparım da severim de, İspanyolların Paellasından, İtalyanların Rizottosuna, Çinlilerin Canton pilavından Afgan pilavına kadar saymakla bitmez. Bir de bu pilavların nerelerde en iyi yapıldığını bilirim ve gider oralarda yerim, örneğin geçen yıl Paella yemek üzere Barcelona’ya “7 Kapılar lokantasına” gittik karımla.
Emre Dirim: Kendiniz de yemek pişirir misiniz? En sık yaptığınız yemekler hangisi? Pişireceğiniz yemekle ilgili alışverişte nelere dikkat edersiniz? Yemek pişirirken belli kurallarınız var mı? Sizce sofra nasıl olmalıdır?
Pişirmez miyim? Özellikle pek çok çeşit salatayı yapmak benim işimdir. Evim günlük yemeğini bile genellikle ben pişiririm. Karımın ustası olduğu bazı yemekler vardır ki, onlara hiiç elimi sürmem, örneğin Rizotto ya da çikolatalı sufle, klâsik cız bız köfte, ama günlük tüm zeytinyağlı yemekleri ben yaparım, enginarı karım yapar çünkü inanılmaz iyi pişirir, zeytinyağlı kereviz de onun işidir, ama zeytinyağlı yeşil fasulyeyi anneannem Safinaz Tüke gibi yaparım, barbunya fasulyeyi iyi pişiririm, mercimek yemeği benim işimdir, el çabukluğu isteyen tüm kıymalı sebze yemeklerini, börekleri, ben hallederim, dediğim gibi etli dolma sararım, adana kebab yaparım, eti alıp bıçakla kendim kıymacasına tabii. Yemeğin alış verişini de kendim yapmayı severim, taze baharat bulursam onları kullanmayı yeğlerim. Yemeği yaparken, o yemeği yapmayı eğer birisinden öğrenmiş isem, o zaman onu hep aynen uygulamayı tercih ederim, her yere giderken kendi bıçak setimi yanımda taşırım ve onları kullanırım, bıçakları bir aşçının en önemli aletleridir. Şık ve güzel sofraları hep sevmişimdir, karım da bu konuda çok beğeni sahibi olduğu için rahatım, farklı tabaklar kullanmayı, gümüş çatal bıçak bulursam onlarla yemek yemeyi her zaman severim, ama eğer o gün Çin yemeği pişirmişsem bagetlerle yerim, Çin yemeğine çatal bıçak hiç karıştırmadım.
Emre Dirim: Yemek, alanı çok geniş büyük bir kültür. Fransa’da yaşıyorsunuz ve dünya mutfaklarını yakından tanıyorsunuz. Pek çok ünlü aşçı dostunuz. Bu dostluklar nasıl oluştu? Sürekli gittiğiniz belli lokantalarınız var. Neden hep aynı lokantaları gidiyorsunuz?
Bazı aşçıların sunduğu öyle lezzetler vardır ki onlardan vazgeçemezsiniz, örneğin dana yanağını, Four Seasons Otellerinin aşçısı Mehmet Usta kadar kimse iyi yapamaz bana göre. Mike Norman’ın balık pişirmedeki yeteneğini tartışmam, Sevinç Uzcan’ın hazırladığı sofralar insanda yemek yeme zevkinin gelişmesine neden olacak sofralardır, Hüseyin Ceylan’ın balık çorbasını ben Marsilya’da bile bulamadım ki bu işin yeri orası, Hüseyin Gürsoy usta bana yanılmıyorsam 15 yıl yedirdiği kebabında bir tek kere bile farklı bir tad göndermedi masama (Park Şamdan, Nişantaşı), onun enginarı karımınki ile yarışır. New York’ta hamburger yediğim Smith & Wolansky bir enstitüsyondur diyebilirim, Paris’te her sevdiğim yemeği yediğim farklı lokantalar var, yine Paris’te zaman zaman çok özlediğim Hong Kong’u bana anımsatan lokantalar var, örneğin Olympiades’e gittiğimde kendimi Hong Kong’ta hissedebilirim rahatlıkla.
Mutfakta çalışmış olduğum için, rahmetle andığım Boris Usta’nın bu işi nasıl sanat olarak yaptığına çok genç yaşımda tanık olduğum için, şeflere saygım her zaman büyük olmuştur, Kostantıniyye Haberleri Gazetesi’ni yayınladığım dönemde ve ondan önce de Car&Men dergisinde “Kırık Tabak” diye bir köşe yazardım, sonra televizyon programı, bu kitap derken dostluklar oluşuyor tabii. Eğer fırsat olursa tanıdığım yabancı şefler ile de böyle bir kitap yapmayı çok isterim birgün…
Emre Dirim: Yemekle ilgili takıntılarınız var mı? Neden yıllardır yemek tarifleri topluyorsunuz?
Yemek tarifi çok toplamam aslında, ama MENÜ toplarım, ciddi bir menü kolleksiyonum oluştu yıllardır. Bundan 30 yıl önce Paris Café de Flore’un fiyatları neydi? Bugün nedir? İlginç değil mi? Kim ne sunmuş, kimler nerelerde neler yiyorlarmış? Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olarak Alman Şansölyesi Helmut Kohl’ü, İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda ağırlarken ne yemek sunmuş? Ve tabii o menüyü kim nasıl basmış? Özen göstermiş mi? Artık tarih olan Karaköy Liman Lokantası’nda ne yenilirdi? Bu ve buna benzer tanıklıklar.. Barselona’da en sevdiğim lokantalardan olan 7 Kapılar lokantasının kaç yıl aradan sonra yeni menüsü geçenlerde geldi, sağ olsunlar göndermişler. Bazı menüler var ki, artık o yerler yok, örneğin eski Markiz Pastahanesinin ilk menüsü bende var…
Yemek kitabı olarak yararlandığım birkaç kitap vardır. Bir tanesi Sevim Tanör hocanın Oğlak’tan çıkan kitabıdır. Önemli bir belgedir. Hoca ile tanıştım, sofasında da bulundum, bu işin en iyilerinden birisidir. Deniz Gürsoy’un, yine Oğlak’tan çıkan Köfteler kitabı başlı başına bir kaynaktır.
Bazı şeflerin kitaplarının yapılması gerektiğine inanıyorum ve bunun için de çabalıyorum, kimi öyle yemekler var ki bugün yapılmakta olunan, eğer onları kayıt altına almazsanız gidecek kaybolacaklar. O nedenle çıkacak olan yemek kitabımı da çok önemsiyorum, gündelik mutfağı ayrıntıları ile yazmayı denedim.
Emre Dirim: Fransız yemekleri ile Türk mutfağını karşılaştırdığınızda, hangisi ağır basıyor? Neden?
Hiçbir mutfak diğerine daha üstün değildir bana göre.
Fransız mutfağı derin ve uzun araştırmaların yarattığı bir soslar mutfağıdır, pasta ve şekerleme konusunda apayrı bir üstünlüğü söz konusudur. Fransa’da kompozitör olmakla, şair olmakla, aşçıbaşı olmak arasında ciddi bir fark yoktur. Pirinç konusunda Çinlilerin ve Hintlilerin eline kim su döker derseniz, Anadolu kadını derim. Türkiye’den doğuya doğru gidin, pirincin kimbilir kaç türlüsünü yersiniz. Anadolu ve doğuya doğru giden yolda çok önemli yemekler yapılmaktadır, bunları yapan şeflerin kayıt altına alınması gerekir, yoksa pek çok kültür kaybolup gidecek. Bu konuda bazı televizyon programları yapılıyor Türkiye’de, keşke onlar kitaplaşabilse. Makarnalar konusunda İtalya’nın üstüne kim var? Çinlinin makarnası bana göre boy ölçüşemez. İngilizlerin mutfağı olmadığı söylenir, oysa balık-patates kültürü, atışıtmalık kültürü gerek İnglizlerde, gerekse İspanyollarda çok gelişmiş. Hintlilerin, Tibetlilerin yemekleri birer harikadır, yemeye doyum olmaz. Sri Lanka’da yediğim körili karidesleri kopye etmeye çalışıyorum ama beceremiyorum, çünkü karides orada tavaya, denizden çıkıp geliyor, Belçikaya gidip özelikle midye yenebilir meselâ. Ama limonatanın hasını Emirgân’da Sütiş’te içerim, İskender’i gider Bursa’da yerinde yerim. Rakı mı içeceğim? Meze mi isitiyorum? Bodrum Köşem lokantasındayım demektir. Yani herkesin diğerine üstün olduğu bir yanı var. Hayatımda Hindistan’a hiç gitmedim, ama yöre yöre yemeklerini bilirim, Pakistanlıların, İranlıların yemeklerini bilirim ve severim, bazılarını da yaparım zaten…
Emre Dirim: Yemek kültürünün, yemek alışkanlıklarının değişmesini nasıl karşılıyorsunuz?
Bu işin ekonomi ile başabaş bir gelişmesi var. En iyi örnek Fransa’dan, şimdi yazmakta olduğum “Paris Sokaları” kitabımda bunu anlatıyorum, bizim dönerciler “Kürt-Türk Mutfağı” adıyla başa güreşiyorlar, kap-ye-kaç (fast food) kültürünün en önünde gidiyorlar, Avrupa’nın pek çok yerinde bu böyle. Neden? Ucuz, lezzetli ve doyurucu!
Bugün Fransa’da tek kap yemek, iki bardak şarap ile 25 Euro para verirsiniz en uygun lokantada, yoksa bu 35’e 50’ye kadar çıkar. Bu parayı bugün verebilecek kaç kişi var, belli bir sıklıkla? Aynı sorun bir başka boyutta Türkiye’de yaşanıyor, insanlar aç, geçinemiyor. Ne yapacak, savaş zamanlarındaki gibi ekmek paparası yapacak, suya pirinç salacak, ekmek arasına kavurma koyup yiyecek. Başka çaresi var mı?
İyi yemek, iyi malzeme ve zaman ister, o yüzden yemek yeme alışkanlıkları ister istemez değişiyor. Öte yandan yeni yeni başlayan doğal ürün furyası da iyi takip edilmezse istismara çok açık bir konudur. Bugün büyük şehirlerde doğru dürüst domates bulabiliyor musunuz? Ben Foça’dan başka yerde şimdilik domates bulamıyorum. Eeee, onu bulamadığınız zaman çoban salatasının tadı gelmez ki. Ne yapacaksınız, ekşini yakalamak için sirkeye kuvvet, oysa domatesi doğrayıp, sabahtan güneşe bıraksanız ne lezzetli olacak o salata, değil mi?
Emre Dirim: Son olarak, okurlarınıza kolay bir yemek tarfi verir misiniz?
Kim ne sever bilemem ama, bir tarif vereyim.
250gr kırmızı mercimeği, bir orta boy havuçu, bir orta boy domatesi, bir orta boy soğanı, 4 diş sarmısak ve kasaptan alınacak ilikli bir kemiği kenara koyun.
Soğanları iri iri doğrayın, sarmısakları da dişlerin boyuna göre ikiye ya da üçe bölün. Bir çay bardağı zeytin yağı ile soğan, sarmısak ve mercimeği kavurun. Sonra üzerine iri iri doğrayacağınız domatesleri, havucu ekleyip kemiği de tencerenin ortasına yerleştirip üzerine bol soğuk su ekleyip kaynamaya bırakın. Fokurdayınca altını kısıp, mercimeklerin kendilerinden geçmesini bekleyin. Çorbanızın aslı hazır olunca, eğer evde el blenderi varsa, kemiği içinden alıp blenderdan geçirin, yok işin aslını istiyorsanız, o zaman tahta kaşığın sırtı ile el süzgeçinden başka bir tencereye eze eze süzün. Mercimek çorbanız hazır.
Evde kalmış, bayatlamış ekmekleri küçük küpler halinde kesip zeytinyağında kızartın, onu da kenara koyduktan sonra, acı seviyorsanız eğer acı, yoksa tatlı kırmızı biberi erimiş tereyağında tavadan geçirip çorbanızın üzerine dökün ve servis yapın, tabaklara herkes istediği kadar kızarmış ekmekten alınca, doyurucu bir akşam yemeği yemiş olacaksınız. Afiyet olsun
Paris, 15 Temmuz 2014

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

PARİS’TE DALİ’NİN YERİNDE STREET ART SERGİSİ :-)

ESPACE DALİ'DEKİ SERGİNİN AFİŞİ

Espace Dali deki Street Art sergisinin afişi

http://daliparis.com/en/exhibitions/exhibition/1/Street-art-at-Espace-Dali

BU LİNKTEN DE BAKABİLİRSİNİZ…
KÜRATÖRLÜĞÜNÜ Véronique Mesnager’İN YAPTIĞI SERGİ, “DUVARLARIN DİLİ” SERGİSİNİ İSTANBUL’DA İZLEMİŞ OLAN SANATSEVERLER AÇISINDAN HAYAL KIRIKLIĞI YARATIRKEN, SOKAK SANATINA İLGİ DUYANLAR İÇİN BİR İLK DENEYİM OLABİLECEK DURUMDA…

22 SANATÇININ PERA MÜZESİ’NDEKİ SERGİSİNDE “DUVARLARIN DİLİ” DENİLMİŞ VE GERÇEKTEN DUVARLAR DİLLENMİŞTİ, YANİ DSCN7151MÜZE, MÜZELİĞİNİ BİR SÜRE İÇİN UNUTMA CESARETİNİ GÖSTERMİŞ VE DUVARLARINI SANATÇILARIN İSTEDİĞİ GİBİ KULLANMALARINA YOL AÇMIŞTI. BU MÜZECİLİK AÇISINDAN BİR İLKTİ BELKİ DE, AMA ESPACE DALİ’DE, KÜRATÖR “DALİ DUVARLARI BOYUYOR” ADINI SERGİSİNE VERDİKTEN VE BÜTÜN PARİS’İ, METRO İSTASYINLARINI SERGİNİN AFİŞİ İLE DONATTIKTAN SONRA, SERGİ SALONUNDA, DALİ’NİN OLAĞAN, BİLDİK ESERLERİ ARASINDA TUVALLERİ GÖRÜNCE İNSAN İSTER İSTEMEZ HAYAL KIRIKLIĞI YAŞIYOR…

DUVAR OLARAK BİR TEK, GELEN GEÇENİN YAZABİLMESİ İÇİN BİR KÖŞECİK AYRILMIŞTI

DSCN7170

SERGİYE KATILAN 20 SANATÇI ŞÖYLE:
Akiza, Artiste Ouvrier, Fred Calmets, Codex Urbanus, Hadrien Durand-Baïssas, Jadikan, Jérôme Mesnager, Les King’s Queer, Kool Koor, Kouka, Levalet, Thomas Mainardi, Manser, Nikodem, Nowart, Paella, Pioc PPC, Sack, Speedy Graphito, Valeria Attinelli, Zokatos.

ESERLER SALONUN ÇEŞİTLİ YERLERİNE DAĞITILMIŞ VE BİR SERGİ BÜTÜNLÜĞÜNDEN UZAK… SERGİNİN SALONUNDAN GEÇİLEN GALERİ BÖLÜMÜNDE İSE YALNIZCA DALİ’NİN ÇOĞLATILMIŞ ESERLERİ SATILIYOR…

SERGİYİ SİZLER İÇİN GEZDİM.. İŞTE GÖRDÜKLERİM

DSCN7109

DSCN7111

DSCN7112

DSCN7114

DSCN7115

DSCN7116

DSCN7134

DSCN7135

DSCN7136

DSCN7138

DSCN7139

DSCN7144

DSCN7145

DSCN7148

DSCN7157

DSCN7160

DSCN7161

DSCN7162

DSCN7174

OYSA SON İKİ GÜNDÜR PARİS SOKAKLARINI GEZDİKÇE ÇEKTİĞİM SOKAK SANATI VE GREFFİTİ FOTOGRAFLARI ÇOK DAHA HEYECAN VERİCİYDİ, EN AZINDAN BU SANATIN ASLI İLE BİREBİR ÖRTÜŞÜYORDU..

DSCN7186

DSCN7185

DSCN7183

DSCN7181

DSCN7179

DSCN7178

DSCN7177

DSCN7176

DSCN7175

DSCN7108

DSCN7106

DSCN7103
İSTANBUL PERA MÜZESİ’NDEKİ DUVARLARIN DİLİ SOKAK SANATI VE GRAFFİTİ SERGİSİ BİTTİ… AMA ONU İZLEYENLERDE DERİN BİR İZ BIRAKTI VE BEKLENTİ SEVİYESİNİ, BEKLENTİ ÇITASINI ÇOK YÜKSEKLERE TAŞIDI… ŞİMDİ KOLAY KOLAY SERGİ BEĞENMEK ARTIK ÇOK ZORLAŞTI…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

Tenisle İlgili misiniz ? Meraklısına notlar !

stadiumTenis sporunun zirvesindeki bazı raketlerin koçluklarını sıralıyorum aşağıda. Bakın en muhafazakâr olduğunu sandığımız raketler ne denli sık antrenör değiştirmişler. Hoşkalınız. 

Roger Federer:

Adolf Kacovsky (1991)
Peter Carter (1991–2000)
Peter Lundgren (2000–03)
Tony Roche (2006–07)
José Higueras (2008)
Paul Annacone (2010–13)
Severin Lüthi (2007–)

Stefan Edberg(2014–)

Rafael Nadal:

Toni Nadal (Amcası)
(1990—)

Bu arada Nadal bileğindeki sakatlıktan kurtulup kortlara döndü. Geçtiğimiz gün Kazakistan’da ndp_0039Tsonga ile bir gösteri maçına çıktı ve rakibini 67, 63, 64’lük setlerle yendi. Uzakdoğudaki turnuvaları oynayacağını belirtti.Bu arada İspanya Davis Kupası için antrenör olarak bir kadınla anlaştı. Bu kadın eski bir oyuncu. Toni Nadal bu kararın hiç te doğru olmadığını ileri sürdü. Erkek tenisi ile kadın tenisi arasında başta taktiksel olamk üzere çeşitli farklar olduğunu ve bir kadının en az 10 yıl profesyonel erkek tenisinde koçluk yapmadan bunu algılayamayacağını belirtti.(yazarın notu: Toni Nadal’a hak vermemek safdillik olur. Ancak bunun kanıtını bize en iyi verebilecek örnek Andy Murray olacaktır. Zira o da antrenör olarak bir kadınla anlaşmıştı !

Novak Djokovic:

Riccardo Piatti (2005–2006)
Mark Woodforde (2007)
Todd Martin (2009–2010)
Marián Vajda (2006–)
Boris Becker (2013–)

Andy Murray:

Mark Petchey (2005–2006)
Brad Gilbert (2006–2007)
Miles MacLagan (2007–2010)
Àlex Corretja (2010–2011)
Ivan Lendl (2011–2014)
Amélie Mauresmo (2014–)

Serena Williams:

Richard Williams (1994–) (Babası)
Oracene Price (Annesi. Babasından 2002’de boşandı)
Patrick Mouratoglou (2012–)

Maria Sharapova:

Yuri Sharapova (Babası)
Michael Joyce (2008–2014)
Thomas Högstedt (2010–2013)
Jimmy Connors (2013)
Sven Groeneveld (2013–)

 

BEKİR EMRE

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

The Language of the WALL / Duvarların Dili (Photos – Fotograflar)

BASIN TOPLANTISI ÖNCESİ VE BASIN TOPLANTISI SIRASINDA

BEFORE THE PRESS CONFRERANCE & DURING THE PRESS CONFERANCE

Cope2

Cope2

DSCN8742 DSCN8746 DSCN8754

Sevin Okyay

Sevin Okyay

DSCN8748 DSCN8750 DSCN8758 DSCN8761 DSCN8770

Jonone

Jonone

DSCN8658

Logan Hicks

Logan Hicks

Henry Chalfant

Henry Chalfant

Cope2

Cope2

DSCN8740 DSCN8749 DSCN8751 DSCN8753 DSCN8792 DSCN8763

Koray Erkaya oğlu ile

Koray Erkaya oğlu ile

DSCN8793

Falk Lehmann (Herakut)

Falk Lehmann (Herakut)

DSCN8810 DSCN8819 DSCN8849 DSCN8831 DSCN8830

Koray Erkaya Martha Cooper ile

Koray Erkaya Martha Cooper ile

DSCN8855 DSCN8857

Gaia

Gaia

C215  kızı ile

C215 kızı ile

DSCN8882 DSCN8879 DSCN8875 DSCN8873 DSCN8885 DSCN8891 DSCN8831 DSCN8849

SERGİ ŞEHRE YAYILDI

EXPO IS SPREDED OUT TO THE CITY

IMG_0287

Psycose

Psycose

P1020947 P1020957

Suiko ile

Suiko ile

CAM00236 CAM00240 CAM00249 CAM00229 CAM00231 DSCN8664 DSCN8668 DSCN8673 DSCN8682 DSCN8686 DSCN8694 DSCN8714 DSCN8712 DSCN8702 DSCN8698

Abbas Ağa Parkı Beşiktaş

Abbas Ağa Parkı Beşiktaş

DSCN9053 DSCN9057

Ortaköy

Ortaköy

DSCN9092 DSCN9074 DSCN9066 DSCN9063

Gaia

Gaia

 

AÇILIŞ PARTİSİ

OPENING PARTY

DSCN8934

Zeynep Peker & Roxane

Zeynep Peker & Roxane

DSCN8929

Roxane & Komet

Roxane & Komet

İklil Dilara ve roxane ile

İklil Dilara ve Roxane ile

Kızlarım ile

Kızlarım ile

DSCN8909

Turbo

Turbo

Hugh Holland & İklil Sümer ile

Hugh Holland & İklil Sümer ile

DSCN8891

Carlos Mare & Roxane

Carlos Mare & Roxane

Futura

Futura

DSCN8967

İrem Orhon & Murat Drbelger

İrem Orhon & Murat Erbelger

Turbo Ali Şimşek ile

Turbo & Ali Şimşek 

Tunç Dintaş eşi ve Dilara Kutay ile

Tunç Dintaş eşi & Dilara Kutay 

Komet & Yahşi Baraz

Komet & Yahşi Baraz

Cope2 Senay Haznedaroğlu ile

Cope2 & Senay Haznedaroğlu 

Dilara Kutay & Bedri Baykam & Roxane

Dilara Kutay & Bedri Baykam & Roxane

DSCN8951 DSCN8947

Roxane & Koray Erkaya

Roxane & Koray Erkaya

Dilara Kutay & Yahşi Baraz

Dilara Kutay & Yahşi Baraz

DSCN8996

Fatma Çolakoğlu

Fatma Çolakoğlu

DSCN8988

İrem Orhon & Roxane ile

İrem Orhon & Roxane ile

Roxane annesi ile

Roxane annesi ile

Sevinç  Uzcan & Gülsüm Ertan

Sevinç Uzcan & Gülsüm Ertan

DSCN8970 DSCN9024 DSCN9023

Martha Cooper Dilara Kutay ile

Martha Cooper & Dilara Kutay 

DSCN9019 DSCN9010 DSCN9007 DSCN9006 DSCN9005 DSCN8745

SERGİ SIRASINDA DEFTERİME ÇİZİLENLER

SIGHNS ON MY NOTEBOOK

DSCN9047 DSCN9046 DSCN9045 DSCN9044 DSCN9040 DSCN9041 DSCN9042 DSCN9043 DSCN9039 DSCN9038 DSCN9037 DSCN9036 DSCN9033 DSCN9034 DSCN9035

Fotograflar: © Cüneyt AYRAL /İstanbul 08.2014

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar, SANAT, SERGİLER, TANITIMLAR & DUYURULAR