YENİ BİR TÜRKİYE ARAYIŞI (Alıntı: Yazar Rıza Türmen)

*Rıza Türmen Emekli Büyükelçi, AİHM Eski Yargıcı*

*İçeride ve dışarıda giderek yoğunlaşan bir savaş ortamına sürüklenen
Türkiye’de son zamanlardaki tek umut verici ışık, savaşa karşı bir Barış
Bloku’nun kurulması.

*Siyasal partiler yanında 80 civarında STK’nin yer aldığı Barış Bloku’nun
şimdi Demokrasi Bloku adı altında bir siyasal örgüt çatısı oluşturmaya
çalıştığını Cumhuriyet’ten öğreniyoruz. Böyle bir hareket başarılı olursa,
yeni bir Türkiye’nin temelleri bu platformda atılabilir.
Böyle bir oluşuma gereksinme olduğunu 12.08.2012 tarihinde Radikal 2’de
yayımlanan yazımda dile getirmiştim. Şöyle yazmıştım:
“Siyasal iktidarın kendi ideolojisine uygun bir toplum yaratma pojesine
karşı durmak… Yeni bir halk hareketi başlatmakla mümkün olabilir. Bu
amaçla CHP siyasal iktidarın tahakkümüne karşı direnen gruplarla beraber
bir ortak hareket platformu kurulması yolunda çaba göstermeli. Bu bir
demokrasi ve özgürlük platformu olacak. Böyle bir platform içinde CHP eşit
aktörlerden biri olarak kendi görüşlerini kabul ettirmek … gibi bir amaç
gütmemeli. Farklı görüşlere saygı göstererek, farklılıklar içinde birlik
olarak ortak hareket edilmesini sağlamalı.”
Bu yazı yazıldığında, Gezi Direnişi olmamıştı. Gezi, Türkiye’de çok şeyi
değiştirdi. Gezi sadece bir protesto hareketi değildi. Aynı zamanda yeni
bir Türkiye arayışıydı. Ne var ki Gezi bir siyasal harekete dönüşmedi,
süreklilik kazanmadı. Oysa, AKP’nin kurduğu hegemonyacı yapının ayakta
kalmasının olanaksızlaştığı bir Türkiye’de, AKP sonrası dönemi düşünmeye,
bu döneme ilişkin proje üretmeye gereksinim var.

*Savaşın gölgesi*
Savaşın gölgesinde yaşadığımız bugünlerde, savaş karşıtı bir blokun
kurulması elbette çok önemli. Bu anlamsız savaşın, terör eylemlerinin,
insan ölümlerinin, bombalamaların derhal durdurulması, yeni bir çözüm
sürecinin başlaması gerekir. Bunun yanında AKP’nin demokrasiyle bağdaşmayan
otoriter yönetimine karşı etkili bir toplumsal muhalefetin örgütlenmesi de
önemli. Ama bunlar yeterli değil. Asıl üzerinde durulması gereken yeni bir
düzenin inşası.

*Ana hedef*
Burada söz konusu olan bir restorasyon değil yeniden inşa. Temel sorun
muhalefet stratejisinden yeniden inşa stratejisine geçilmesi. Kurulması
tasarlanan Demokrasi Bloku’nun ana hedefi bu olmalı. Bu gerçekleşmezse
marjinal bir girişim olarak kalmaya mahkûm olur.
Bu nedenle, Demokrasi Bloku’nu oluşturan bileşenleri birleştiren tek ortak
nokta AKP’nin düzenine muhalefet olmamalı. Bunu aşarak demokratik,
özgürlükçü, eşitlikçi yeni bir Türkiye projesi üzerinde birleşmeleri
önemli. Türkiye’de yeni bir demokrasiye, bir demokrasi devrimine gereksinim
var. Demokrasi Bloku’nun böyle radikal bir dönüşümü gerçekleştirecek bir
proje ile ortaya çıkması, kendisinin siyaset sahnesinde etkili bir aktör
olmasına yol açacak.

*Bir büyük ‘ütopya’*
Demokrasi Bloku’nun topluma önerdiği, siyasal partiler tarafından önerilen
bütüncül bir projeye dayanmayan sınırlı, pragmatik reformlardan farklı
olmalı. Bir büyük “ütopya” niteliği taşımalı. Her toplumsal dönüşüm bir
ütopyadan doğar.
Böyle bir demokrasi devrimini gerçekleştirecek ütopyanın oluşturulması
elbette derin bir tartışma sürecini gerektirir. Karşıt görüşlerin ileri
sürüldüğü bir tartışma ortamı çoğulcu bir demokrasinin vazgeçilmez koşulu.
Yeni Türkiye-demokrasi devrimi ütopyasının, insanların farklılıklarıyla
eşit bir biçimde ve birlikte yaşamalarını sağlayan bir çoğulculuk
anlayışına; iktidarı bürokratik bir merkezden yerel birimler aracılığı ile
halka devreden bir katılımcılık anlayışına; özgürlüğü eşitlik ve
tahakkümsüzlükle birleştiren bir özgürlük anlayışına; toplumun kenarında
yaşayan dışlanmışları, ezilmişleri merkeze taşıyan, onlara öncelik veren
bir toplumsal adalet anlayışına; kadını, çocuğu, yoksullukla mücadeleyi,
çevreyi ön plana çıkaran bir insan hakları anlayışına; muhalefetin ve
STK’lerin karar mekanizmalarına katılmalarına yer veren uzlaşıcı, saydam,
hesap veren bir siyaset anlayışına dayanması gerekir.

*Yeni bir heyecan*
Büyük kitleleri harekete geçirerek iktidar yolunu açmak için mevcut
sistemden, geleneksel siyaset yapma biçiminden bıkmış insanlara yeni bir
heyecan vermek gerekiyor. Bu ise ancak halkın katılımıyla oluşturulacak
radikal bir değişim projesiyle gerçekleştirilebilir.

*Aktif yurttaşlık*
Başka bir dünyanın, daha adil, daha barışçı, daha eşitlikçi, daha
demokratik bir dünyanın mümkün olduğunu göstermek gerekli. Yeni bir
demokrasi projesi halk tarafından yaratılmış bir proje olmalı. Öznesi halk
olan bir projenin yukarıdan aşağı değil, tabandan yukarı çıkması büyük önem
taşıyor.
Bunun için karşılıklı konuşma ve öğrenmeye dayanan bir iletişim kurmak
gerek. Halkı siyasetin içine çekerek aktif bir yurttaşlık bilincinin
uyandırılması radikal bir dönüşümün vazgeçilmez koşulu. Ancak böylelikle
ütopyanın halk kitleleri tarafından benimsenmesi, umut vermesi
sağlanabilir.
İçinde bulunduğumuz kriz, eskinin tükenmesi olduğu kadar, yeninin de doğum
sancısı. Şimdi yeniyi inşa edecek yeni güçlere gereksinim var. Demokrasi
Bloku bu bakımdan önemli.

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

KAÇAN FIRSAT

Genellikle bir yazının başına oturduğum zaman, edebimi korumaya özen gösteririm, seçtiğim sözcüklerin küfüre, kırıcılığa yol açmamasını denerim, ancak MHP’nin bugünkü siyasi ortamda takındığı tavır için “yatacak yerleri yok” demekten öte  söyleyecek söz bulamıyorum.

HDP açık açık her türlü terör eylemine karşı olduğunu bildirdiği halde ve ülkede barışın egemen olması için her türlü çabanın gösterilmesi gereğine vurgu yapmasına karşın, MHP hâlâ gevelemeye ve koalisyonun kurulmasına engel olmaya devam ediyor. Elbette bu tavrı ile RTE’nin ekmeğine yağ sürmeyi de sürdürüyor.

Cumhurbaşkanının AKP’yi fiilen yönetmekte olduğu gerçeğine göz yummak, son seçimlerde, halkın vermiş olduğu oyları görmezden gelmek anlamına geliyor ki, olası bir erken seçimde MHP bunun bedelini çok ağır ödeyecektir. %10 barajı ile yeniden seçime girilecek olunursa, MHP’nin bu barajı aşmakta bile zorlanması büyük bir olasılık olarak ortaya çıkıyor.

RTE, artık hiç kimseye kulak asmadığını ve sivil darbenin son noktalarını koymakta olduğunu Rize konuşmasında açıkça belritti ve Türkiye’de fiili bir başkanlık döneminin başladığını, anayasanın da buna uydurulması gerektiğini belirtti. Başdanışmanı Kuzu’nun, kuzu kuzu bu işin alt yapısını hazırlamış olduğundan kimsenin şüphesi zaten yok.

Sorumsuz cumhurbaşkanının attığı her adımın sorumlusu durumunda olan başbakan ise onun çizmiş olduğu yolu benimseyerek, gerçek bir hayalperest olduğunun altını kalın bir çizgiyle çiziverdi. Koalisyonu kuramamış olmanın bedelinin, siyasi yaşamının sonu olduğunu göremeyecek kadar hayalperset olabileceğini düşünemezdim.

Şimdi RTE’nin Kılıçdaroğlu’na hükümeti kurma görevini vermesi gerekiyor ve CHP’nin de en zor işi MHP’yi HDP’li bir hükümete ikna etmek olacak.

Burada elbette HDP’ye de çok iş düşüyor, çünkü MHP, HDP’nin, adını vererek PKK’yı kınamasını ve terör örgütü olduğunu söylemesini istiyor. HDP bu ödünü verebildiği takdirde, Türkiye’de üçlü bir hükümet kurulabilecek ve seçmenin son seçimlerdeki istedikleri yerine getirilmiş olacak.

Kurulabilecek bu hükümetin yapacağı işler kimsenin hayır diyemeyeceği işlerdir.

Öncelikle, sürekli anayasa suçu işlemekte olan RTE’den Türkiye’nin kurtarılması gerekmektedir, yokuş aşağıya hızla gitmekte olan ekonomiye yön verilmelidir, bu gidişat devam ettiği takdirde baş edilemez bir hal alacaktır.

Barış süreci bir anlamda silahların susturulması ve diğer işlerin tamamlanması olarak algılanmalı ve MHP kızdırılmadan belli adımlar atılmalıdır.

Siyaset bir çözüm sanatıdır ve şu andaki iklim özellikle HDP’nin bu sanatını göstermesi için uygundur.

HDP gerçekten Türkiye partisi olmak yolunda ilerlemek istiyorsa, şu anda kurulması olası olan bir koalisyon hükümetinin önünü açmalıdır, aksi halde bu soru erken bir genel seçimde MHP’ye olduğu kadar, HDP’ye de sorulacaktır. “Biz barış istedik ama MHP kabul etmedi” demek yeterli olmayacaktır.

MHP kemikleşmiş ve Türk siyasi yaşamında yıllardır varlığını sürdüren, futbol takımı tutar gibi bu partiyi tutan bir tabanı olan siyasi bir harekettir, bu hareket erken bir genel seçimde yok olabilir, bu yüksek bir olasılıktır, ancak HDP’nin RTE’ı güçlendirecek herhangi bir riski göze almaması gerekir

RTE acaba Kılıçdaroğlu’na yeni bir hükümeti kurma görevini verecek midir? Yoksa süre doldu deyip seçimlere mi karar vermeye yönelecektir? Anayasayı ve demokratik teammülleri hiçe sayan bir adamdan herşey beklenir. O nedenle çok dikkatli olunması gereken tehlikeli bir kavşakta olduğumuzun anlaşılmasında ve CHP’nin, HDP’nin ve MHP’nin bu anlamda tavır almasında yarar vardır.

MHP oyun bozanlığını TBMM başkanlık seçimlerinde göstermiştir, o nedenle HDP’nin PKK için sarf edeceği sözler karşısında, HDP ile birlikte bir hükümetin kurulmasına yine de karşı çıkarsa, o zaman yok oluşunun altına imza atmış olacaktır.

Önümüzdeki bir hafta içinde olacakları T.C. tarihi bakalım nasıl değerlendirecek…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

HÜRRİYET GÖSTERİ DERGİSİ İÇİN EMRE DİRİM’İN BENİMLE YAPMIŞ OLDUĞU SÖYLEŞİ

001

002003004005

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

KAOS

Türkiye, RTE’nin başkanlık hevesleri ve yargılanma korkusu yüzünden yeniden bir kaosun içine sürüklendi.

Bizim, her şey olup bittikten sonra “tesbitini” yaptığımız bu durum, çok daha önceden, adım adım sosyal medyanın fenomeni Fuat Avni tarafından yazıldı ve açıklandı.

Fuat Avni’nin yazmış ve söylemiş olduklarının hepsi satır satır doğru çıkıyor, bu size garip gelmiyor mu?

Sarayı büyük olduğu için “büyük devlet” olduğu söylenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne gariptir ki ne yapacağını, ne edeceğini gizleyememektedir…

Şükür ki gizleyemiyor diyorum, o da ayrı tabii, çünkü hiç olmazsa neyin ne zaman ne olacağını bilebiliyoruz ve şaşırıp kalmıyoruz…

Ama bu nemene bir büyük devlettir ki, kabile gibi yönetilmektedir!

* * *

HDP genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın 7 Haziran seçimleri öncesinde başlattığı BARIŞ çağrısı, düzgün ve tutarlı davranışları, halkın nezdinde sevilmeye ve beğenilmeye, daha da ötesi güvenilmeye başlaması RTE’ı da, MHP’yi de ÇOK ama ÇOK rahatsız etti.

Hele hele HDP’nin, Türkiye Partisi olma yolunda hızla ilerlemekte olması ve 80 milletvekili ile “parti olarak” TBMM’ine girebilmesi, HDP dışında herkesi ÇOK rahatsız etti, çünkü Selahattin Demirtaş’ın ortaya çıkması, Türkiye’nin insan stokunun varlığını ve lidersiz kalmayacağını ayan beyan ortaya koydu.

Şimdi yaratılan KAOS’un temelinde yatan gerçeklerin başında HDP’den ve onun ürettiği siyasetçilerden kurtulmak var.

MHP’nin amansızca eleştirdiği AKP’ye, TBMM’inde sürekli destek veriyor oluşunun nedeni de bu.

Demode olmuş, hiç bir varlığı ve siyasi bilgisi olmayan Bahçeli, onun “milliyetçiliğinin” artık işe yaramadığını görünce, tabanından Kürt Milliyetçilerine kayma olur korkusu ile AKP’yi destekliyor, tabii bir yandan da olası bir erken seçimde, AKP’ye kayacağından korktuğu oyları “bak biz de onlardanız” edasıyla korumayı deniyor.

Bütün bunlar nafile… Türkiye barışı da başaracak, demokrasiyi de iyileştirecek, hukukun üstünlüğünü de sağlayacak, kuvvetler ayrılığına geri de dönecek.

Türkiye hırsızı da yargılayacak, suçluların hepsini bulup cezalandıracak. Bundan kaçısın bir tek yolu var, o da yaşarken ki tek değişmeyen gerçekle karşılaşmak, yani ÖLÜM !

* * *

AKP ve RTE birlikteliği, İŞİD ile savaşıyorum diyerek PKK’ya saldırmayı sürdürürse ki sürdürecek, o zaman İŞİD ile var olduğu bilinen işbirliğini belgelemiş olacak, çünkü çok uluslu bir yapısı olan PKK, İŞİD ile savaşıyor ve ona yapılan saldırılar, İŞİD mücadelesinde PKK’yı zayıflatıyor, hem lojistik ve cephane olarak, hem de bölünmüş cepheler olarak…

Bütün bu patırdı içinde devam eden koalisyon kurma çalışmalarının sonucunun ne olacağını herkes merakla bekliyor.

Bu koalisyonun kurulması, hem Türkiye’nin rahata ve huzura kavuşması için önemlidir, hem de özel olarak sabık başbakanın siyasi geleceğinin devamı açısından onu yakından ilgilendirmektedir.

Ama bir gerçek de var ki, Anayasa Komisyonu çalışmalarında 60 maddeyi yazmayı başaranlar, son dakikada “patrondan gelen emirle” pürüzü çıkartıp, masayı dağıtmışlardır.

Bugün de kendi geleceği için Türkiye’yi ateşe atan, kaosu körükleyen “patron”, yine son dakikada bir pürüz çıkartacaktır, çünkü sözünü dinlemeyen başbakandan kurtulmak istemektedir, aynı geçmişte Celal Bayar ile Adnan Menderes arasında olduğu gibi, onların da arasında şimdi bir “kim daha güçlü” savaşı söz konusudur. Burada iş AKP kongresine düşmektedir ki, orada da RTE’ye karşı çıkabilecek güç ve akılın bulunduğunu ben hiç sanmıyorum.

RTE en iyi ihtimalle kurulacak bir bakanlar kurulunun dağılımını beğenmeyip red etme yoluna gidebilir, ya da daha başka oyunlar sergiler.

Zaten koalisyon görüşmelerini yürüten ekibin içinde, ona tam bağlı isimler var ve onlar oyunun kurallarının talimatını çoktan almıştır, bunu da yakında Fuat Avni’den dinleriz ve memlekette neler olacağını öğreniriz.

Sessiz çoğunluğun yapması gereken tek şey, sesini yükseltmektir.

Her türlü demokratik platformda Türkiye için, AKP ve RTE’nin çizmiş olduğu yol haritasına karşı çıkmazsak, bu KAOS’un girdabında yok olur gideriz…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?

İSİD’in tehlikeli bir örgüt olduğu ve Türkiye’yi tehdit etmeye başladığı malum.

Peki bunca zamandır var olan bu tehlike neden şimdi görüldü?

Cumhuriyet Gazetesi tarafından belgelenen silahlar bize neden bugün çevrildi?

Sınırımızı kevgire çevirmiş olan anlayış, bugün neden birden bire 180 derece dönüş yaptı?

Bütün bunların cevabını internet fenomeni Fuat Avni, sık sık yayınladığı bilgiler ile kamu oyuna anlatmayı zaten sürdürüyor. Kimliği belirsiz bu bilgi kaynağının her dediğinin doğru çıkıyor olması bir yana, büyük sarayından ötürü büyük devlet olduğu söylenen “koskoca” Türkiye devleti hâlâ Fuat Avni’nin kimliğini ortaya çıkartamıyor.

Türk F16 ları İSİD hedeflerinin yanı sıra Kandil’i de bombalamaya başladı.

Yani “Barış Süreci” fiilen bitti ve Türkiye şimdi terörün kanlı eliyle başbaşa kaldı, ne zaman nerede neyin patlayacağı, saldırının nereye olacağı artık belli değil ve herkes, her an hedefte olduğunu bilerek yaşamaya başlıyor, huzura doğru giden yolda birden bire derin bir çukur açıldı ve herkes sırtından o çukura doğru itiliyor. Neden?

Bütün bunların arkasında yatan neden çok açık.

AKP geçtiğimiz genel seçimlerde çoğunluğu kaybetti. AKP’nin kaybetmesi bir yana, Erdoğan’da gücünü yitirdi ve olası bir koalisyon hükümeti ile:

  • Anayasal sınırlarına çekilmek zorunda kalacaktı
  • Hakkında ve ailesi için açılacak soruşturmaları engelleyemeyecekti
  • Uluslararası suçlamalardan kendisini kurtaramayacaktı

onun için de herhangi bir koalisyonun kurulmasını engellemek zorundaydı, bunun da yolu kaos ortamı yaratmaktan geçiyordu.

Buna karşılık Davutoğlu’nun ve Kılıçdaroğlu’nun bugün Türkiye tarihi karşısında çok ciddi ve önemli bir sorumlulukları var. KOALİSYONU KURMAK ZORUNDALAR.

Eğer AKP –CHP koalisyonu kurulmaz ise, her şeyden önce Davutoğlu’nun siyasi hayatı biter, bu onu ilgilendirir ve kimseyi de çok fazla üzmez, ama onun siyasi hayatının bitmesi demek, Erdoğan’a doping yapılması demektir ki, bu da bir felâketin içinde olan Türkiye’nin cehenneme dönmesi anlamına gelir.

Hiç bir siyasi parti, savaş hükümetlerinin içinde olmayı arzu etmez, bu çok ciddi bir sorumluluktur ve altından kalkılamayacak sıkıntılar doğurur.

Ancak CHP bu koalisyonu öyle ya da böyle kurup, savaşı engellemeyi başarabilir, Erdoğan’ın gücünü önce azaltıp, sonra yok etmeyi başarabilirse, o zaman önünü açmış, Türkiye’ye de nefes aldırmış olur.

Davutoğlu, kendi geleceğini kurtarmak ve nefes alabilmek için CHP ile anlaşmaya hazırdır. Ne denli koalisyon görüşmelerini yürütenler arasında Erdoğan’ın adamları varsa da, Erdoğan kurulacak hükümeti kendisi belirlemeye kalkışacak olsa da, bunlar kolkola girilip aşılabilecek sorunlardır.

Erdoğan ABD ile ortaklığını yenileyerek, hem onların, hem de Batı dünyasının güvenini kazanmayı deniyorsa da, dönüp aynaya bakmayı unutuyor ve artık kimsenin ona güvenmediğini fark edemiyor. Büyük sarayda büyük olunduğunu zanneden bir düşünce yapısının gerçekleri görmesi olanaksızdır.

Türkiye’nin bu gününden en az zararla çıkabilmesi için iki temel şart var:

  • AKP – CHP koalisyonu hangi koşulada olursa olsun kurulmalıdır
  • HDP eşbaşkanı Selâhattin Demirtaş’ın sakinleştirici ve birleştirici tavrını sürdürerek Doğu ve Güneydoğu’da Kürtleri sakinleşitirmesi ve barış söylemini sürdürmesi gerekir. O zaman, hem HDP gerçekten bir Türkiye Partisi olur, hem de en az zararla bu işten sıyrılınır

Bugün Türkiye’de yaşamakata olan herkesin, her an ve her düzlemde BARIŞtan başka bir söylemi olmaması gerekir. Yoksa gençlerimizin üzerine kurulan bu hain tuzak hepsini, hepimizi yutar…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

MİLLETVEKİLİ OLMANIN SAÇMALIĞI

Bütçeden bunca para harcanarak yapılan seçimler sonucunda TBMM’ine gelen milletvekillerinin aslında hiç bir işe yaramayan insanlar oldukları “parti disiplini” söylemi ile çok daha iyi anlaşılıyor.

Ön seçim yaparak, milletvekillerini belirleyen CHP’nin “başarısız” genel başkanının önünde ceketinin düğmelerini ilikleyen ne çok milletvekili varmış meğerse…

Parti içindeki tarihinde adı “hizipçiye” çıkmış bir Deniz Baykal’ın TBMM’i başkanlığı için aday gösterilebilindiği bir parti meclisinin buyruğunu bu milletvekilleri kabul etmişlerse eğer, o zaman onlara oy verenlere verecek cevapları da kalmamıştır. Baykal’dan CHP de bu ülke de bugüne kadar yalnızca zarar görmüştür.

MHP’nin milletvekilleri için ise söyleyecek söz bulamıyorum.

Gezi hareketini doğru okuyamadıklarını bildiğimiz MHP, bugün de 7 Haziran seçim sonuçlarını doğru okuyamadığını, TBMM inin başkan seçiminde çok açık olarak gösterdi. Üstelik HDP’nin seçim oyunları yaptığını öne sürerek, kara çalarak yaptı bunu.

Eğer HDP seçimlerde, sandıklarda zor kullandıysa ve bunun ispatları MHP’nin elinde var idiyse, neden bunu yüksek seçim kuruluna gününde vermediler?

Dedikoducu mahalle sakini gibi, kapı aralarında konuşmak, 80 milletvekili ile meclise girebilmiş bir patiye hiç ama hiç yakışmıyor demek geliyorsa da içimden, 70’lerin Türkiye’sini yaşamış birisi olarak hiç de şaşırmadığımı söylemek zorundayım. MHP faşist bir partidir, Türkiye’de faşizmin ilk temsilcisidir, bu nedenle de faşizme hızla yönelmiş olan AKP’ye koltuk çıkması aslında şaşırılacak bir durum değildir.

Önümüzde koalisyon seçeneklerinin değerlendirileceği bir kısa dönem var.

Bu dönemde CHP eğer AKP ile koalisyona giderse, tabanından tam olarak kopmuş demektir ve bir daha da seçimlerde beklediğini bulamaz. Hangi koşulda olursa olsun CHP’nin AKP ile yapacağı bir koalisyon kabul edilemez. HDP’nin böyle bir seçeneği kabul edip, yükselirken yok olmayı kabul edeceğine zaten ihtmal vermiyorum.

Geriye kalan seçeneğin, faşist ile faşistleşmekte olananın koalisyonu kalıyor. Bırakın yapsınlar, yapsınlar ki bu millet kime oy verdiğini görsün. Nasılsa kısa zamanda yerler birbirlerini ve Türkiye erken seçime gider.

Bugün yapılacak bir erken seçimin bence sonuçları hiç şaırıtıcı olmaz, çünkü ana muhalefet partisi olarak HDP çıkar, MHP ise kendi kazdığı kuyuya düşer ve %10 barajının altında kalır.

Erdoğan’ın aklından geçen, artık ortadan kalkacağı belli olan %10 barajı ve saçma seçim sistemi ile bir kere daha denemek ve iktidarda kalarak, çoluğu çocuğu kurtarmaktır. Ama görünürde bu yok..

Türkiye artık milletvekillerinin parti disiplini adı altında genel başkan sultasından kurtulduğu özgür bir meclisi özlüyor. Aklına ve davranışına güvenerek meclise gönderdiği milletvekillerinin başarısız genel başkanların kuyruğu olmamasını istiyor. İstemek yetiyor mu? Şimdilik HAYIR !

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar

SÜLEYMAN BEY DE GİTTİ

Son 40-50 yıldır gazetecilik mesleğinde olup da Süleyman bey ile anısı olmayan kaç gazeteci vardır

Süleyman Demirel doğruları ve yanlışları ile gerçek bir devlet adamıydı

Hiç bir zaman onun siyasi görüşlerini beğenmedim, idamlar hakkında söylemiş olduklarını hiç bir zaman içime sindiremedim. O benim böyle düşündüğümü çok iyi bilirdi. İnanılmaz bir hafızası vardı ve hiç birşeyi unutmazdı

Şimdi tam tarihleri anımsayamıyorum, günlüklerim de benden uzaktalar; 70’li yıllarda yapılan bir seçim öncesinde Taksim Meydanı’nda seçim toplantısı yapacaktı, beklediği kalabalığı bulamadığı için çok sinirliydi. O dönemde “Ankara’dan Merhaba” köşesini yazmakta olduğum Demokrat İzmir Gazetesi’ne haberi şöyle geçmiştim “Taksim’de Demirel ve turşucular vardı!

Aradan yıllar geçti, 1996 yılında başında olduğum Ayral Holding, Zonguldak Çaycuma’da bir yatırıma girişmişti, ancak devletten almamız gereken desteği alamıyorduk. Her yere başvurmuştum, ancak cevap alamıyordum. Cumhurbaşkanlığı’na telefon ettim ve randevu istedim, üç gün sonra Ankara’da köşkteydim. O gün Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan’a başbakanlık görevini veriyordu (28 Haziran 1996), bekleme odasında Şevket Kazan ile birlikte bekledik

Erbakan’ı uğurladıktan sonra beni içeri aldılar, “Eeee Ayral işler nasıl gidiyor? Başardığını izliyorum, sorun nedir?” Diye karşıladı beni. Onbeş dakika kadar süren görüşmeden sonra yaverini çağırdı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nin (Necdet Seçkinöz) beni dinlemesini ve gereğini yapmasını istediğini söyledi. Genel Sekreter Seçkinöz beni cidiye almadı, buyur bile etmedi ve işimizi kaybettik, yatırımı gerçekleştiremedik

1997’de Fransa’ya geldim ve birkaç yıl Türkiye’ye dönemedim. 2001 ya da 2002 yılıydı, Ankara Gazi Osman Paşa’daki çalışma ofisinde Demirel’den randevu istedim, hemen randevu verdi gittim

“Neler oldu böyle Ayral? Turşucularla sende mi başbaşa mı kaldın yoksa?” diyerek beni hayrete düşürmüştü

O gün benden önce yakın dostu ve danışmanı, hocamız Prof. Bozkurt Güvenç ile görüşmüştü, Güvenç odadan çıkarken selamlaştığımızda, “Ayral senin talebendir değil mi?” diyerek bir kere daha şaşkınlaşmama neden olmuştu

Bunca siyaset adamı tanıdım, Süleyman Demirel gibi hafızası olanını bilmiyorum.

Süleyman Demirel, 91 yıllık ömürünü tamamlayarak aramızdan ayrılırken, ardında ciddi bir tarih bıraktı.

Herşeye rağmen, tüm hatalarına karşın devlet adamlığından ve demokrasiden hiç bir zaman ödün vermedi.

Onunla pek çok seçim gezisine katıldım, sofrasında yemek yedim. Tanrı taksiratlarını affetsin…

Yorum bırakın

Filed under Fotograflar