Son setin tenisi !

Bir grand-slam turnuvası maçının beşinci seti nasıl oynanmalıdır diye merak ediyorsanız lütfen Raonic-Nishikori maçını izleyiniz. Yayıncı kuruluş nasılsa tekrarını yapacaktır. Sabahın ikisinde ve 4 saattir oynanılan bir maçın son seti bu denli akıllıca oynanabilir. Üstelik karşınsızdaki rakip dünyanın 6 numarası Raonic ise ! Japon Kei Nishikori’den söz ediyorum. Gitti denilen bir maçta konsantrasyonunu en ufak bir şekilde bozmadı. Yitirdiği kontrolü, fiziğinin de desteği ile geri aldı. Rakibinin yorulduğunu görünce onu moralman da yıkacak, kortun her köşesine koşturan toplar attı. Onun hasbelkader çıkarabildiği topları da voleye gelip bitirdi. Ama vuruşları hiçbir şekilde risk edilen toplar içermiyordu. Hep güvenli toplarla, kısa uzun, havadan yerden, çapraz düz sonuca ulaştı (46, 76, 67, 75, 64). Sağlam ve emin adımlarla.

Bu yıl New York’ta çok değişik bir Djokovic izliyoruz. Robotluktan soyutlanmış tenisi tüm varyasyonlarıyla makine düzeninde oynuyor. Sakin ve kendisini salt oyununa vermiş bir görüntüsü var. Ona hep dişli maçlar yaşatmış Kohlschreiber karşısında 64, 75, 64’lük setlerle rahat sayılabilecek bir maç oynadı. Şimdi karşısında Murray var. İngiliz dün Tsonga’yı üç sette (75, 75, 64) geçmesine rağmen yine eziyet çekiyormuş görüntüsündeydi! Bu epey yetenekli ama özgüvensiz delikanlı 2013 Wimbledon’unda şampiyon olduğundan bu yana ilk kez ilk 10 içerisindeki bir rakibini yenmiş oldu. Yaptığı işi rakiplerinin yarısı kadar sevse çok daha başarılı sonuçlar alacaktır. Ama heyhat !

Çarşamba (yarın) Djokovic ile çekişmeli bir maç olacaktır. İzlediğimiz iki raket arasında Sırp raket farklılık arzediyor. Ama tenis bu. Son puan oynanana kadar bitti diyemezsiniz !

Kadınlarda Serena Williams emin adımlarla kürsüye doğru yürüyor. Ona şimdilik ne sıcak, ne de kentin üzerine bulut gibi çöken korkunç nem etki ediyor. Maç sonu röpörtajların çoğunda tenisciler havadaki nemden çok etkilendiklerini söylüyorlar.

Genç yıldız Kanadalı Bouchard ise Rus Makarova karşısından biraz da fiziğinin yetersiz kalmasıyla 76, 64 kaybetti. Bu sonuçlardan sonra Williams’ın yarı-finaldeki rakibinin Makarova olacağını tahmin ediyorum. Gerçi Makarova’nın önünde daha önce Azarenka var. Azarenka’nın sakatlıktan dönüşüne memnun olduysam da onca aradan sonra Makarova gibi tecrübeli ve sürekliliği ön planda tutan bir raketin ona biraz ağır geleceğini düşünüyorum.

Çiftler ise bilhassa kadınlarda sürprizlerle dolu. Williams kardeşler ile Hingis-Pennetta çiftleri mücadelelerini sürdürüyorlar…Çeyreğe kadar geldiler. 1 ve 2 numaralı çiftler ise çoktan elendi. Erkeklerde Bryan kardeşleri yine kupa töreninde izleyeceğiz gibi!

Bugün (Salı) kadınlarda her iki maç ta (Wozniacki-Errani & Bencic-Peng) ilginç geçmeye aday. Erkeklerde Dimitrov-Monfils maçını mutlaka izleyin. Federer ile Bautista-Agut maçını ise İsviçreli’geçebilirsiniz. Hoşkalın.

Bekir Emre

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları

Aldatılan Kadın !

Tenis Dünyasında üst sıralar için gereken puanları turnuvalardan (ATP, WTA, Davis Cup ve FED Cup) kazanırsınız. Bu dünyada büyük turnuvalarda sürekli başarısız olmuş ama sürüyle küçük turnuva oynayıp orada en az finale kalabildiği için sürekli üst sıralarda hatta birincilikte yer alan raket sayısı az değildir.

Bunların başında da ulusal havayolumuzun medeni yüzü Danimarkalı Caroline Wozniacki gelir. Bu güzel kız tenis yaşamında şimdiye kadar hiçbir grand-slam kazanamamış ve ilk 10 sıradaki raketlere karşı performansının feci olmasına rağmen tam 67 hafta zirvede kaldı. Ama son birkaç aydır bu kıza bir şeyler oldu. Eskiden sahada kafası kesik tavuklar gibi şaşkın koşuştururken birkaç hafta önce Serena Williams’a kafa tuttu sonra da dün Sharapova’yı yendi (64, 26, 62). Oynadığı tenis eskisinden zevk veriyor. Sürekli top çevirmek yerine artık puanı kendisi almaya uğraşıyor.

Ben biraz sosyal özürlü olduğum için bu konuda bizim evin tartışmasız tek hakimi eşim Hande’dir ! Ona göre bu kızcağız düğün davetiyeleri bile konuklara gönderilmiş bir evliliğin arifesinde profesyonel golf şampiyonu nışanlısı tarafından terk edildiği için artık tüm rakiplerini Mcİlroy olarak görüyor ! Tanrı geriye kalan rakiplerini korusun ! Kafasını ve konsantrasyonunu yitirmezse çeyrekte sempatik İtalyan Errani’yi de geçeceğini düşünüyorum. Ama önce sabır gerek.

Kadınların sürpriz ismi ise İsviçreli Belinda Bencic. 17 yaşındaki bu kız önüne gelen herkesi devirip çeyreğe çıktı. Herkes te derken yabana atmayın : Kerber 7, Jankovic 10. sırada. O ise daha 58 ! Antrenörü de Hingis’in annesi Melanie Molitor. Şimdi karşısında oyununu pek beğendiğim Çinli Peng var.

Erkeklerde ise Federer kötü başladığı ve ilk seti verdiği bir maçtan sonra öyle bir vites yükseltti ki tutabilene aşk olsun (46, 61, 61, 61).

Bugün (Pazartesi) tüm maçlar korakor keçmeye aday. Ama öncelikle Tsonga-Murray…İngiliz eğer acı çekiyormuşcasına (!) oynamaktan vazgeçmezse yine final görmeden turnuvaya veda eder zira Tsonga formunu yine buldu. Djokovic-Kohlschreiber maçları da hep çekişmeli geçmiştir. Hem akıl hem yetenek her iki teniscide de bol. Robredo’nun Wawrinka’ya, Nishikori’nin ise Raonic’e istatistiksel üstünlükleri var.

Kadınlar ise bu yıl öyle bir sürprizler gösterdiki bir tahminde bulunmak çok zor. Ama Serena Williams’ın güle oynaya finale hatta şampiyonluğa ulaşacağını düşünüyorum. Ortadakilerin hiçbir ona rakip olabilecek evsafta değil. Hoşkalın.

Bekir Emre

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları

Erken Öten Horoz !

Çoğu yerde olduğu gibi teniste de büyük konuşmak, haddini bilmeden sallamak özgüven tazelemiyor. Yararlı da olmuyor. Son iki gündür bunun en güzel örneklerini Amerika Açık’ta yaşadık. Önce Roland Garros’un yıldızlarından olan Ernests Gulbis atıp tuttuktan sonra ilk kez grand-slam oynayan ve turnuvada ilk 50’nin içindeki en genç rakete yenildi. İşin ilginç yanı yenildiği 20’lik Dominik Thiem son birkaç aydır yıldız avcısı olarak nitelendiriliyordu. Thiem aynı zamanda Gulbis’in antrenman partneri ve koçları Gunther Bresnik’i de aralarında paylaşıyorlar.

Benzer bir örneği Wimbledon Şampiyonu Çek Kvitova yaşadı. Serena ile nasıl baş edebileceğini açıkladıktan bir gün sonra 21’lik Sırp Alexandra Krunic onu 6/4’lük iki setle saf dışı bırakıverdi.

ABD’nin son ümidi 2.08’lik John İsner, Alman asılzadesi Kohlschreiber ile 3 kez oynamış. Üçü de Amerika Açık’ta. Üçü de üçüncü turda sona erdi ! Üçünü de Alman raket kazandı. Philip Kohlschreiber sadece serviste boyunun avantajı kullanan ve biraz da forehand’i olan rakibini dün yine turnuva dışına bırakıverdi (76, 46, 76, 76). Bugünün tenisinde komple atlet olmazsanız gerçeklerle çok çabuk karşı karşıya kalırsınız. İsner’da da öyle oluyor. Umarım bu gerçekle Amerikan Tenisi bir an önce tanışır.

Bugün itibarıyla kadınlarda ve erkeklerde bu turnuvayı oynayan 31 ABD’li tenisciden hala mücadele edebilecek sadece Serena Williams kaldı. Diğerleri hepsi çeyrek finale bile gelinmeden elendi. Hala da artık yakın geçmiş bile sayılamayacak bir tarihte, dünya tenisini nasıl domine ettiklerinden bahsediyorlar ! Pes.

Dünkü yazımda değinmiş olduğum Dominik Cumhuriyetinden Victor Estrella Burgos fevkalade bir mücadele örneği verdikten sonra Raonic’e elendi (76, 76, 76). Yolu bundan sonra açık olsun.

Bugünkü maçlarla ilgili pek bir yorum yapamayacağım. Çok sıkıcı da olabilirler, zevkli de ! Ama Peng-Safarova, Simon-Ferrer ve Cilic-Anderson sanki daha ilginç geçebilir. İyisimi siz yine bir Pazar günü içinizden geldiği gibi davranın. Hoşkalın

Bekir Emre

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları

Victor Estrella Burgos !

Karayip Denizi ile Atlas Okyanusu arasında sıkışmış bir ada vardır : “Hispanyola”. Bu adadaki iki ülkeden büyüğü Dominik’tir. Yüzölçümüyle adanın 2/3’ünü kapsar (diğeri Haiti’dir). Dominik Cumhuriyeti’nde gelir dengesizliği almış başını gidiyor. 10.5 milyon nüfusun %90’ı sürünürken geriye kalan %10 herşeyi kontrol ediyor. Başkentleri Santa Domingo. İspanyolca ve Arawak konuşuyorlar. %95 Roman Katolik.
Victor buralı ve tam 34 yaşında. “Amerika Açık” Tenis Turnuvasında ilk kez bir Dominikli üçüncü tura geçti. Tenis Tarihinde ilk kez ilk yüz raket içerisine bir Dominikli girdi. Victor 3.tura çıkarken yendiği (76, 46, 64, 62) Hırvat raket tam yarı yaşındaydı (Borna Coric – 17) !

Yaşıyla ilgili soruya “…yaş sadece bir rakamdır. Önemli olan kafadır” yanıtını verdi. İşte onunla yapılan röpörtajdan alıntılar :

-18 yaşımda böyle bir turnuvadan haberim bile yoktu. Şimdi yendiğim tenisci 17 yaşında !
-Nereden geldiğimi çok iyi biliyorum. Kuyunun dibinden geliyorum…Dominik’ten. Bu başarımın gençlerimize bir yol açacağını, çare olacağını düşündüğümde daha da iyi olmak için fena halde hırslanıyorum. Artık bu partinin, eğlencenin içinde Dominikliler de var !
-Benim 1000’e yakın antrenörüm var ! New York’ta büyük bir Dominikli kitle oturuyor. Bunların hepsi dişinden tırnağında arttırıp beni izlemeye geliyor. Hepsi bana yardımcı olmak, desteklemek istiyor. Umarım sonraki maçı daha büyük bir sahaya koyarlar. Çünkü bu kez kentte işinin başında hiçbir Dominikli kalmayacak. Hepsi burada bana destek vermeye gelecekler. Turnuvaya da alacakları biletlerle para kazandırcaklar !
-Maçta her öne geçtiğimde rakibim sakatlık bahanesiyle masörü çağırarak konsantrasyonumu bozmaya çalıştı. Aslında bir şeyi de yoktu…Tavşan gibi koşuyordu! İşte burada ona değil, maça ve kendime odaklanmam önemliydi. Becerdim de.
-Başarının bu yaşta gelmesine hayıflanmam için bir neden yok. Dediğim gibi 18’imde bu turnuvadan haberim bile yoktu. Demek ki şimdi olacağı varmış…Oldu da! Geri dönecek halim yok ya ! Ben 34’üm de de mutluyum.
——————–

2002 yılında profesyonel olmuş. Ama kısa bir süre sonra parasız kalıp seyahatleri için bilet alamayınca tenisi bırakmış. 2006’da geri dönüş yapmış. Ama bu kez de 2012’de bileği sakatlanınca emekliye ayrılmayı düşünmüş. Ülkesini Davis Kupasında yalnız bırakmaması gerektiğini düşününce bu fikrinden vazgeçmiş. Aklın yolu birdir değil mi ?

Victor bugün(Cumartesi) turnuvanın 5.seribaşı Kanadalı Raonic ile karşılaşacak. Şimdiye kadar oynadığı maçların hepsini televizyon kamerasının bile olmadığı en kenar kortta (6) oynamak zorunda kalmış. Bu kez Arthur Ashe’de oynayacak !

Hoşkalın.

Bekir Emre

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları

Serena ne yapsın !

Serena Williams’ın Amerikan Tenisi için önemi bir kez daha kendisini belli etti. Onu görerek kendini tenise adayanların sayısı sayılamayacak kadar çok. İşte esas ikilem bu. Sayı var kalite yok. Nicelik var nitelik yok. Bunun da yegane nedeni vardır…Yetersiz ya da yanlış eğitim ! ABD gibi bir ülkede bunun çözümlenememiş olmasını anlamak mümkün değil. Ama sonra bu devasa ülkenin girdiği açmazları ve bilhassa dünya konjektüründe kendi yaratığını (ya da karabasanını) yaratma konusundaki becerisini (!) anımsadığımızda yüzümüzü acı bir tebessüm kaplıyor.

Ev sahibi olarak kendi raketlerini turnuvaya sokma şansının daha fazla olduğunu kabul ediyorum ancak bu şansı elde edebilecek standarda gelenlerin adedi gittikçe artıyor. Bilhassa afro-amerikan tenisciler. Ancak bu standart onları bir (ya da bilemediniz) iki turluk idare ediyor. Henüz ikinci turlar oynanırken 17 kadın raket arasında dört kişi kaldı. Bunların ikisi de Williams kardeşler! Görünüş o ki Serena üçüncü turda tek başına kalacak ! Erkelerde daha ikinci turlar oynanmadı…12 ABD’liden üç kişi kaldı !

Genç raketleri ağır-abi ve ablalara karşı izliyoruz. Genellikle aynı hataları yapıyorlar. İlk setteki başarılarını tartamıyorlar. Yıldızlara karşı oyununuzun standardını hep arttırmak zorundasınız. İlk seti aldığınız seviyeyi sürdürürseniz kaybedersiniz. Zira o yıldızlar zaten kendilerini bu seviyeye getiren oyunlarını sürekli yükseltecektir. Bunun en belirgin örneğini Sharapova’nın maçlarında görüyoruz. İlk set hep rakibin. Sonra Rus Güzel hep geri geliyor ve maçı alıp gidiyor.

Gençlerin yaptıkları bir hata da oyun sürecinde rakiplerini izlememek ve salt kendi oyunlarına konsantre olmak. Bitirici vuruşa geldiklerinde rakibin sahadaki konumuna bakmadan vuruyorlar. Çoğunlukla da rakibin ulaşabileceği bir yere vuruyorlar. Doğal olarak top rakibin puanı olarak geri geliyor. Bouchard sabahın 6’ın de (ya da gecenin yarısına yakın !) gençliğinin de verdiği acemilikle bitirdi diyebileceğimiz bir maçı rakibinin birkaç kez geri çevirmesini sağladı. Ancak Bouchard bence Serena Williams’a hakiki bir rakip olabilecek yegane aday. Kanım öyle ki yine Kvitova ile çeyrekte iyi bir maç yapacaklar.

Rumen tenisciler Cirstea ve Halep ise tam maç oyuncuları. Yetenekli ve fizikleri tenis için ideal. Aynı değerlendirmeyi Çinli raketler için de söyleyebilirim. Yetenekliler ve ilk başlarda çok kırılgan ya da zayıf olan fizikleri çok gelişti. İzleyin göreceksiniz. Her turnuvada daha fazla Çinli raket bulacaksınız. Radwanska’yı eleyen Peng’i hala izleyebilme olanağınız var. Bakalım beni haklı bulacak mısınız ?

Pek huyum değildir ama bu yazı daha çok kadın tenisi ile ilgili oldu ! Erkeklerde pek bir değişiklik yok. Üç ağır-abi (Djokovic, Federer, Murray) yeni gençlerle (Raonic, Dimitrov, Gulbis) birlikte yollarına devam ediyorlar. İşin ilginç yanı maçları geçerken pek te zorlanmıyorlar. Önceki yazımda “freni boşalmış araç” olarak tabir ettiğim raket te pek izlemedik. En yakını Federer’e karşı oynayan Matosevic idi ama onu da kötü bir komedyen olarak adlandırmak daha yerinde olur !

Bugün (Cuma) için izlemenizi önerdiğim maçlar : Thiem-Gulbis, Monfils-Gonzales, Federer-Groth, Vinci-Peng, Sharapova-Lsicki, Errani-Williams. Hoşkalınız.

Bekir Emre

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları

Yaratıklar !

Bilmiyorum hiç “yaratık” filmleri izler misiniz ? Pek bir bağışıklığım yoktur ama arada bir kafa dağıtmak için izlerim. Fena da olmaz…Güler geçer insanoğlunun sinema hileleri, uygulamalar ve göz boyamada ne denli uzmanlaşmış olduğuna şaşarsınız. En son ortaya konmuş yaratıkların en eskisi “Godzilla”yı izlerken kendi kendime insanlar yaratıklaşırken yaratıklar insanlaşıyor demiştim ! Zira “Godzilla” insanoğlunu kurtarıyordu !

Dün akşam bunun tipik bir örneğini yaşadım. Televizyonda “spor karşılaşması” nitelendirmesi altında bir takım yaratıklar birbirlerine öldüresiye saldırıyordu. Biraz daha dikkat edince bu yaratıkların insan kılığına girmiş olduklarını gördüm. Taraflardan biri saldırganlık üzerine daha planlı programlıyken öbür cihet ne yaptığını bilmeden önüne gelen herkeze bulaşan esrik bir kabadayı konumundaydı. Komutanlık görevi üstlenmiş en azman yaratık ise bir yandan rakiplerini kışkırtırken öte yandan da en vahşice saldıranlardan biriydi ! Eminim bu yaratıkların yavruları babalarının bu denli vahşice duyguların esiri olabileceğini hiç algılayamadıkları için epey endişeli bir yaşam geçiriyor sonra da kendilerini bu ortama uydurmak zorunda kalıyorlardır. Tribünlerdeki nice yaratığın olduğu gibi. Böyle gelişen bir yaratığın yaşantısında toplumsal pardon sürüsel bir görev üstlenmesi ne denli olanaksızsa, kişisel çıkarı söz konusu olduğunda da vahşet estirmekten hiç çekinmeyeceği aşikardır. Ne de olsa aile görgüleri bundan ibarettir!

Bu ortamın yönetici ve senaristleri ise herhalde eserlerini beşuş bir edayla tırmandıkları ağacın en kalın dalından izliyorlardır. Hani imparatorların gladyatörlere öldür mesajını vermeleri gibi. Bu uslanmaz, arlanmaz, eğitime gelmeyen yaratıklar belki bir süre sonra ortaya koydukları bu filmin baş aktörlerinin kendi yavruları olabileceğini düşünemezler. Zira çıkarları ve egoları, aşağılık kompleksleriyle birleşince toplumsal pardon çevresel gerçekler, sürüsel gerçekler haline dönüşmektedir. Koku alma duygularını bile köreltir ancak bencilleşerek, paylaşmadan, ezerek, parçalayarak, parçalattırarak reisliklerini sürdürebilirler. Bazılarını sirklerde ya da çiftliklerde izler ne denli uysal olduklarına şaşarsınız. Ama bir gün gelir çevrelerini yok ettiklerini okursunuz. Utanmaları da yoktur. Yaratık işte !

Bekir Emre

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları

Açıl ABD Açıl !

Yılın son grand-slam’i “ABD Açık” dün New York’un “Flushing Meadows” semtinde başladı. Tesadüf o ki açılış günü Althea Gibson’un 87. yaş günüydü. Bu tarih onun sadece yaş günü olarak kalmıyordu. Althea Gibson tam 64 yıl önce “US Open” oynamış ilk ABD’li Afro-Amerikalı olarak tarihe geçmiş. Ayrıca dünyada Grand-Slam kazanabilmiş ilk afro-amerikalı olmak onurunu da elinde tutuyor. Ama vefat edeli tam 11 yıl olmuş ! Anlaşılan ABD’de vefa bir semt adı olmaktan çok öte !

Erkeklerde 12, kadınlarda 17 olmak üzere tam 29 tenisci ile katılıyor ev sahibi ülke bu yarışa. Umarım Serena Williams haricinde hiç olmazsa biri biraz enginlere açılarak (!) çeyrek-finali görür.

Dünyanın en büyük spor kanallarından ESPN çeşitli ülkelerden 11 tenis uzmanı ile yaptığı ankette kadınlarda kuşkusuz bir şekilde Serena Williams’ı şampiyon gösterdi. 11 uzmanın 9’u onu seçti. Kadınlarda sürpriz Kvitova, plase ise Sharapova.

Erkeklerde ise 6 uzman Federer’i, 5’i Djokovic’i birincilik kürsüsüne layık gördü. Burada sürpriz Berdych, plase ise Monfils ! Sürpriz tenisciyi ilk sekizin arasından seçiyorlar. Plase ise 17. sıradan öte raketler.

Tabî sahaya çıkınca bu istatistikler geçersiz kalabiliyor. Ancak gerçek şu ki Serena’nın en sıradan bir gününde bile rakipleri ona ancak eğlencelik olabiliyor…Değil ki formunun zirvesinde olsun. Üstelik şimdi bu kadın New York’a formunun zirvesinde ve psikolojikman rahatlamış olarak geldiğini belirtiyor. Çektiği fikstürde çeyrek-finallere kadar ona rakip olabilecek birini göremiyorum. Çeyrekte de İvanovic’in onu ne kadar zorlayacağı merak konusu ! Sonra karşısına geleceği şimdiden tahmin etmek zor. Zira tam bir gayya kuyusu var fikstürün alt yanında. Kvitova, Kuznetsova, Cibulkova, Azarenka, Makarova ve Bouchard arasından biri çıkacak. Fikstürün ikinci bölümünde ise Sharapova ya da Halep ikilisinden birinin finale uzanacağını düşünüyorum. Halep turnuvanın açılış maçında (NCAA) kolej şampiyonu 21’lik Collins karşısında zorlandı ama bu büyük turnuvaların da bir özelliği de ağır-topların ancak zamanla ritmlerini buldukları.

Erkeklerde Federer çok avantajlı bir fikstüre sahip. Kendi bölümünde onu kimsenin zorlayabileceğini öngöremiyorum. Ancak çeyrek-finallerde karşısına Dimitrov, Gasquet, Monfils üçlüsünden zorlanacağı biri gelebilecek. Djokovic ise finale eğer ulaşabilirse herhalde Federer’in üç misli yorulacaktır. Tsonga, Murray, Wawrinka, Raonic hep onun yarısında.

Murray izlediğim kadarıyla kendisine eski antrenörü Lendl tarafından verilen tavsiyeleri çabuk unutmuş. Tribünde iticiliğin en başlıca örneğini yansıtan anasıyla birlikte dün akşam yine tiyatro oynadılar. Ama ne komedi, ne dram ne trajedi…Sadece “fars” ! Yetenek dolu bir şampiyon kafaca bu denli zafiyet içerisinde nasıl olabilir anlaşılır gibi değil ? Anasına sormak gerek ! Aldığı maçı verirken, rakibi benzer hatalarla ona adeta altın tepside ikramda bulundu!

Tabî biz ilk turların varsayımlarını yaparken, freni boşalmış bir araç olarak nitelendirebileceğimiz genç bir raketin, ağır-abi ve ablaları şoka uğratabileceğini de unutmuyoruz. İlaveten erkeklerde Cilic ve Gulbis, kadınlarda da Venus Williams ve Suarez-Navarro gibileri, birbirinden iyi neticeler ve formlarının zirvelerinde geldiler New York’a. Örneğin Kyrgios Rus Youzhny’i geçti ama acemiliğinden az kalsın ihraç edilecekti. Üç kez ihtar (code-violation/kural ihlali) aldı. Dördüncü de yolcu olabilirdi (default/ihraç) ! Allahtan uyarıldı. Hoşkalınız.

Bekir EMRE

Hamiş.: Bu arada dün tenis maçlarının bir bölümü esnasında Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki maçı da parçalar halinde izleme olanağım oldu. İyi de oldu ! Yaklaşan tehlike bir kez daha ortaya çıktı. Bir gösteri, bir oyun olarak bir spor karşılaşması ne denli zevkli, eğlenceli ve merak uyandırıcı ise diğeri sadece ve sadece tiksindiriciydi…Futbolcusu, idarecisi ve seyircisi ile birlikte hem de. Yazıklar olsun.

Yorum yapın

Filed under Bekir Emre yazıları