KAOS

Türkiye, RTE’nin başkanlık hevesleri ve yargılanma korkusu yüzünden yeniden bir kaosun içine sürüklendi.

Bizim, her şey olup bittikten sonra “tesbitini” yaptığımız bu durum, çok daha önceden, adım adım sosyal medyanın fenomeni Fuat Avni tarafından yazıldı ve açıklandı.

Fuat Avni’nin yazmış ve söylemiş olduklarının hepsi satır satır doğru çıkıyor, bu size garip gelmiyor mu?

Sarayı büyük olduğu için “büyük devlet” olduğu söylenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne gariptir ki ne yapacağını, ne edeceğini gizleyememektedir…

Şükür ki gizleyemiyor diyorum, o da ayrı tabii, çünkü hiç olmazsa neyin ne zaman ne olacağını bilebiliyoruz ve şaşırıp kalmıyoruz…

Ama bu nemene bir büyük devlettir ki, kabile gibi yönetilmektedir!

* * *

HDP genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın 7 Haziran seçimleri öncesinde başlattığı BARIŞ çağrısı, düzgün ve tutarlı davranışları, halkın nezdinde sevilmeye ve beğenilmeye, daha da ötesi güvenilmeye başlaması RTE’ı da, MHP’yi de ÇOK ama ÇOK rahatsız etti.

Hele hele HDP’nin, Türkiye Partisi olma yolunda hızla ilerlemekte olması ve 80 milletvekili ile “parti olarak” TBMM’ine girebilmesi, HDP dışında herkesi ÇOK rahatsız etti, çünkü Selahattin Demirtaş’ın ortaya çıkması, Türkiye’nin insan stokunun varlığını ve lidersiz kalmayacağını ayan beyan ortaya koydu.

Şimdi yaratılan KAOS’un temelinde yatan gerçeklerin başında HDP’den ve onun ürettiği siyasetçilerden kurtulmak var.

MHP’nin amansızca eleştirdiği AKP’ye, TBMM’inde sürekli destek veriyor oluşunun nedeni de bu.

Demode olmuş, hiç bir varlığı ve siyasi bilgisi olmayan Bahçeli, onun “milliyetçiliğinin” artık işe yaramadığını görünce, tabanından Kürt Milliyetçilerine kayma olur korkusu ile AKP’yi destekliyor, tabii bir yandan da olası bir erken seçimde, AKP’ye kayacağından korktuğu oyları “bak biz de onlardanız” edasıyla korumayı deniyor.

Bütün bunlar nafile… Türkiye barışı da başaracak, demokrasiyi de iyileştirecek, hukukun üstünlüğünü de sağlayacak, kuvvetler ayrılığına geri de dönecek.

Türkiye hırsızı da yargılayacak, suçluların hepsini bulup cezalandıracak. Bundan kaçısın bir tek yolu var, o da yaşarken ki tek değişmeyen gerçekle karşılaşmak, yani ÖLÜM !

* * *

AKP ve RTE birlikteliği, İŞİD ile savaşıyorum diyerek PKK’ya saldırmayı sürdürürse ki sürdürecek, o zaman İŞİD ile var olduğu bilinen işbirliğini belgelemiş olacak, çünkü çok uluslu bir yapısı olan PKK, İŞİD ile savaşıyor ve ona yapılan saldırılar, İŞİD mücadelesinde PKK’yı zayıflatıyor, hem lojistik ve cephane olarak, hem de bölünmüş cepheler olarak…

Bütün bu patırdı içinde devam eden koalisyon kurma çalışmalarının sonucunun ne olacağını herkes merakla bekliyor.

Bu koalisyonun kurulması, hem Türkiye’nin rahata ve huzura kavuşması için önemlidir, hem de özel olarak sabık başbakanın siyasi geleceğinin devamı açısından onu yakından ilgilendirmektedir.

Ama bir gerçek de var ki, Anayasa Komisyonu çalışmalarında 60 maddeyi yazmayı başaranlar, son dakikada “patrondan gelen emirle” pürüzü çıkartıp, masayı dağıtmışlardır.

Bugün de kendi geleceği için Türkiye’yi ateşe atan, kaosu körükleyen “patron”, yine son dakikada bir pürüz çıkartacaktır, çünkü sözünü dinlemeyen başbakandan kurtulmak istemektedir, aynı geçmişte Celal Bayar ile Adnan Menderes arasında olduğu gibi, onların da arasında şimdi bir “kim daha güçlü” savaşı söz konusudur. Burada iş AKP kongresine düşmektedir ki, orada da RTE’ye karşı çıkabilecek güç ve akılın bulunduğunu ben hiç sanmıyorum.

RTE en iyi ihtimalle kurulacak bir bakanlar kurulunun dağılımını beğenmeyip red etme yoluna gidebilir, ya da daha başka oyunlar sergiler.

Zaten koalisyon görüşmelerini yürüten ekibin içinde, ona tam bağlı isimler var ve onlar oyunun kurallarının talimatını çoktan almıştır, bunu da yakında Fuat Avni’den dinleriz ve memlekette neler olacağını öğreniriz.

Sessiz çoğunluğun yapması gereken tek şey, sesini yükseltmektir.

Her türlü demokratik platformda Türkiye için, AKP ve RTE’nin çizmiş olduğu yol haritasına karşı çıkmazsak, bu KAOS’un girdabında yok olur gideriz…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?

İSİD’in tehlikeli bir örgüt olduğu ve Türkiye’yi tehdit etmeye başladığı malum.

Peki bunca zamandır var olan bu tehlike neden şimdi görüldü?

Cumhuriyet Gazetesi tarafından belgelenen silahlar bize neden bugün çevrildi?

Sınırımızı kevgire çevirmiş olan anlayış, bugün neden birden bire 180 derece dönüş yaptı?

Bütün bunların cevabını internet fenomeni Fuat Avni, sık sık yayınladığı bilgiler ile kamu oyuna anlatmayı zaten sürdürüyor. Kimliği belirsiz bu bilgi kaynağının her dediğinin doğru çıkıyor olması bir yana, büyük sarayından ötürü büyük devlet olduğu söylenen “koskoca” Türkiye devleti hâlâ Fuat Avni’nin kimliğini ortaya çıkartamıyor.

Türk F16 ları İSİD hedeflerinin yanı sıra Kandil’i de bombalamaya başladı.

Yani “Barış Süreci” fiilen bitti ve Türkiye şimdi terörün kanlı eliyle başbaşa kaldı, ne zaman nerede neyin patlayacağı, saldırının nereye olacağı artık belli değil ve herkes, her an hedefte olduğunu bilerek yaşamaya başlıyor, huzura doğru giden yolda birden bire derin bir çukur açıldı ve herkes sırtından o çukura doğru itiliyor. Neden?

Bütün bunların arkasında yatan neden çok açık.

AKP geçtiğimiz genel seçimlerde çoğunluğu kaybetti. AKP’nin kaybetmesi bir yana, Erdoğan’da gücünü yitirdi ve olası bir koalisyon hükümeti ile:

  • Anayasal sınırlarına çekilmek zorunda kalacaktı
  • Hakkında ve ailesi için açılacak soruşturmaları engelleyemeyecekti
  • Uluslararası suçlamalardan kendisini kurtaramayacaktı

onun için de herhangi bir koalisyonun kurulmasını engellemek zorundaydı, bunun da yolu kaos ortamı yaratmaktan geçiyordu.

Buna karşılık Davutoğlu’nun ve Kılıçdaroğlu’nun bugün Türkiye tarihi karşısında çok ciddi ve önemli bir sorumlulukları var. KOALİSYONU KURMAK ZORUNDALAR.

Eğer AKP –CHP koalisyonu kurulmaz ise, her şeyden önce Davutoğlu’nun siyasi hayatı biter, bu onu ilgilendirir ve kimseyi de çok fazla üzmez, ama onun siyasi hayatının bitmesi demek, Erdoğan’a doping yapılması demektir ki, bu da bir felâketin içinde olan Türkiye’nin cehenneme dönmesi anlamına gelir.

Hiç bir siyasi parti, savaş hükümetlerinin içinde olmayı arzu etmez, bu çok ciddi bir sorumluluktur ve altından kalkılamayacak sıkıntılar doğurur.

Ancak CHP bu koalisyonu öyle ya da böyle kurup, savaşı engellemeyi başarabilir, Erdoğan’ın gücünü önce azaltıp, sonra yok etmeyi başarabilirse, o zaman önünü açmış, Türkiye’ye de nefes aldırmış olur.

Davutoğlu, kendi geleceğini kurtarmak ve nefes alabilmek için CHP ile anlaşmaya hazırdır. Ne denli koalisyon görüşmelerini yürütenler arasında Erdoğan’ın adamları varsa da, Erdoğan kurulacak hükümeti kendisi belirlemeye kalkışacak olsa da, bunlar kolkola girilip aşılabilecek sorunlardır.

Erdoğan ABD ile ortaklığını yenileyerek, hem onların, hem de Batı dünyasının güvenini kazanmayı deniyorsa da, dönüp aynaya bakmayı unutuyor ve artık kimsenin ona güvenmediğini fark edemiyor. Büyük sarayda büyük olunduğunu zanneden bir düşünce yapısının gerçekleri görmesi olanaksızdır.

Türkiye’nin bu gününden en az zararla çıkabilmesi için iki temel şart var:

  • AKP – CHP koalisyonu hangi koşulada olursa olsun kurulmalıdır
  • HDP eşbaşkanı Selâhattin Demirtaş’ın sakinleştirici ve birleştirici tavrını sürdürerek Doğu ve Güneydoğu’da Kürtleri sakinleşitirmesi ve barış söylemini sürdürmesi gerekir. O zaman, hem HDP gerçekten bir Türkiye Partisi olur, hem de en az zararla bu işten sıyrılınır

Bugün Türkiye’de yaşamakata olan herkesin, her an ve her düzlemde BARIŞtan başka bir söylemi olmaması gerekir. Yoksa gençlerimizin üzerine kurulan bu hain tuzak hepsini, hepimizi yutar…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

MİLLETVEKİLİ OLMANIN SAÇMALIĞI

Bütçeden bunca para harcanarak yapılan seçimler sonucunda TBMM’ine gelen milletvekillerinin aslında hiç bir işe yaramayan insanlar oldukları “parti disiplini” söylemi ile çok daha iyi anlaşılıyor.

Ön seçim yaparak, milletvekillerini belirleyen CHP’nin “başarısız” genel başkanının önünde ceketinin düğmelerini ilikleyen ne çok milletvekili varmış meğerse…

Parti içindeki tarihinde adı “hizipçiye” çıkmış bir Deniz Baykal’ın TBMM’i başkanlığı için aday gösterilebilindiği bir parti meclisinin buyruğunu bu milletvekilleri kabul etmişlerse eğer, o zaman onlara oy verenlere verecek cevapları da kalmamıştır. Baykal’dan CHP de bu ülke de bugüne kadar yalnızca zarar görmüştür.

MHP’nin milletvekilleri için ise söyleyecek söz bulamıyorum.

Gezi hareketini doğru okuyamadıklarını bildiğimiz MHP, bugün de 7 Haziran seçim sonuçlarını doğru okuyamadığını, TBMM inin başkan seçiminde çok açık olarak gösterdi. Üstelik HDP’nin seçim oyunları yaptığını öne sürerek, kara çalarak yaptı bunu.

Eğer HDP seçimlerde, sandıklarda zor kullandıysa ve bunun ispatları MHP’nin elinde var idiyse, neden bunu yüksek seçim kuruluna gününde vermediler?

Dedikoducu mahalle sakini gibi, kapı aralarında konuşmak, 80 milletvekili ile meclise girebilmiş bir patiye hiç ama hiç yakışmıyor demek geliyorsa da içimden, 70’lerin Türkiye’sini yaşamış birisi olarak hiç de şaşırmadığımı söylemek zorundayım. MHP faşist bir partidir, Türkiye’de faşizmin ilk temsilcisidir, bu nedenle de faşizme hızla yönelmiş olan AKP’ye koltuk çıkması aslında şaşırılacak bir durum değildir.

Önümüzde koalisyon seçeneklerinin değerlendirileceği bir kısa dönem var.

Bu dönemde CHP eğer AKP ile koalisyona giderse, tabanından tam olarak kopmuş demektir ve bir daha da seçimlerde beklediğini bulamaz. Hangi koşulda olursa olsun CHP’nin AKP ile yapacağı bir koalisyon kabul edilemez. HDP’nin böyle bir seçeneği kabul edip, yükselirken yok olmayı kabul edeceğine zaten ihtmal vermiyorum.

Geriye kalan seçeneğin, faşist ile faşistleşmekte olananın koalisyonu kalıyor. Bırakın yapsınlar, yapsınlar ki bu millet kime oy verdiğini görsün. Nasılsa kısa zamanda yerler birbirlerini ve Türkiye erken seçime gider.

Bugün yapılacak bir erken seçimin bence sonuçları hiç şaırıtıcı olmaz, çünkü ana muhalefet partisi olarak HDP çıkar, MHP ise kendi kazdığı kuyuya düşer ve %10 barajının altında kalır.

Erdoğan’ın aklından geçen, artık ortadan kalkacağı belli olan %10 barajı ve saçma seçim sistemi ile bir kere daha denemek ve iktidarda kalarak, çoluğu çocuğu kurtarmaktır. Ama görünürde bu yok..

Türkiye artık milletvekillerinin parti disiplini adı altında genel başkan sultasından kurtulduğu özgür bir meclisi özlüyor. Aklına ve davranışına güvenerek meclise gönderdiği milletvekillerinin başarısız genel başkanların kuyruğu olmamasını istiyor. İstemek yetiyor mu? Şimdilik HAYIR !

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

SÜLEYMAN BEY DE GİTTİ

Son 40-50 yıldır gazetecilik mesleğinde olup da Süleyman bey ile anısı olmayan kaç gazeteci vardır

Süleyman Demirel doğruları ve yanlışları ile gerçek bir devlet adamıydı

Hiç bir zaman onun siyasi görüşlerini beğenmedim, idamlar hakkında söylemiş olduklarını hiç bir zaman içime sindiremedim. O benim böyle düşündüğümü çok iyi bilirdi. İnanılmaz bir hafızası vardı ve hiç birşeyi unutmazdı

Şimdi tam tarihleri anımsayamıyorum, günlüklerim de benden uzaktalar; 70’li yıllarda yapılan bir seçim öncesinde Taksim Meydanı’nda seçim toplantısı yapacaktı, beklediği kalabalığı bulamadığı için çok sinirliydi. O dönemde “Ankara’dan Merhaba” köşesini yazmakta olduğum Demokrat İzmir Gazetesi’ne haberi şöyle geçmiştim “Taksim’de Demirel ve turşucular vardı!

Aradan yıllar geçti, 1996 yılında başında olduğum Ayral Holding, Zonguldak Çaycuma’da bir yatırıma girişmişti, ancak devletten almamız gereken desteği alamıyorduk. Her yere başvurmuştum, ancak cevap alamıyordum. Cumhurbaşkanlığı’na telefon ettim ve randevu istedim, üç gün sonra Ankara’da köşkteydim. O gün Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan’a başbakanlık görevini veriyordu (28 Haziran 1996), bekleme odasında Şevket Kazan ile birlikte bekledik

Erbakan’ı uğurladıktan sonra beni içeri aldılar, “Eeee Ayral işler nasıl gidiyor? Başardığını izliyorum, sorun nedir?” Diye karşıladı beni. Onbeş dakika kadar süren görüşmeden sonra yaverini çağırdı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nin (Necdet Seçkinöz) beni dinlemesini ve gereğini yapmasını istediğini söyledi. Genel Sekreter Seçkinöz beni cidiye almadı, buyur bile etmedi ve işimizi kaybettik, yatırımı gerçekleştiremedik

1997’de Fransa’ya geldim ve birkaç yıl Türkiye’ye dönemedim. 2001 ya da 2002 yılıydı, Ankara Gazi Osman Paşa’daki çalışma ofisinde Demirel’den randevu istedim, hemen randevu verdi gittim

“Neler oldu böyle Ayral? Turşucularla sende mi başbaşa mı kaldın yoksa?” diyerek beni hayrete düşürmüştü

O gün benden önce yakın dostu ve danışmanı, hocamız Prof. Bozkurt Güvenç ile görüşmüştü, Güvenç odadan çıkarken selamlaştığımızda, “Ayral senin talebendir değil mi?” diyerek bir kere daha şaşkınlaşmama neden olmuştu

Bunca siyaset adamı tanıdım, Süleyman Demirel gibi hafızası olanını bilmiyorum.

Süleyman Demirel, 91 yıllık ömürünü tamamlayarak aramızdan ayrılırken, ardında ciddi bir tarih bıraktı.

Herşeye rağmen, tüm hatalarına karşın devlet adamlığından ve demokrasiden hiç bir zaman ödün vermedi.

Onunla pek çok seçim gezisine katıldım, sofrasında yemek yedim. Tanrı taksiratlarını affetsin…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

KİMSE CAHİL DEĞİL

Kimse cahil değil, hele hele Devlet Bahçeli hiç cahil değil! Bunca devlet deneyimi olan bir parti liderinin cahil olup, gerçekleri göremediğini düşünmektir cahillik.

Bahçeli’nin tabanına anlatamayacağı tek şey “Kürt açılımı” deyimidir.

HDP’nin 80 milletvekili ile TBMM’ine girmiş olması “Kürt açılımı” deyimini fiilen gündemden düşürmüştür, ayrıca yapılması planlanan/konuşulan İmralı görüşmesinden de silahların bırakılacağı sinyalleri geldiğine göre, şimdi CHP’nin de, HDP’nin de “Kürt açılımı” deyişi yerine yeni bir deyiş bulmaları gerekiyor. Örneğin “Kardeşçe yaşamaya doğru projesi”, “Türkiye’nin gerçeğine kavuşma projesi” vb pek çok deyiş üretmek mümkün.

Çünkü ortada bazı gerçekler var ve bunların aşılması gerekiyor.

AKP ve saray ne yapıp, ne edip yeniden seçimlere gitmeyi planlıyor. Çünkü eğer seçimlere gitmezlerse başlarına çok yerden çok dert geleceğini biliyorlar.

Erdoğan partisini Abdullah Gül’e kaptıracağını artık çok iyi görüyor ve bunu yapmamak için elinden geleni ardına koymuyor. AKP içindeki huzursuzluk artık iyiden iyiye su yüzüne çıkmış durumda.

Muhalefetin bu gerçekleri çok akıllı ve hızlı değerlendirmesi gerekiyor, çünkü muhalefet partilerinin yetenekleri AKP ve Erdoğan’a göre çok daha az, onlar fırıldak döndürmeyi, ortalık kızıştırmayı, kavga çıkartmayı bilmiyorlar ve masum halleriyle İLLE BARIŞ diyorlar. Oysa Erdoğan’nın özellikle kaybettiği Kürt oylarını içine sindiremeyişi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da huzurluk yaratmasına neden oluyor, böylece HDP’yi suçlayarak erken seçimde paçayı kurtarmayı deniyor.

7 Haziran seçim sonuçlarının Türkiye’de bir devrim niteliğinde olduğunu, halkın çok açık seçik biçimde üç partiye “BİRLİKTE OLUN – HESAP SORUN” mesajını verdiğini daha önce de yazmıştım, tekrarlıyorum.

Devlet Bahçeli’nin elini rahatlatmak işi HDP ve CHP’ye düşer, sert ve olumsuz, eleştirel mesajlar hiç bir işe yaramaz.

%60 çoğunlukla iktidar olmuş bir koalisyonun Türkiye’de yapabileceği pek çok  olumlu iş var. Herşeyden önce 13 yılın pisliğini temizlemek gerekiyor. Hukukun üstünlüğünü yeniden oluşturmak gerekiyor. Eğitim sistemini yeniden ele almak gerekiyor. Ekonominin hızla içine düşmekte olduğu çıkmazların, çıkar yollarla buluşturulması gerekiyor ve tabii dış politikanın yeniden düzenlenmesi ve Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerini onarması gerekiyor. Bunların hiç birisinde üç partinin ayrı düştüğü bir nokta yok.

Rıza Türmen’in Doğan Kitap’tan çıkan yeni kitabının adı GÜÇSÜZLERİN GÜCÜ… Türkiye’deki insan haklarının yoksulluğunu konu olan, yazarın eski makalelerinin toplamından oluşan bu kitabı tüm muhalefet partilerinin okumaları gerektiğine inanıyorum, içinde bulunduğumuz durumu çok iyi açıklayan bu kitap, ayrıca neyin nasıl düzelebileceği konusunda da hayli ip ucu veriyor…

Kimse cahil olmadığına göre, AKP ve Erdoğan’ın da cahil olmadıklarını ve sürekli kendileri için olumlu yolları aradıklarını görmek ve bilmek gerekiyor, üstelik onların kurnazlıkları ile baş etmek için cahil olmamak yetmiyor…

Türkiye, öyle ya da böyle, CHP – HDP – MHP koalisyonunu istiyor…

Erdoğan, bu koalisyonu engellemek için elinden geleni ardına koymayacaktır, ancak onu köşeye sıkıştırmak ve hükümeti kurtma  görevini almak, akıllı bir işbirliğinden geçiyor.

Erdoğan’ın Deniz Baykal ile neler konuştuğunu doğru dürüst bilemiyoruz, ancak benim tahminim o ki, Erdoğan erken seçim için görüşmek durumunda kalacağı geçici TBMM’i başkanının nabzını tutmuştur. Ne de olsa, ona başbakanlık ve bugünkü Cumhurbaşkanlığı yolunu açan Baykal’dır. Tabii bir de Kemal Kılıçdaroğlu’na görev vermek üzere Saray’a çağırması söz konusu olacaktır, buradaki çözümlerden birisi Dışişleri konutunda görevi vermesidir, bir diğer çözüm de seyahate gitmesi ve vekili olan Baykal’ın görevlendirmeyi yapmasını sağlamaktır. Bunların hepsi elbette tahmin, ama olası gelişmelerdir.

Demokrasilerde çareler tükenmediğine göre ve demokrasi bir uzlaşı rejimi olduğuna göre, görelim bakalım muhalefetteki üç parti ne kadar demokratmış…

14/06/2015, Paris

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

SESSİZ DEVRİM

7 Haziran seçimleri üzerine herkes bir yorumda bulunuyor, oysa asıl kazananın kim olduğunu henüz net olarak söyleyen çıkmadı.

Seçimi kazanan HDP değil aslında, seçimi, belki de Kılıçdaroğlu’nun seçim gecesi kısaca yaptığı açıklamada söylemiş olduğu gibi, Türkiye’nin ta kendisi kazandı, yani asıl kazanan GEZİ RUHU.

Eğer Gezi eylemini gençler bu ülkeye yaşatmış olmasalardı, o zaman korkup, sinmiş olan halk uykusundan uyanamayacak ve Erdoğan hegemonyası artarak, azarak ülkeyi abluka altına almayı sürdürecekti.

Türkiye 7 Haziran akşamı sessiz bir devrime tanıklık etti ve demokrasiyi yalnızca sandık sanan iktidara ve Erdoğan’a, “eğer sandıksa, buyur sana sandık” diyerek iktidarlarına son verdi.

Şimdi sıra, geride kalan CHP, HDP ve MHP’nin kendi ideolojilerini bir süre kenara brakıp, aynı 1920 TBMM’inde olduğu gibi, devrim ruhuna yakışan ve Gezi Ruhu’nu aratmayan bir olgunlukla, bu sessiz devrime sahip çıkmalarında.

Ne zaman ne yapacağı belli olmayan Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde nasıl davranacağını göreceğiz.

Erdoğan’ın asıl yapması gereken hiç kuşkusuz yenilgiyi kabul edip işgal etmekte olduğu makamdan vaz geçmesidir, ancak ondan böyle bir olgunluğu beklemek yersiz olacağından, onun yapabileceklerini tahmin etmek durumundayız.

Erdoğan yenilgiye doymayabilir ve 45 gün sürecini kullanarak Türkiye’yi yeniden bir seçime götürebilir. Maliyetleri umursamayan, savurgan kişiliğinden örtürü “sonuna kadar yenilgi” diyerek seçimi yeniden deneyebilir. Bu Erdoğan kadar, AKP’nin de sonu olacaktır.

AKP içinden bir gurubun ayrılarak yeni bir oluşumu TBMM’ine taşımaları bir olasılık gibi duruyor. Bu oluşumun Abdullah Gül destekli bir yapı mı, yoksa tamamen bağımsız bir yapımı olacağını zaman gösterecek, ancak AKP içinde aklı başında olanlar olduğunu ve Erdoğan’dan artık yaka silktiklerini biliyoruz.

Ancak eğer Erdoğan teamüllere uyar ve Kılıçdaroğlu’na hükümeti kurma görevini verecek cesareti gösterirse, o zaman CHP – HDP ya da CHP – MHP koalisyonu, dışarda kalanın desteği ile kurulup, Türkiye ilk düzlüğe, sessiz devrimin gerekliliklerini yerine getirecek işleri yapmaya başlayabilir.

Sessiz devrim üç partiden neleri bekliyor?

  • Seçim yasasının değişmesini ve barajın kalkmasını
  • Kürsü dokunulmazlığı dışındaki tüm dokunulmazlıkların kaldırılmasını
  • 4+4+4 gibi ucube eğitim sisteminin düzeltilmesini
  • Üniversitelerin tam özerkliğinin sağlanmasını ve kendilerini yönetmelerine yol açılıp, YÖK’ün kaldırılmasını
  • Acil ekonomik düzenlemelerin yapılmasını ve işsizliğin artışını durduracak önlemlerin alınmasını
  • Yolsuzlukların incelenerek suçluların adalete teslim edilmesini ve hesap sorulmasını
  • Adalet sisteminin düzenlenmesini ve bağımsız yargının bozulamayacak bir biçimde yeniden hayata geçirilmesini
  • Güçler ayrılığının tesisini
  • Yapılacak ilk genel seçimlerde her partinin sesini duyurabilecek özgürlüğe kavuşmasını sağlayacak yasaların çıkartılmasını

bekliyor.

Türkiye artık özgür bir basının, tüm kaygılardan uzak çalışabildiği, gerçek demokrasiye hakkı olduğunun bilinci ile bu sessiz devrimi gerçekleştirdi.

İlk düzenlemelerin ardından yapılacak bir genel seçim ile demokrasi rayına oturur ve renkli bir TBMM ile ülke yönetilmeye devam eder, çağdaş uygarlık yolunda ilerlemesini sürdürür.

9 Haziran 2015, Paris

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

Sharpen

cuneytayral:

Very good shot.. All details are fine… Thank you Tetsuro…

Very good shot.. All details are fine… Thank you Tetsuro…

Orijinali görüntüle

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar